<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294</id><updated>2012-01-31T01:19:00.097-08:00</updated><title type='text'>deyim yerinde degilse</title><subtitle type='html'>bu blogda yazılı kayıt altında olan her konu tema ve unsur tamamen hayal ürünü olup yaşanmamış kurgulardan ibarettir. sevgiyle duyrulur !</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>35</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-8502895684334554330</id><published>2009-02-18T23:26:00.000-08:00</published><updated>2010-09-19T05:39:32.421-07:00</updated><title type='text'>aslında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/TJYEQ5bpBEI/AAAAAAAAAFE/NugZh4capCY/s1600/e1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/TJYEQ5bpBEI/AAAAAAAAAFE/NugZh4capCY/s320/e1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518603081730294850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sanırım bi şey söylemem gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ya da bi şey söylemem gerektiğini zannediyorum.&lt;br /&gt;söylenemeyen şeyleri telaffuz etmek ne zor&lt;br /&gt;sesli harflerle konuşmaya çalışan bir dilsiz heyecanı !&lt;br /&gt;aynı anlama gelmeyen şeyler ..&lt;br /&gt;yazıldığı gibi okunmayan kelimeler var dilimin ucunda&lt;br /&gt;okunduğu kadar anlaşılmayan,&lt;br /&gt;dokunduğu kadar acıtan bi şeyler&lt;br /&gt;bende unuttuğun izler var&lt;br /&gt;biriktirip sakladığım,&lt;br /&gt;"kendine iyi bak" anlamına gelen noktaların&lt;br /&gt;bazen onları bir araya getirip&lt;br /&gt;sana bakıyorum&lt;br /&gt;izliyorum sadece,&lt;br /&gt;uyuyakaldığım en güzel film sendin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında ben..&lt;br /&gt;benim aslında..&lt;br /&gt;söylemek ist..&lt;br /&gt;yani.. bak.. tam olarak..&lt;br /&gt;şimdi.. bi saniye.. dur.. biraz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sussam iyi olacak..&lt;br /&gt;bazen.. (bazen'in ne demek olduğunu hatırlamıyorum bazen)&lt;br /&gt;bir şeyler duyman gerektiğini zannediyor musun ? (hiç, sanıyorum)&lt;br /&gt;bunu sanmadığım zaman söylemeliyim&lt;br /&gt;gözyaşları bazen ölesiye akar&lt;br /&gt;bazen veresiye..&lt;br /&gt;bunu da yaz&lt;br /&gt;bunu da..&lt;br /&gt;üstünü çizdiğinde&lt;br /&gt;hepsini peşin olarak ödeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir kız gibi ağlamak istiyorum"&lt;br /&gt;büyük iskender , milattan önceki son 29 şubat &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-8502895684334554330?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/8502895684334554330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=8502895684334554330&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8502895684334554330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8502895684334554330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2009/02/aslnda.html' title='aslında'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/TJYEQ5bpBEI/AAAAAAAAAFE/NugZh4capCY/s72-c/e1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-6256369597705273284</id><published>2009-02-10T08:43:00.001-08:00</published><updated>2009-02-10T08:45:05.343-08:00</updated><title type='text'>arkadan yırtılan aşk</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3333/3269810526_495c18074c.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 500px; CURSOR: hand; HEIGHT: 333px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3333/3269810526_495c18074c.jpg?v=0" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün araba kullanırken radyodan 97,4'e rastgeldim. yusuf peygamberin hayatı anlatılıyordu. 97,4 prof.dr.suat yıldırım'ın türkçe kuran mealini 24 saat okuyan bir fm kanalı. neyse. sonra eve geldiğimde bu konu hakkındaki diğer yazıları araştırdım netten. Gördüm ki, bahsedilen olayın olduğu tarihten sonra gelen yüzyıllar içerisinde yaşamış olan yazar ve şairler neredeyse kadını mazlum olarak anmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın ?&lt;br /&gt;hz. yusuf'tan "murad" almak isteyen,&lt;br /&gt;hz. yusuf'u köle olarak alıp (hz yusuf'un ifadesine göre kendisi bu adamın çok iyiliğini görmüştür) evinde bulunduran,firavunun başveziri potifar'ın karısı.. ismi insanlar tarafından zeliha (veya züleyha) olarak belirtilmiş. “yusuf ile zeliha” adlı aşk efsanesinin kadın başrol oyuncusu ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi konu şudur ki, bu kadın neden onca şair ve yazar tarafından masum gibi gösterilmiş ?&lt;br /&gt;yani çektiği yasak aşk'ın acısı, "helalim" dairesinin çizgisine getirilmiş ?&lt;br /&gt;bi çok örneği var :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir arap şair :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes, yusuf'un yırtılmış gömleğine bakıyor.&lt;br /&gt;kimse, zuleyha'nın paramparça olmuş kalbine bakmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demiş. bizim edebiyattan ise nazan bekiroğlu'nun bir kitabı&lt;br /&gt;ve elif şafak'ın konuyla ilgili bir makalesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra düşündüm ki, kadını anlamadığımdan mı acaba ? hani o da kendisini anlayamayan hemcinslerini eve davet ediyor da sonra misafir kadınların önlerine bir meyve tabağı ve soymaları için birer bıçak verip sonra "yusuf onlara görün" diyor da tüm kadınlar yusuf'u izlerken acısını hissetmeden parmaklarını kesiyor ya ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(sure-i yusuf)&lt;br /&gt;30-Şehirde birtakım kadınlar: "Duydunuz mu?" dediler: "Vezirin hanımı uşağına gönlünü kaptırmış, ondan kâm almak istemiş! Sevda ateşi bağrını yakmış. Kadın besbelli çıldırmış!"&lt;br /&gt;31- Hanım o kadınların kendisi aleyhindeki bu dedikodularını işitince onları konağına dâvet etmek üzere dâvetçi gönderdi.Onlar için mükellef bir sofra hazırlattı. Sofrada, ikram edilen meyveleri soysunlar diye, her misafir için bir de bıçak koydurmuştu. Onlar meyvelerini soyup kesmekle meşgul oldukları sırada, beriden de Yusuf'a: "Çık şimdi onların karşısına!" dedi. Kadınlar onu görünce hayran kaldılar, onun güzelliğine dalıp gittiklerinden, farkında olmadan kendi ellerini kestiler ve: "Hâşâ! Allah için bu, bir insan olamaz! Bu sadece yüce bir melek! Başka bir şey olamaz!" dediler.&lt;br /&gt;32- Vezirin hanımı: "İşte, beni kınamanıza sebep olan genç! Yemin ederim ki ben ondan kâm almak istedim, ama o iffetli davrandı.Yine yemin ederim ki kendisine emredeceğim işi yapmaması halinde o mutlaka zindana atılacak, zelil ve perişan olacaktır!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra ertesi gün (yani bugün) yine nette konuyla ilgili yazıları okumaya başladım.&lt;br /&gt;kadirşinas edebiyat üstadlarının gördüğü benim göremediğim neydi ne değildi derken bunaldım ve kendimi tutamayıp x'e basıp tüm sayfaları kapadım. elime aldığım gazeteyi hızlı hızlı çevirirken iskender pala'nın "yusuf ile zeliha" makalesini görünce gülümsedim. sanki biri bana “tamam mı devam mı” diye sormuş da ben “tamam” dediğim halde “devam” ediyormuşuz hissine kapıldım.biraz paranoyam olsa bunu kutsal işaret olarak algılardım :D hani bazen içinizden söylediğiniz bir şarkıyı radyoyu açtığınız anda da duyarsınız ya .. onun gibi ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çok yazar kişi, yusuf'un güzelliğinin olağanüstü olmasından dolayı vezirin karısının böyle bir hataya düşmesinin normal olacağını ve hatta bu normallik yeteri kadar algılanırsa bunun aslında hata bile olamayacağı mantığının etrafında at koşturmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaa şimdi içimden biri kalkıp da bana diyor ki, sen vezirin karısı olsaydın aynı şeyi sen de yapacaktın ! sonra ben de içimden kalkıp bana seslenen kişiye dönüp, parmaklarımı dudağıma götürerek şişshh yapıyorum. o da susuyor beni dinliyor. sonra ben diyorum ki,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu çetin imtihan sürecinde yaşanan olaylara bakarak, kadını kınamıyorum ki zaten !!&lt;br /&gt;güzelliğin yarısı yusuf'a kalan diğer yarısı da tüm insanlara verilmiş de olabilir. Ben kadını masum gösteren tüm yazar ve şairleri kınıyorum. utanmadan kadının hatasına ve ayıbına "aşk" diyeneleri de ! Kendi çapıma ağırlığıma boyuma posuma bakmadan ayıplıyorum hatta. Çünkü sinirleniyorum galiba..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey arap şair, (kendisi kadın bence) şiirinin devamını bilmiyorum ne dedin ne ettin ama eğer böyle devam ettiysen sana şu acizane comment’imi gönderiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes, yusuf'un yırtılmış gömleğine bakıyor.&lt;br /&gt;kimse, zuleyha'nın paramparça olmuş kalbine bakmıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve kimse, vezirin yıkılan sadakatine,&lt;br /&gt;yusuf’un efendisine karşı kırılan onuruna&lt;br /&gt;yıllarca yaşayacağı zindanın karasına&lt;br /&gt;bakmasın da kadının zehirli ateşten aşkına bakıp&lt;br /&gt;onu bir masum bir aşkzede olarak görsün öyle mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve son olarak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Suresi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28- Gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce (kocası, eşine:)&lt;br /&gt;29- "Anlaşıldı!" dedi. "Bu, siz kadınların oyunlarınızdan biri! Gerçekten sizin fendiniz pek müthiştir! …&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-6256369597705273284?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/6256369597705273284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=6256369597705273284&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/6256369597705273284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/6256369597705273284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2009/02/arkadan-yrtlan-ask.html' title='arkadan yırtılan aşk'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-5567520080633498091</id><published>2009-02-10T03:57:00.000-08:00</published><updated>2009-02-10T04:00:36.922-08:00</updated><title type='text'>dün bugün yarın</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3525/3268562151_e1e071e4ee.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 347px; CURSOR: hand; HEIGHT: 285px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3525/3268562151_e1e071e4ee.jpg?v=0" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.. sonra dışarı çıktım. gökyüzünden kulağıma doğru güzel bir koro sesi gelmeye başladı. başımı kaldırıp yukarı baktım. gri bulutları, parelel olarak kesen birden fazla elektrik teline konmuş, 3 tane üşümüş sığırcık, hep bir ağızdan "rüzgar gülü" isimli parçanın melodisini seslendiriyorlardı. boynumu hafif yana kırıp tekrar baktım. aa sahiden. tellere bilinçsiz bir şekilde dizilmiş minik siyah kuşlar, müzik defterindeki siyah notalara benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yaz günü, bir yaz günü.. hiç bu kadar üşüdün mü ? sığırcıkların desteği ile omuzlarıma abanan bir anıdan kaçmak üzereydim ki aklıma hayalimdeki adsız kadın geldi !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;edit : sonra 3 vakte kadar ölümü düşündüm.&lt;br /&gt;editt_2 : hayalimdeki adsız kadının karşısında, pazar gününe has, terk edilmiş bir nur-u osmaniye sokağındaki ıssızlığın altını çizen lodoslu bir yağmur gününde, kahve dünyasında tam 3 saat susmak için neler vermezdim.&lt;br /&gt;edit_3 : dünyaları verebilirdim mesela .. ilk önce kahve dünyası'ndan başlardım !&lt;br /&gt;edit_4 : canlı bir organizma gibi yazı. doğuyor büyüyor gelişiyor.. hiç ölümü düşündüm mü ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A4'lerin sağ üst kısmına 2002 yazdığımız günlerden birinde, fakültede.. yönetim ve strateji dersinin ateşli hocası talebelerine, sun tzu'dan bahsediyordu..3 bin yıl önce ! büyük bilge savaşçı çinli "sun tzu".. art of war ! savaş sanatı'nın dehası yazarı kurucusu ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bakın çocuklar sun tzu'nun felsefesinde en büyük başarı, savaşmadan kazanmaktır. en büyük zafer kan dökmeden savaşa girmeden o savaşı almaktır. sun tzu der ki, "kusursuzluğun doruk noktası, bin savaşta bin zafer elde etmek değildir. kusursuzluğun doruk noktası, düşman güçlerine savaşmadan boyun eğdirmektir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün çinli hükümdarlardan birisi ülkenin en meşhur doktorunu kendisini tedavi etmesi için çağırır. doktor tedavisini yaparken hükümdar 'işinde tanıdığın en maharetli kişi kimdir?' diye sorar. doktor şöyle cevap verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz 3 kardeşiz !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'benim büyük ağabeyim hastalıkların ruhu ortaya çıkmadan onları yok ederdi o nedenle ünü evimizin dışına çıkamadı.&lt;br /&gt;ortanca ağabeyim hastalıklar tomurcuklanmaya başlamadan onları yok ederdi o nedenle ünü köyümüzün dışına çıkamadı.&lt;br /&gt;bense ilaçlar yaparım, dikiş atarım, kırıkları iyileştiririm o nedenle ünüm bütün çine yayılmıştır.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bu stratejilerin içinde en önemlisi şaşırtma prensibidir. düşman karşısında bunu en iyi şekilde uygularsanız zayıf yönü olmayan bir düşmanda bile zaafiyet meydana getirebilirsiniz. çok basit bir dille anlatıyorum bakın. olmadığınız gibi gözükmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aç iken tok gibi&lt;br /&gt;tok iken aç gibi&lt;br /&gt;uzaktayken yakın gibi&lt;br /&gt;yakındayken uzak gibi&lt;br /&gt;zayıfken güçlü gibi&lt;br /&gt;güçlüyken zayıf gibi&lt;br /&gt;yorgun iken güç gösterisi yap&lt;br /&gt;güçlü iken mazlumu oyna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü bir mücadele ancak şaşırtmalarla kolayca kazanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- peki hocam mevlana "ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol" demiş.&lt;br /&gt;- oğlum başlattırma şimdi mevlana'sına !&lt;br /&gt;sınıf : zuhahahhaa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demek tüm insanlık yıllardır savaş halindeydik. dün de bugün de yarın da.&lt;br /&gt;demek o soruyu sormak yersizdi. demek sun tzu tasavvuf ehlinden değildi !&lt;br /&gt;demek mevlana "ne olursan gel" dediğinde sun tzu hayatta değildi !&lt;br /&gt;gerçi mevlana'nın aslında böyle bir ifadesinin olmadığını söyleyen prof.'lar da var ama .. neyse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet savaş halindeyiz. en sevdiğimizle bile.. daha da ötesi.. kendimizle bile.. iç çatışmalarımız.. insan insana teslim olamaz..&lt;br /&gt;sana esir muamelesi yapmayacak bir insan varsa eğer o adamın nefsi ölmüştür !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geceleri soytarı kılığına giren kral'ın hikayesi vardı bi de.. onu da az önce uydurdum..&lt;br /&gt;esprili nüktedan şakacı bir kral.. tüm bunları tacı başında iken yapamıyordu.. bu yüzden geceleri soytarı kılığında şehri dolaşıyordu.. o devirde şakacı insanlar adam yerine konmaz kendilerine gülünür geçilirdi.. o devirde kadınlar kendilerini güldüren erkeklere değil kendilerine güldüren erkekleri severdi !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelelim kahve dünyasındaki 3 saatlik suskunluğa ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biri dün için&lt;br /&gt;biri bugün için&lt;br /&gt;biri yarın için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( en az 3 nokta kadar anlamlı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.. sonra dışarı çıktım ! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-5567520080633498091?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/5567520080633498091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=5567520080633498091&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5567520080633498091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5567520080633498091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2009/02/dun-bugun-yarn.html' title='dün bugün yarın'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-1237061410278662479</id><published>2009-02-07T05:59:00.000-08:00</published><updated>2009-02-07T06:02:03.301-08:00</updated><title type='text'>Katya</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3354/3259674181_0014cf8767.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 314px; CURSOR: hand; HEIGHT: 450px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3354/3259674181_0014cf8767.jpg?v=0" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- resim yaparken öyle olmuyor ama.. &lt;br /&gt;dedi genç Montjean. bakışlarını pencereden alıp masaya koydu usulca.yaşlı bir ağacın mirası olan ahşap sandalyeden kalktı. odasında döndü. dolaştı.ellerini sandalyenin sırt kısmına koydu. kendi parmak izlerinin arasında tahtanın mat dokusunu hissetti. yaşasaydı eğer ağacın yaşını gösterecek olan doğal çizgiler, kahvenin her tonunu üzerinde taşıyan o katmanlar şimdi sadece bir mobilyanın doğal deseninden ibaretti. parmaklarını çizgilerin üzerinde dolaştırırken düşündü. "ölmeyince yaşı bilinemeyen daha kaç canlı türü var acaba ?".. devam etti&lt;br /&gt;- nerden başlayacağını biliyorsun.. mesela ben her karakalem portremde gözlerden başlarım çizmeye. ama bir yazıya başlayabilmek ise yazmaktan çok zor.. ben hep yazmadan bitiyorum. ne zaman bi şeyler yazmak istesem beynimde bir kasırga kopuyor. bir tufan. bir fırtına. bir kaos. doğal olmayan bir afet ! tarladan taze biçtiği hasadını kaldıran bir çiftçi özeniyle hazırlayıp bir kenara yığdığım başak sarısı cümlelerim, döne döne füme bulutların arasına, gökyüzüne yükseliyor. bazıları bölünüp kelime kelime düşerken, bazıları parçalanıp harf harf tarlamın kıvrımlarına yağıyor. ve bu döngü hep böyle sürüyor. kalbimin ektiklerini beynim biçiyor ! okumayı söktüm yazmayı öğrenemedim hiç bir zaman. hep "çok şey bildiğimi" sanıyorum ve sandıkça yanılıyorum. bildiğim tek şeyin, "hiç bir şey bilmediğimi bilmek olduğunu" biliyorum. ve ben hep susuyorum. sustukça susuyorum. susadıkça susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odanın kapısından gelen gıcırtıyla irkildi. pencereden giren gün ışığının çarpıp, altın sarısı rengindeki bir boya gibi duvardan zemine kadar döküldüğü kapı aralığından Katya'nın gülümseyen yüzünün yarısı gözüktü. Montjean hala susuyordu. bu küçük odanın içine, bir adamın sessizliği ve bir kadının gülümsemesinin yarısı ancak sığabiliyordu. odanın havası pencereden çıkarken kapıyı da kendine doğru çekince kapı ardına kadar gıcırdadı ve çıkıp giden havanın boşluğunu Katya'nın yarım kalan diğer gülümsemesi doldurdu. sonra kapı da sustu. montjean gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Montjean gülümsedi. Ellerini sandalyeden ayırıp doğruldu. Başını kapıya doğru çevirdi.&lt;br /&gt;- hayır Katya henüz değil !&lt;br /&gt;dedi. Sonra bir süre Katya’yı izledi. Yavaşça sandalyesine otururken bile gözlerini ondan ayırmadı. Geriye yaslandı. İzlemeye devam etti. Bu kadının güzelliği vardı. Öyle kalabalık bir ortamda ilk bakışta fark edilecek bir güzellik değildi ama. Sadece dikkatli bakanların görebileceği bir güzellik. Katya’nın kendisinden daha güzel olan kadınlardan bile etkileyici olması, kendisinin de farkında olmadığı eşsiz çekiciliğindendi. onun sadeliğini ve bu sadeliğin güzelliğini cümle kurarak anlatmak, sıcak ve esmer bir kahveye, şeker ile ihanet etmek gibi bir şeydi. Montjean Katya’yı hep kısa cümlelerle tamamlamak isterdi. Tasvir teşbih karakalemden bir portreyi suluboya ile boyamaktı. Ayağa kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Durdu. Gülümseyen dudaklarına takıldı gözleri. “Katya” dedi tekrar. &lt;br /&gt;- kanıksamak ne kötü biliyor musun katya ? her gün bu gülümsemeni görmek. Sana fazlasıyla alışmak. Yanımdaki varlığın içimdeki farkındalığı öldürüyor Katya. Hani her ismin bir anlamı olur ya. Adını anmaktan artık senin birden fazla anlama gelen sadeliğini unutuyorum. Katya Katya Katya.. var olan her şey yok olmaya mahkumsa, içimdeki esaretinin sebebi seni kaybetmekten korkmamdır. Benim iradem sadece senin içinde özgür. Gözlerimi bağla Katya. Yoksa.. yoksa.. Hayır ! Evet .. evet.. kör bir adamın tutkusu gören bir adamınkinden misli misli fazladır Katya.. Evet hep böyle olur. Ve ben hep bunu düşünürüm. Çizdiğim portreler. İnsanların baktıkları zaman hayranlığı pekiştiren, nerdeyse aşık oldukları çizimlerim. Bu çizgilerin etkileri. Neden katya ? neden ? neden ben kendi çizdiğim portrelerden o insanlar kadar etkilenemiyorum. Neden bana da onlara gözüktüğü kadar güzel gözükmüyorlar ? onların görüp de benim göremediğim nedir ? insanların ilk görüşte aşk bakışı ile seyrettikleri tüm çizimlerim ? neden bana yavan sıradan geliyor ? ben çizdiğim için mi ? portreyi ilk baştan sonuna kadar her defasında her aşamasında çirkinliğinden güzelliğine kadar izleyen gözler sadece bana ait olduğu için mi ? her ressam çizimlerini kanıksar değil mi Katya ? ben seni yazsam da çizsem de kalemim hep eski çizgilerin üzerinden geçecek. Karakalem ya da karakelam !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;perdelerin arasından süzülüp içeri giren ters bir rüzgar kapıyı tekrar çarpınca Katya’nın gülümsemesi yere düştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-1237061410278662479?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/1237061410278662479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=1237061410278662479&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1237061410278662479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1237061410278662479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2009/02/katya.html' title='Katya'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-7882235643792006317</id><published>2008-11-27T11:16:00.000-08:00</published><updated>2008-11-28T02:46:21.598-08:00</updated><title type='text'>birden</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3171/3052965387_b4d50069c5.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 500px; CURSOR: hand; HEIGHT: 375px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3171/3052965387_b4d50069c5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;foto : &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/e_fe/"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;http://www.flickr.com/photos/e_fe/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün aklıma sen geldin.&lt;br /&gt;durup dururken..&lt;br /&gt;her şey durmuşken.&lt;br /&gt;daha bu sabah ..&lt;br /&gt;nasıl oldu tam hatırlamıyorum şu anda.&lt;br /&gt;sadece birden olduğunu hatırlıyorum.&lt;br /&gt;öyleydi ya işte.&lt;br /&gt;eskiden de öyleydi.&lt;br /&gt;hep birden olurdu bazı şeyler.&lt;br /&gt;birden sevmişim, birden unutamamışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün aklıma sen geldin.&lt;br /&gt;aklım başımdan gitti.&lt;br /&gt;keşke birden gelmeseydin..&lt;br /&gt;müsait değildim..&lt;br /&gt;sanıyordum.&lt;br /&gt;gelmez artık bi daha derken&lt;br /&gt;ağzım açık kaldı. aklıma geldiğinde.&lt;br /&gt;dokunan ilk yağmur tanesinde anladım,&lt;br /&gt;dudaklarımın kuruduğunu .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl oldu tam hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;nerden gelmiş olabilirsin ?&lt;br /&gt;sabah yolda gördüğüm&lt;br /&gt;küçük çocuğunun gülümsemesi&lt;br /&gt;seninkiyle aynıydı.&lt;br /&gt;ama o anda aklımda sen yoktun !&lt;br /&gt;seni terkeder gibi&lt;br /&gt;o çocuğu da ardımda bırakıp uzaklaştım ordan&lt;br /&gt;seslerin yankılandığı&lt;br /&gt;boş bina duvarlarının izdüşümünü adımlarken,&lt;br /&gt;birden gökyüzünü kuşlar kapladı.&lt;br /&gt;hızla geçip gittiler.&lt;br /&gt;onlar mı getirdi seni aklıma ? sanmam.&lt;br /&gt;dillerini bilmiyorum ki. saçmam !&lt;br /&gt;ihtimal vermem.&lt;br /&gt;imkan veriyorum ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dar sokaklar ..&lt;br /&gt;karma yazıların yazıldığı&lt;br /&gt;sıvası dökülmüş duvarlara yaslanıyorum&lt;br /&gt;siyah bir çamura düşmüş kırmızı bir gül&lt;br /&gt;yansıyor gözlerime..&lt;br /&gt;en son kim basmış üstüne görmeden&lt;br /&gt;diz çöküyorum önünde saygıyla&lt;br /&gt;siyah çamurlara düşüyor yüzümün yansıması&lt;br /&gt;"en son kim çiğnedi seni ? " diyorum&lt;br /&gt;gül üzerine alınıyor&lt;br /&gt;yüzüm gülmüyor ama .. çünkü&lt;br /&gt;aklımda sen yoktun o anda&lt;br /&gt;yol daralıyor ben sana açılıyorum&lt;br /&gt;yollar açılıyor ben kendime darım&lt;br /&gt;imkansızlıklara imkan vermek ?&lt;br /&gt;kaybedecek çok şeyimiz vardı değil mi ?&lt;br /&gt;zaman kaybettiriyordun bana&lt;br /&gt;sonra zaman seni kaybettirdi bana&lt;br /&gt;kayboldum..&lt;br /&gt;neresi burası ?&lt;br /&gt;- 3 satır sonra sola dönün.. düz devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangi gökyüzünün kuşlarıydık biz ?&lt;br /&gt;gündüz mavisi mi&lt;br /&gt;akşam kızılı ?&lt;br /&gt;yağmur grisi ?&lt;br /&gt;sabah beyazı ?&lt;br /&gt;çamur karası ?&lt;br /&gt;kuru dalların sessiz sedası, bir kanarya ?&lt;br /&gt;sessiz bir ağlama var içimde.&lt;br /&gt;hani içine diken batar ya ?&lt;br /&gt;sonra kanar ya ?&lt;br /&gt;aklıma geldiğin anı düşünüyorum.&lt;br /&gt;madem akşam oldu.&lt;br /&gt;hazır yıldızlar da yokken..&lt;br /&gt;neden olmasın ?&lt;br /&gt;olsun artık..&lt;br /&gt;yeryüzüne en yakın yağmur yüklü bulut ?&lt;br /&gt;nerdesin ?&lt;br /&gt;yağmur başlasın.&lt;br /&gt;yağmur geceleri daha güzel çünkü.&lt;br /&gt;var gibi ama yok.&lt;br /&gt;sen de öylesin ya.&lt;br /&gt;gece yağmuru'sun.&lt;br /&gt;yok gibi ama var ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hay aksi !&lt;br /&gt;sahi !&lt;br /&gt;nerden aklıma geldin ?&lt;br /&gt;tamam hatırladım.&lt;br /&gt;birden geldin işte..&lt;br /&gt;birden ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps.&lt;br /&gt;resim dersini sevenler için güzel bir video :&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.vimeo.com/877053"&gt;http://www.vimeo.com/877053&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en güzel hayaller gerçekten en uzak olanlardır :)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-7882235643792006317?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/7882235643792006317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=7882235643792006317&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/7882235643792006317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/7882235643792006317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/11/birden.html' title='birden'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3171/3052965387_b4d50069c5_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-6913913266279874605</id><published>2008-10-17T11:57:00.000-07:00</published><updated>2008-10-19T04:57:58.107-07:00</updated><title type='text'>sen bende</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3038/2949284701_95f47ff7e2.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3038/2949284701_95f47ff7e2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gişe işlemleri için yeşil butona basınız lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum bunu. 755. uff çok sıra var daha.. 721 yanıyor halen.. çok uzun değil mi sence de ? zamanımız var mı bu kadar beklemelere ? çok uzun bir yazı değil mi ? oku oku bitmez şimdi bu.. itiraf ettin mi kendine ? aşağıya kadar bakıp ‘çok uzun yazmış kim okuyacak şimdi bu kadarını’ dedin mi ? .. senden başka kim okur ki zaten böyle uzun yazıları ? bu yazı senin için yazıldı.. sen okusun diye .. okusun ama anlamasın diye yazıldı.. ama bak müsait değilsen okuma.. uzun yazılardan korkuyorum dersen, ben senin için en güzel bahaneleri bulurum..uykun varsa uyu.. karnın açsa bi şeyler ye.. susuzsan su iç.. üşüyorsan bi şeyler "giyme" üstüne.. soyun.. yaşadığın her şey sana sıkı sıkı giydirmiş zaten.. .. yeterince kılık (kıyafet) var üzerinde.. nelere uyumuş nelerle doymuşsun sen ! yine de işin varsa git şimdi.. okumayı seviyorsan zaten gelip okursun bi gün.. yapabileceğini bilseydim gözlerini kapa ve nefesini tutarak oku derdim ..sadece boş bir anında oku ki boş bir anına denk gelsin yazı.. insan kendini, ancak boş bulunduğunda bulabiliyor çünkü.. üstündeki her şeyi çıkar öyle oku.. ama korkma.. uzun bir yazıyı okumak yormaz seni.. seni bir tek cümleyi anlamak yorar sadece ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse .. bankadayız şu anda unutma ..&lt;br /&gt;kapitalizmin kangren olmuş döl yatağında..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hmm.. şu köşedeki boş kısım benim oturup beklemem için yapılmış galiba.yaşlı teyzemizin yanına bir yaşlı sakinliğinde oturalım bakalım. Sonra düşünelim sıramız gelene kadar. Düşüncelerin fikirlerin bile yaşlandığı dünyada insan neden ölümsüzlüğü arar ki ? Kapitalizmin sonu geldi diyorlar biz hala bankada sıra bekliyoruz.. benim şu anda burada, bu bankada olmamın anlamı ne olabilir ? kredi kartı borcumu mu ödeyeceğim yoksa sosyal bir varlık olmamın bedelini mi ? hayatın bana sunduğu limit ne kadar ? anlamsızlığa anlam yüklemek ? anlamıyorum neden&lt;strong&gt; 755&lt;/strong&gt; ? bu rakamın da bir anlamı olabilir mi bilmediğim ? diğer rakamlarla arasında bir uyum var mıdır ? 13.10.2008’de saat tam 14’ü 21 geçe yeşil butona basmışım.. gişe işlemleri için.. her şeyde bir uyum aradığı için mi uyumsuzdur insan yoksa doyumsuzluğundan mı kaynaklanır bu arayışlar ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yetkili yok mu burda ? pardon bakar mısınız ! beni bekletiyorsunuz farkında mısınız ? beklediğim için düşünmek zorunda kalıyorum. bir duruyorum bir düşünüyorum.Düşünürsem çok kötü şeyler olabilir. hayır hiç birinizi de tanımıyorum ki sohbet edeyim.. kırmızı gömlekli ince bıyıklı elinde çek olan ? mavi kravatlı bir adet doktor.. annesinin elinden tutan bir küçük kız çocuğu..bir adet matematik öğretmeni ? genç bir kız.. muhtemelen regl olmalı.. çok gergin.. bir adet trafik polisi.. bir adet çok mutlu orta yaşlarda bir adam.. bu adam erken boşalıyor.. çünkü az önce birisi sıra fişini ona verdi.. adam da çok mutlu oldu.. böyle küçük şeylerle mutlu olan bir adam yarın bir gün .. neyse .. bir adet ondan bir adet bundan yarım düzine kurşun kalem.. 3 adet silgi.. yanımda ? tam sağımdaki.. bu dünyadan yaşını başını almış teyze, beni duyabiliyor musun ? içimden seni düşünüyorum şu anda.. hey ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- merhaba teyze&lt;br /&gt;- merhaba evladım..&lt;br /&gt;- benimkisi 755 cam kenarı&lt;br /&gt;- benimkisi de 752.. kalbimin bir kenarındasın.. öylece duruyorsun..&lt;br /&gt;- ne? ne ? teyze sen iyi misin ?&lt;br /&gt;- yolculuk nereye yavrum&lt;br /&gt;- 3 nolu gişeye.. teyzeciğim ..&lt;br /&gt;- kalbimde bir boşluk var.. doldurabilir misin ?&lt;br /&gt;- ne dedin teyze&lt;br /&gt;- içinden misiniz dedim evladım?&lt;br /&gt;- nerenin ?&lt;br /&gt;- kalbimin emre .. kalbimin içinden misin sen ? ? yıllar geçti hala seni unutamadım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;723&lt;/span&gt; yandı ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;noluyoruz yaa ! ? adımı nerden biliyorsun ? nerden tanıyorsun beni ? hay aksi ..hafızamı kurcalıyorlar ? aklım nerde benim ? nerde kaldı .. ne ara ne zaman yaa ? daha ne kadar bekleyeceğim bu bankada.. aklıma kötü şeyler geliyor.. bakın bırakın gideyim beni .. lütfen..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- öyledir öyleee evladıım.. domatesi de meşhur oranın..&lt;br /&gt;- teyze beni duyabiliyor musun ? uyuyorum şu anda konuşmaya çalışma benimle.. seninle bir iletişim ilişkisine girmek istemiyorum. Yeni birini tanımak istemiyorum artık.. yeni birini hayatıma sokmak istemiyorum.. yer kaplarsın zihnimde.. oysa benim yer açmam gerek.. kafamdan atmam gereken o kadar çok şey var ki ..gençliğinde unutamadığın bir aşkının öyküsünü filan anlatırsın sonra.. Allah korusun ! hem sen ayakta gidemeyecek kadar yaşlısın zaten.. benim içimdeki genç ve güzel hisler sana yer verecek kadar temiz kalpli değiller artık.. o yüzden sus sen artık ! SUS !&lt;br /&gt;- o ünlem işaretine iyi bak emre .. o bir bıçak aslında.. ucundaki nokta sandığın ise benim kalbim.. nokta kadar bir kalbim var benim.. yapma bunu bana.. dayanamıyorum artık lütfen ..&lt;br /&gt;- farkında mısın ? beni kendine bağlıyorsun.. seni sevmeye meyilliyim ben.. bu çok iyi olmasa gerek.. sana bağlanırsam zamana ve mekana da bağlanmak zorunda kalırım.. alıp başımı gitmek istersem beni tutan bir şeyler olacak..&lt;br /&gt;- neden gitmek istiyecekmişsin ki ?&lt;br /&gt;- bana bir gün gitmeyi isteteceksin hayatım.. dikkatli ol canım.. bize dikkat et.. ikimize .. bizi nereye götürdüğüne dikkat et .. olur mu bi tanem ? anlaştık mı ?&lt;br /&gt;- ne (: ne dedin az önce sen ?&lt;br /&gt;- dikkatli ol dedim&lt;br /&gt;- hayır emre ondan önce&lt;br /&gt;- anlaştık mı dedim ?&lt;br /&gt;- hayır yaa&lt;br /&gt;- ne dedim peki ?&lt;br /&gt;- hayatım dedin (:&lt;br /&gt;- yaa&lt;br /&gt;- evet bana ilk kez hayatım dedin .. çok mutlu oldum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen bende durmuş bir saat gibisin&lt;br /&gt;hep yanlış zamanları gösterdin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi &lt;span style="color:#33ff33;"&gt;725&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“hayatım”dan önce ne dediğimi hatırlıyor musun peki .. bunu unutmasaydın keşke.. hayatımdan öncesi çok önemliydi.. hayatımdan sonrasında sen yoksun artık&lt;br /&gt;çıkmalıyım buradan, bu bankadan, bu mekandan bu zamandan çıkmak istiyoruum..&lt;br /&gt;ya da dur bir saniye.. boş, gereksiz işlerle uğraşırsam rahatlarım biraz.. şu elimdeki sıra numaralı kağıt ? kağıttan uçak yapsam belki .. sıram gelene kadar ? evet adı da boeing 755 olsa .. lufthansa havayollarına ait olsa.. gemi de yapabilirim mesela.. panama badıralı kuru yük gemisi.. gemi riskli.. bir yerde karaya filan oturur sonra kara kara düşünmeye başlar.. kalp yapsam ? hayır kağıttan kalp yapmasını bilmiyorum ben.. tamam biliyorum ama yapmam.. sonra birinin eline geçer oyuncak filan olur.. neyse .. rakamlar ?.. bu rakamların bi anlamı olabilir mi 755 ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- neden her şeye bir anlam yüklemeye çalışıyorsun ki emre ?&lt;br /&gt;- oysa senin de bir anlamın vardı bende zeynep.. ikinci tekil şahıstan başka ne oldun ki şimdi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;755&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14:21&lt;br /&gt;13.10.2008 Pazartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hmm bakalım şimdi .. sizden nasıl bir salata yapabiliriz ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14+21 = 35&lt;br /&gt;2008 / 35 = 57,37&lt;br /&gt;57,37 x 13 = 745,81&lt;br /&gt;745,81 + 10 = 755,81&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 0,81 yaklaşık efendim..&lt;br /&gt;- 0,81 i neyle izah edeceksiniz emre bey ?&lt;br /&gt;- şimdi şöyle ki .. hayatta tam bölünemeyen bazı şeyler vardır efendim.. (biz hiç tam bölünemiyorduk mesela seninle zeynep ) ve yüzde 81 ihtimalle .. yani ihtimallerin %81’ini düşünecek olursak eğer.. yüzde seksen.. bir ihtimal.. biz ayrılacaktık zaten..&lt;br /&gt;- anlıyorum emre bey.. kelime ile devam edelim..&lt;br /&gt;- ee.. üüü .. peki tamam.. ünlü .. ünsüz .. ünsüz.. ünsüz.. ünlü.. çok ünlü.. figüran..&lt;br /&gt;- ne ?&lt;br /&gt;- figüran işte .. 7 harf hem de .. eş anlamlısı ZEYNEP.. emre de joker oluyor bu durumda..&lt;br /&gt;- ama emre bey, harfler A E T Z P A R&lt;br /&gt;- pazartesi o zaman ? pazartesi günü müsait misin Zeynep ?&lt;br /&gt;- hayır aşkım pazartesi günü toplantım var .. geç çıkıyorum..&lt;br /&gt;- sen bende bir sendrom gibisin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;728&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırmızı gömlekli ince bıyıklı 33-34 yaşlarında elinde bir çek olan.. bu adamı tanıyorum.. geçen sarayburnu’nda gördüm.. elleri cebinde denize bakıyordu.. yanından bir çift geçiyordu.. kız sevgilisine dedi ki&lt;br /&gt;– deniz bugün biraz dalgalı değil mi aşkım ?&lt;br /&gt;yalnız adam, neleri düşünüyordu o esnada bilemiyorum.. her halinden belliydi içindeki deniz daha dalgalıydı.. sonra sinirlendi birden.. iki eline yana açarak bağırmaya başladı..&lt;br /&gt;- istanbuuuuul sen mi büyüksüüün ben miii ? göreceğiz .. ananı ***** seniiiin ..herşeyimi yuttun bitirdin aldın benden.. ama beni de alamayacaksıııııın.. yalanmışsıııın istanbuuul.. sen bir metropoool kadar büyük bir yalansııın.. hiçbir duygumun karşılığını vermediiin bana..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bağıra bağıra “where is my mind” isimli şarkıyı söyledi..&lt;br /&gt;ben de istek parça olarak “perhaps perhaps perhas” dedim kendisine ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır yok.. ben bu adamı görmedim daha önce.. ama elindeki çeki gördüm.. 2 yıl vadeli bir çek.. o çek sahte .. karşılığı yok.. çeki birisi cirolamış.. arkasına adını yazması gerekirken başka bir şey yazmış vermiş adamın eline. dur bakalım.. biraz öne doğru eğilirsem görebilirim sanırım.. hmm .. “seni seviyorum”.. yazıyor çekin arkasında.. çek karşılıksız.. ama adam halen bekliyor.. bir ciro silsilesi meydana getirebilirdi istese.. altına “seni özledim” yazıp geri verse ? oysa ben saf gibi, her gece, karanlığında istanbul’un renk değmemiş dudaklarından öpüyordum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bana karşılık veriyorsun bunun farkında mısın ?&lt;br /&gt;- çünkü hep karşıma çıkıyorsun emre her yalnızlığımda her sessizlikte her beyazlıkta sen varsın.. her boşluğumu dolduran bir varlığın var.. sen benim aynamsın ben de senin.. bu yüzden her karşılaşmamızda her karşı karşıya geldiğimizde, birbirimize yansıyan bakışlarımız ile sonsuzluğa ulaşıyoruz seninle.&lt;br /&gt;- karşına çıkıyorum ama önüme bakmıyorum ben ..&lt;br /&gt;- neden bakmıyorsun ?&lt;br /&gt;- ayaklarının ucuna düşen gölgeni izliyorum hep.. gölgesi bu kadar güzel olan bir insanın yüzüne bakmaktan korkuyorum.. gölgen bir hayal gibi.. hayalini kuruyorum ben gölgelerin olmadığı gece karanlığında bile.. senin gibi bir hayalin gerçek olmasından korkuyorum.. her gerçeğin bir sonu var çünkü.. içimde hayal olarak kalsan hiç ölmeyecek gibi ?&lt;br /&gt;- emre gözlerime bak&lt;br /&gt;- hayır.. henüz çok erken.. buna hazır değilim.. böylesi ağır gelir..&lt;br /&gt;- geç kalıyorsun bak artık&lt;br /&gt;- gözlerine baktıktan sonra yaşayabileceğimi garanti ediyor musun ?&lt;br /&gt;- seni çok özledim emre …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen bende kırık bir ayna gibisin zeynep..&lt;br /&gt;sana baktığımda “hangi erkeğin ben olduğunu” anlayamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;731&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu adam topalmış.. ayağa kalkıp yürüyünce belli oldu.. neyse bazı şeyleri çok ince düşünmemek gerekirmiş aslında.. her insanı olduğu gibi kabullenmeli.. ne kadar ters gelse de.. kalbine giden bir yolda topal bir aşk vardır belki.. ne zaman yapmıştım ben onu ? hatırladım şimdi.. yolda yürürken.. evet .. o gün kaldırımda.. önümde topal bir adam yürüyordu.. benden 6 adım kadar uzaktı sanırım.. herkes hızla yanından geçip giderken ben de hızla ona yaklaşıyordum.. birazdan onu geçmek üzereydim.. tam onunla aynı hizaya geldiğimde.. yan yana iken.. aklıma geldi bu düşünce.. adamın önüne geçer geçmez topallamaya başladım.. bunu neden yaptım ?&lt;br /&gt;- hey.. adını sanını bilmediğim arkamda kalan şahsiyet.. inan ki senin yüzünü bile görmedim hiç.. sana acımıyorum üzülme bunun için.. sadece herkesin amaçsızca bir yerlere koşturduğu şu hayatta bu kaldırımlarda kendini yalnız hissetme diye topallıyorum gözlerinin önünde.. bak, yürüdüğün yolda tek topal sen değilmişsin.. ben de senin gibi topalım.. topalmışım ya da .. mış gibi miyim yoksa ? hay aksi ! sahiden miydi yoksa ? kalbim ayağıma vuruyor.. neyse .. sen yine de hayata tutunmaya çalış arkamdan peşi sıra gelen isimsiz kahraman..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o adam da bi şeyler düşünmüş olabilir mi o esnada ?&lt;br /&gt;ne düşünecek ki emre ? adam zaten kanıksamış bu durumu zamanla alışmış.. artık ona sıradan gelmiş topallığı.. sen,sana sıra dışı geldiği için böyle bir numara yaptın.. adamı hayatta ya da o yolda yalnız bırakmaktan mı korktun ? her gördüğün topalın önünde topallayacak mısın ? bir kör görsen kör numarası mı yapacaksın.. senin bu inceliğini görecek mi bir kör ? yanlış kişilere incelik yaptın ! hem senin görevin bu mu ? bırak da insanlar gerçekleri kabullenip onlarla yaşamaya alışsınlar.. belki de o adam da topal değildi.. belki sağlamdı ayakları.. belki o sana bir mesaj vermek için önüne çıktı bi yerde.. gizlice bir kenarda saklanıp seni bekliyordu.. sonra birden önüne çıktı ve topallamaya başladı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hey .. arkamdan hızlı adımlarla gelen genç çocuk.. biraz yavaş ol.. acele etme.. biraz sabırlı ol.. unutma her şey sabır ile .. her şey ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse.. topal olmanın da bir anlamı olmalı.. tüm geç kalmaların sebebi olabilir miydi mesela topal olmak ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- geç kaldın emre&lt;br /&gt;- farkındayım trafik yoğundu&lt;br /&gt;- ee ?&lt;br /&gt;- ne ?&lt;br /&gt;- özür dilemeyecek misin ?&lt;br /&gt;- ciddi olamazsın zeynep&lt;br /&gt;- neden ?&lt;br /&gt;- benden özür mü bekliyorsun gerçekten ?&lt;br /&gt;- hakkım değil mi ? bekletildim emre&lt;br /&gt;- peki .. tamam .. öyle olsun.. özür..&lt;br /&gt;- özür ?&lt;br /&gt;- özür dilerim ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kör topal sağır dilsiz bir aşkın ardından yürüyorduk aslında.. ya ben kendini beğenmiş, burnu havada kibirli biriydim, özür dilemeyi saçma bulan, ya da sen önünde af dileyip dizlerine kapanacak bir aşk istiyordun, -ki dilediği aflar ile seni yüceltecek bir erkek ..özür bekleyen sert bakışlarınla ezmek istediğin bir erkek.. sana göre süt bana göre kahveydi hep .. ya da çikolata.. bizi bir arada tutan şeyler bunlar mıydı sahiden ? sütlü kahve (sana göre kahveli süt) ya da sütlü çikolata.. elmalı çay.. elmalı diş macunu.. buzlu krema.. kepekli ekmek.. peynirli pizza.. palmolive dağ iğdesi aromalı vücut şampuanı .. peki şimdi ? sensiz ben.. neyse.. her neyse.. ama ben senden bir teşekkür bile beklemezken ? yine neyse.. zormuşuz.. olamamışız.. belki olabilirdik.. zaman alırdı zor olan her şeyimiz.. bunun da farkındaydık.. bunun riskli olduğunun da farkındaydık.. korkuyor muyduk ? hayır.. sadece ikimizin de birbirimize zamanı yoktu.. neye acelemiz vardı ki ? ilk başta her şey güzeldi aslında senin gibi.. senin kadar güzeldi.. çünkü benim söylemek istediklerim senin duymak istediklerindi .. sen duy diye söylemiyordum.. sen bil diye söylüyordum.. biliyordun ilk başlarda.. sonra her nedense birimiz dilsiz birimiz sağır olduk.. sevgi değil de saygı duyulası aşk anlayışımız varmış ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bir yap-bozun iki parçasıymışız seninle zeynep.. yap-boz iki parçadan oluşuyormuş..&lt;br /&gt;- bir araya gelince emre ? ortaya ne çıkıyormuş peki ?&lt;br /&gt;- bir araya getiremediğimiz çok şey vardı.. hiçbir zaman nasıl bir resmin parçaları olduğumuzu bilemedik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen bende bir parçası kayıp olan bir yap-boz gibisin..&lt;br /&gt;beni tamamlayabilseydin kendini görecektin Zeynep..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;735&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu küçük kızı bi yerlerden hatırladın mı ? annesinin elini bırakıp bankanın kare mozaikleri üzerinde seken.. daha önce gördüm mü ben seni ? o hastanenin koridorunda ? 1987 ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kolundaki ne ?&lt;br /&gt;- bu mu ? serum taktılar bana dün gece&lt;br /&gt;- hımm canın yanıyor mu peki&lt;br /&gt;- hayır.. 7 yaşındayım ben büyüdüm artık&lt;br /&gt;- ben de 5 yaşındayım nolmuş sanki&lt;br /&gt;- senin adın ne ?&lt;br /&gt;- zeynep&lt;br /&gt;- seninkisi ?&lt;br /&gt;- emre .. sen de hasta mısın ?&lt;br /&gt;- hayır ben değil annem hasta o yüzden hastanedeyiz.. oyun oynayalım mı ?&lt;br /&gt;- sonra oynarız zeynep.. ben hastayım&lt;br /&gt;- neyin var&lt;br /&gt;- kalbim delik .. ameliyat olmam gerekiyormuş&lt;br /&gt;- yaa .. çok üzüldüm senin adına.. acıyor mu peki&lt;br /&gt;- kalbim mi ?&lt;br /&gt;- evet emre&lt;br /&gt;- hissetmiyorum.. içinde bir boşluk olduğunu söyledi doktorlar ama ben algılayamıyorum.. büyüdüğünde anlarsın dediler gülerek..&lt;br /&gt;- anladın mı peki ?&lt;br /&gt;- anladım Zeynep.. sen gittikten sonra anladım işte.. aslında bunu çok önceden farketmeliydim.. “oyun oynayalım mı” dediğinde .. anlamalıydım ! şimdi sen git hadi.. giderek git sen.. gözümün önünde giderek yaşlanacaksın nasıl olsa.. bir gün bir bankada sıranı beklerken yanına 25 yaşında genç bir delikanlı oturacak.. işte o benim .. beni son gördüğün yaşta kalacağım hep senin için .. üzerimde son gördüğün elbiselerim olacak..&lt;br /&gt;- gitmeliyim üzgünüm.. annem 745 odada yatıyor&lt;br /&gt;- bir dakika .. benim oda numaram kaçtı ? evet elimdeki kağıtta yazıyor.. 755&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zeynep kızım gel yanıma.. oynama bankanın numaramatiği ile.. gel otur şöyle yanıma.&lt;br /&gt;- oynama Zeynep oynama .. oyun çağın gelmedi henüz senin.. git annenin yanına otur.. sessizce sıranı bekle.. gişe işlemleri için basılması gereken yeşil butona bile boyun yetmiyor.. oyuncak değil hem o.. büyüdüğünde dilediğin kadar oyuncağın olacak nasıl olsa.. 24 yaşına geldiğinde oyuncak bir kalp verecek sana hayat.. kırılmaz sanıp yere atacağın.. duvara vuracağın bir oyuncak.. garantisi olmayan.. delik.. defolu bir aşk.. camdan bir kalp..oysa sana soyunmuştum ben.. ukalalıktan ve kendini beğenmişlikten ibaret görünen zırhımı çıkardım miğferimi çıkardım.. kılıcımı bir kenara bıraktım.. elbiselerimi çıkardım.. tenimin düğmelerini açtım tek tek.. bedenimi çıkardım karşında.. ben kendimi üzerimden çıkardım.. sana kalbimin en doğru tam yerini gösterdim.. sana zaafım vardı benim.. sana kırılgan zayıf yönlerimi gösterdim.. gel beni buradan infilak ettir diye değil ! anladın mı peki ?&lt;br /&gt;- anladım emre .. anladım..&lt;br /&gt;- bak Zeynep beni tam buradan vuracaksın günü geldiğinde.. tamam mı bi tanem ? olur mu aşkım ? anlaştık mı hayatım ? tam doğru yerinden vurursan çekişecek bir can da kalmaz böylece.&lt;br /&gt;- neyi anladın ki sen ? çıplak gözle gördüğün bir kalbi mi anladın ?&lt;br /&gt;- anlayamadım ki .. sadece bir maske yetermiş insanın kendini korumasına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen bende giderek solan bir fotoğraf gibisin..&lt;br /&gt;siyah kazağın beyaz tenin.. geriye ne kaldı ki bu iki renkten başka..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;739&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çıkmak istiyorum bu bankadan.. çok sıkıldım.. sıkıştım tuvalete gitmem gerek.. sıkılmak mı sıkışmaktan geliyor sıkışmak mı sıkılmaktan geliyor ? lay lay lomm.. günde 18 kere tuvalete gittiğim doğru.. bu gidişlerin 3 tanesi gerçek.. diğerleri sahte.. çoğu zaman sığınak olarak kullanıyorum.. lavaboda sürekli aynaya bakmak.. göz kırpmalarımı musluktan damlayan suyun sesine göre ayarlamak.. pıt pıt pıt.. ağlayamamak ne kötü…saklanmak ne güzel.. stresli bir iş hayatında bir parantez açmak gibi belki.. yine sıkıştım işte.. böyle düşündükçe korkuyorum.. seni düşündükçe daha çok korkuyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya sen haklı idiysen Zeynep ? ne fena !&lt;br /&gt;haklısaymış mı ? dur bi dakika ..&lt;br /&gt;ya sen gerçekten haklıysandı ?&lt;br /&gt;haklıymışsan bi zamanlar mesela ?&lt;br /&gt;haklısandı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok kelime bile hak vermiyor sana.. haklı olmak ve geçmiş zaman eki uymuyor birbirine.. sen geçmişte haklı olmadığın gibi gelecekte de haklı olmayacaksın .. senin haklı olduğuna kanaat getirirsem eğer, bildiğim tüm doğruların da yalan olduğunu anlarsam eğer .. dünya gibi yıkılırım.. çok tehlikeli şeyler düşünüyorum.. ezberlerim bozulmak üzere.. tehlike anındayım .. ne yapmam gerek.. bir parantez açıp içine saklanmam mı gerek .. faydası var mıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( evet burası çok güzel .. derin nefes al.. kimse göremiyor beni burada.. kalpten duyulan bir ses kadar saklıyım.. şimdi..yazar burada okura sesleniyor.. gülme.. yazar seslenemiyor aslında.. bir parantez gibi iki elini ağzının kenarına koyup avazı çıktığı kadar bağırıyor sadece .. ama ses yok ? sesi çıkmıyor.. ses tellerini bir ameliyat ile aldırıp sevgilisine hediye diye aldığı gitara taktırmış.. en sevdikleri parça “sevdan bir ateş” imiş.. “sesin bir uçurum çağırırsa beni” kısmı özellikle.. yazar burada okura bi şeyler mi ima ediyor.. bir şeyler anlatmak istiyor el kol hareketleri ile.. ne ? yazar ne diyorsun ? anlamıyoruz seni ? sesime mi gelin diyorsun ? uçurumdan uzaklaşın mı diyorsun ? -yüreğine sağlık çok güzel bir yazı .. eyvah kim dedi onu ? hangi salak ? yazar delirdi.. demeyin öyle.. ne demek lan yüreğine sağlık.. sağlıklı bir yüreğim yok benim.. hmm anladım.. yazar diyor ki, kaçın gidin bu satırlardan .. kaçın kurtarın kendinizi.. bu işin sonu yok bulaşıcı diyor.. hey duvarda bi şey var.. dikkat )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tehlike anında camı kırınız&lt;br /&gt;lüzumsuz kullananlar cezalandırılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben şu anda bu bankada, tehlikeli şeyler düşünüyorum. kırabilir miyim ? kar maskesi takmış hislerim beni soymaya çalışıyor.. aklımı alacaklar güya.. kırıyorum bak ? heyy belinde silah olan eleman ! ne lüzum var ki buna ? beni neyle cezalandıracaksınız çok merak ettim.. merakımı yenmek için kırıyorum camı, kusura bakmayın.. ardından alarm düğmesine basacağım.. sonra kaçacağım.. benim ilk önce kaçırılmaya sonra kurtarılmaya ihtiyacım var.. kovalamaca oynayacağız sizinle.. sonra saklambaç.. senin de ziline basıp basıp kaçmayacağım artık Zeynep.. bir dilenci kılığında da gelmeyeceğim artık evine..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Allah seni sahibine bağışlasın güzel kızım öhoo ohhoöö&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işgal ediliyorum.. topraklarım üzerindeki çiçeklerle birlikte çiğneniyor.. teslim olursam bi şey olmaz sanıyordum.. tüm hislerim ve inandığım her şey soykırıma uğradı.. lüzumsuz bir anda tehlikeli bir iş yaparak kalbimi kırdın.. geçti artık.. neyse ve her neyse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni kendime herhangi bir (şey) pardon ..&lt;br /&gt;şey değil herhangi biri olarak görmüyorum artık&lt;br /&gt;sen benim için ne eskisin ne yeni&lt;br /&gt;ne sebepsin ne sonuç&lt;br /&gt;ne sevgilisin ne sevgisiz&lt;br /&gt;ne sıcaksın ne soğuk.. ılık hiç değil&lt;br /&gt;ne yazsın ne kış&lt;br /&gt;ilk bahar değilsin ki son olasın&lt;br /&gt;sen benim için zeynep bile değilsin artık&lt;br /&gt;vapurdan inen bir insan&lt;br /&gt;ya da dersten kaçan bir öğretmen gibisin&lt;br /&gt;zil çalmamıştı oysa.. yarım bıraktın..&lt;br /&gt;öğretmenim ? bu kalp sizden mi düştü ?&lt;br /&gt;nerelere kaçtın&lt;br /&gt;kimlere açtın tenini bilmiyorum ki&lt;br /&gt;ve yine neyse diyorum ben hep .. neyse..&lt;br /&gt;çünkü seni de cevabı olmayan sorular gibi kabullendim artık&lt;br /&gt;yormuyorsun beni eskisi gibi..&lt;br /&gt;bazen gözlerin aklıma gelse de ..&lt;br /&gt;bazen gözlerin..&lt;br /&gt;gelse..&lt;br /&gt;aklıma ..&lt;br /&gt;da..&lt;br /&gt;gözler-in&lt;br /&gt;ba-zen..&lt;br /&gt;gelse bile&lt;br /&gt;gelmese&lt;br /&gt;geliyor.. ki gelmekte.. şimdi geldi yine ..&lt;br /&gt;bakışların..&lt;br /&gt;her sabahın köründe&lt;br /&gt;bir kör gibi 14 ağustos sabahını yaşıyorum&lt;br /&gt;hep ordan geçerken&lt;br /&gt;arka arkaya park etmiş iki araba gözüme çarpıyor&lt;br /&gt;öndeki büyük beyaz arkadaki küçük gri ..&lt;br /&gt;sağ camından içeri süzülen bir bakış.. erkek tarafından&lt;br /&gt;kız direksiyonda.. biraz tedirgin gibi.. biraz ürkek.. o ilk bakış..&lt;br /&gt;neyse&lt;br /&gt;o yolu kullanmak istemiyorum artık&lt;br /&gt;çünkü !&lt;br /&gt;böylesinin ağırlığını anlayamazsın sen..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem ben,&lt;br /&gt;saygı duyuyorum artık sadece sana..&lt;br /&gt;bir erkek gibi açık konuşmam gerekirse hiç ağlamadım senden sonra&lt;br /&gt;suni gözyaşı damlası aldım eczaneden..&lt;br /&gt;gözyaşı bezlerim kurumuş..&lt;br /&gt;doktor söyledi&lt;br /&gt;eczaneye girdiğimde radyoda “erkekler ağlamaz” çalıyordu !&lt;br /&gt;peki dedim.. öyle olsun !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- merhaba&lt;br /&gt;- buyrun hoş geldiniz (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;yaşadığım o günleri unutmak zor&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- suni gözyaşı damlası var mı ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;geceler boyu beklemek nedir, onu bir de bana sor&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;- tabi ki de (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;çok özlemek ve sevmediğini bilmek&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;- yalnız, ismini hatırlamıyorum ilacın (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; sonu gelmez acılarınla beraber&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;- sorun değil bu marka en iyisi zaten (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;erkekler ağlamaz&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- peki.. mendil de alabilir miyim (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;sil göz yaşını&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- buyrun.. (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;kaçırma gözlerini&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- teşekkür ederim bu şarkıyı kim söylüyordu (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;benden suçlu suçlu&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- ee şey.. neydi adı onun yaa .. unuttum pardon dilimin ucunda ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;erkekler ağlamaz&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- sorun değil .. (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;insanız unutma&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- heh.. nilüfer ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;sustururum zamanla&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- iyi günler (&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;gözyaşların içimi eritiyor&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- mendilinizi unuttunuz ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;erkekler ağlamaz sevgilim&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;- ahh .. mendil.. tamam.. ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;sil gözyaşını&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk bi kaç gün gözlerim yasını tuttu o kadar.. göz yası tuttum.. ağlamamak için..&lt;br /&gt;yoo yoo .. önyargılı olma seni seviyorum gerçekten&lt;br /&gt;her ne kadar bir annenin çocuğunu sevdiği kadar&lt;br /&gt;bir çocuğun oyuncağını sevdiği kadar&lt;br /&gt;bir oyuncağın yerini sevdiği kadar olmasa da seviyorum seni&lt;br /&gt;bilmem ? bir insanın bir insanı sevdiği gibi diyebiliriz buna sadece ..&lt;br /&gt;metrodan çıkan herhangi bir insanın&lt;br /&gt;vapurdan inen herhangi bir insanı görüp insanlık adına sevmesi gibi seviyorum seni&lt;br /&gt;ama sen ne yaptın biliyor musun ?&lt;br /&gt;seni gördüğümde ellerimi bırakıp,&lt;br /&gt;sana çocuk gibi koşan, sarılan hislerimi öldürdün tek tek !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen bende gözleri açık bir körebesin&lt;br /&gt;sesime de gelemezsin artık ben sende tutuklu kalan bir dilsizim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;742&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ben sana aklım ve mantığım ile aşığım emre&lt;br /&gt;- saçmalama Zeynep akıl ve mantık ile aşık olunmaz.. akıl ve mantık özlemeye dayanamaz çünkü.. acı çekmeye gelemez.. beklemeye katlanmaya tahammül etmeye ve sabretmeye gücü yetmez aklın ve mantığın.. akıl ve mantık ile ancak sevilir insan.. ki bu aşktan sonra gelen ölümsüz sevgidir.. aşkın veliahtı olarak bedendeki tahtına oturur.. mesela ben sana deli gibi aşığım.. sen bana akıllı gibi.. olacak iş mi ? ortada bi dengesizlik yok mu sence ? akli dengemi yitiriyorum bak bi şeyler söyle çabuk.. dilim sürçtü emre de.. hay bin kunduz de !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- oğlunuzun durumu kötü hanımefendi.. kendisi gerçekleri kabullenemiyor.. kendi kafasında kurguladığı dünyayı yaşamak istiyor.. gördüğü içinde bulunduğu durumu hayal dünyasında değiştiriyor.. ve bu durum onu giderek gerçek hayattan soyutluyor..&lt;br /&gt;insanları, insanların yaşadıklarını bir kalıba sığdıramıyor.. onları değiştirmek istiyor ama gücü yetmiyor.. çünkü hayal gücü çok daha geniş.. ve sıyırmış artık bu çocuk.. takıntılı .. takıntıları var küçük şeylere detaylara saplanıp kalıyor.. saplantılı sizin oğlunuz ! yani şu yazdıklarına bi baksana ? bunu bir uzman doktora göstersen kesinlikle sağlam bir deli raporu alır ? huahaha&lt;br /&gt;- peki doktor bey .. oğlum bunları yazı olarak yazmışsa sadece ? benim oğlum senarist ise ? bir eserin içeriği ve anlatım ifadesi eser sahibinin de “öyle” olduğu anlamına mı gelir ?&lt;br /&gt;- ehmmm şimdi ..ımm.. ben bi siktirolup gideyim en iyisi .. pardon bağyan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ne okuyorsun sen ?&lt;br /&gt;- işletme ..&lt;br /&gt;- hayır o elindeki ne ?&lt;br /&gt;- hıı bi şeyler yazmış genç adam.. bankada sıra bekleyenler okusun vakit daha hızlı geçsin diye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- abi bi film var.. başından sonuna kadar bankada geçiyor .. valla .. bi çocuk var şimdi böyle.. şizofren.. taam mı ? .. böyle bankada işte sırasını bekliyor ..&lt;br /&gt;- spoiler vermeyi unuttun aptal !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;keşke Zeynep&lt;br /&gt;ben de sana, sadece aklım ve mantığım ile sistematik bir şekilde aşık olabilseydim ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kıza aşık olmak istediğinize emin misiniz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet&lt;br /&gt;hayır&lt;br /&gt;bu soruyu bir daha sorma&lt;br /&gt;yoksay&lt;br /&gt;askıya al&lt;br /&gt;yeniden başlat&lt;br /&gt;daha sonra anımsat&lt;br /&gt;dün gece kiminle seviştin ?&lt;br /&gt;parantezin içine kaçalım orda güvenli olabiliriz&lt;br /&gt;zorunlu haller dışında kullananlar cezalandırılır !&lt;br /&gt;- destek istiyoruuuuum !&lt;br /&gt;çıkarın beni bu bankadaaaann..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;748&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana okumayı yazmayı kim öğretti ? böyle bir kötülüğü nasıl yaparsınız siz ? Beni vahşi bir hayata öylece bıraktınız !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- emre 7-8 tane patates getir oğlum kapının arkasındaki seleden.&lt;br /&gt;7 mi 8 mi ? bi karar ver anne.. 9 yaşındaki çocuğu ikilemde bırakıyorsun.. hım şimdi.. 7 tane götürürsem 8 istemiş olabilir o zaman 1 tane eksik olduğu için geri dönmek zorunda kalırım .. 8 tane götürsem 1 fazla olur.. onu da geri yerine koymak için .. anne 7 mi 8 mi ? kaç tane patates istiyorsun ? rasim hocam ? ne yapmalıyım ? buldum 7+8 =15 tane götüreyim en iyisi .. yaşlı ve emekli rasim hocam ? matematikten nefret ettim sen bana özel ders verirken burnum aktığı için.. 0,81’i neyle izah edersin rasim hocam ? 755 kendinden başka bir sayıya bölünemeseydi nolurdu sanki ? ölür müydük ? 755 ? anlamı ne ? madem her şeyin bir anlamı var ! hı ?&lt;br /&gt;kelimelerin anlamı rakamların anlamından daha güzeldi oysa..&lt;br /&gt;aldous huxley okudum bir süre gizlice.. “the doors of perception” (algı kapıları) .. algıda seçicilik.. şaka şaka okumadım.. bu yabancı isimleri bir bok biliyormuşum havası vermek için araya serpiştiriyorum.. gizlice diyerek de gizem katıyorum cümleye ki inandırıcı olsun.. bi de küsüratlı rakam verirsem salladığım hiç anlaşılmaz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaa yaa algıda böyle sapmalar yapabilirsiniz işte .. neyse, ciddi olalım.. okudum hepsini.. hayııır elbette okumadım.. okudum ? okumadım ? okudum okudum ? yok canım okumadım yaaa.. oku ? dum ? madım ? duma-duma-dum.. ben bir yalan uydurdum :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oku(dum+madım) = ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- rasim hocam bi bakar mısın ?&lt;br /&gt;şimdi ben diyorum ki burda soru işareti yerine x dersek ..&lt;br /&gt;ne değişir ki ? emre yerine zeynep desek ? x=y olur mu dersin ?&lt;br /&gt;"şimdi ciddi olalım" dediğimizde, bu bizim yalan söylemeyeceğimiz anlamına mı geliyor ?&lt;br /&gt;rasim hocam ? hiç şiir yazdın mı rakamlardan ?&lt;br /&gt;alt alta ? yengeye filan hee ? hadi hadiii&lt;br /&gt;john nash rasim, mi diyorlar sana ?&lt;br /&gt;desinler boşver ..&lt;br /&gt;dahi'lik ile delilik arasında ince bir çizgi varmış nasıl olsa&lt;br /&gt;dahi anlamına gelen -da'nın ayrı yazılması kadar ince bir mevzu..&lt;br /&gt;- rasiiiim Allah'ın belası herif .. bıktım senin şu paronoya'larından&lt;br /&gt;ooff .. yenge kızmış yine.. işin zor rasim hocam&lt;br /&gt;kadın dediğin john nash'in karısı gibi olmalı aslında..&lt;br /&gt;eş dediğin tahammül eden olmalı..&lt;br /&gt;yoksa itiraf edelim, hepimizin gözü aç.. hepimizin gözü dışarda..&lt;br /&gt;ahaaa..&lt;br /&gt;burnum aktı yine.. henüz 10 yaşındayım&lt;br /&gt;altıma da işedim .. ohh sefam olsun..&lt;br /&gt;senin de burnunda et var ama rasim hocam&lt;br /&gt;sesin çok boğuk çıkıyor affet beni nefret ettim matematikten&lt;br /&gt;nunnunun nunnı (dokuzun karesi diyor burda .. gülmeyin)&lt;br /&gt;gülme emre dersi dinle.. aklın fikrin oyunda oynaşta..&lt;br /&gt;hey kök dokuz.. çık dışarı.. 3 taş oynayalım&lt;br /&gt;olmaz.. biz bu oyunda yokuz ..&lt;br /&gt;zeynep &gt; emre ..&lt;br /&gt;emre kapsar zeynep kümesini&lt;br /&gt;etkisiz eleman emre&lt;br /&gt;boş küme zeynep&lt;br /&gt;emre elemanı zeynep'in&lt;br /&gt;emre 15 kalbin kesişim noktasında&lt;br /&gt;emre elemanıdır ayşenin fatmanın zehranın goncanın filizin haticenin&lt;br /&gt;+ n1 + n2.. n üzeri emre&lt;br /&gt;çok aşığın var diyorlaaar&lt;br /&gt;rasim hocam kapat şu radyoyu allaseen&lt;br /&gt;6 kere 9 emre ?&lt;br /&gt;google'a bakmam lazım bilmiyorum&lt;br /&gt;dur daha internet yok&lt;br /&gt;2 üzeri 3 eşittir polinomlar&lt;br /&gt;asal sayılar&lt;br /&gt;asil insanlar&lt;br /&gt;doğal rakamlar.. suni aşklar ..&lt;br /&gt;silikonlu kızlar .. suni teneffüsler.. zil çaldı !&lt;br /&gt;rasim hocam ergenliğe mi giriyorum ne ?&lt;br /&gt;üslü ifadeler&lt;br /&gt;üstsüz turistler&lt;br /&gt;fonksiyonlar önemli olan işlevi&lt;br /&gt;üçgenin iç açıları 90-60-90&lt;br /&gt;türev kızlar&lt;br /&gt;frijit kızlar&lt;br /&gt;integral erkekler&lt;br /&gt;Fransız erkekler&lt;br /&gt;pour tout x élément de...&lt;br /&gt;soit un x élément de&lt;br /&gt;theoreme- demonstration- corrolaire- conclusion&lt;br /&gt;burnum + mendil = huzur&lt;br /&gt;mendilin yok mu&lt;br /&gt;deve yüküyle para kazanıyorsun özel derslerden ?&lt;br /&gt;alooo lan ! rasim !&lt;br /&gt;aaa A-A ups.. rasim hoca ölmüş&lt;br /&gt;gelin ağalar gelin beyler&lt;br /&gt;yağ satarım bal satarım&lt;br /&gt;ustam ölmüş ben satarım&lt;br /&gt;satsam 15 liradır&lt;br /&gt;%18 kdv içinde a dostlar&lt;br /&gt;15’in yüzde 18 i = 2,70&lt;br /&gt;yıllık gelir vergisi beyannemesi&lt;br /&gt;geçiçi vergi&lt;br /&gt;bu da geçer Ya Hu vergisi&lt;br /&gt;özel iletişim vergisi&lt;br /&gt;rasim hocanın ölüm raporu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüyalar da öyledir.. algılamaktan ibaret.. şiir görünümlü düz yazılar yazmışım.. şiir olarak algılanmış düz mantık ile kurgulanmış.. peki ne diye okunmuş (ben size kaçın gidin buradan demedim mi ? yazar burda okura gülüyor) bu şiir görünümlü yazılar, rüyamda bunlar birer bina olmuşlar.. 15 katlı.. sonra biraz yaklaşmışım.. merdiven gibi satır aralarına basarak gökyüzüne yükselmişim.. rüya işte.. neye çıkar diye sormuyorum böyle bir rüyayı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şöyle olsaydı sorardım ama ..&lt;br /&gt;- rüyamda çıkmaz bir sokağa girmiştim.. neye çıkar ?&lt;br /&gt;Zeynep sen söylesene neye çıkar ?&lt;br /&gt;o Pazar sabahı aracı soktuğun çıkmaz sokak mı sandın kalbimi ?&lt;br /&gt;ihtimallerle hüküm verilmez oysa..&lt;br /&gt;her şey bir küçük zincir halkası gibi..&lt;br /&gt;uç uca eklenince sebepleri meydana getiriyorlar..&lt;br /&gt;sebepler bizi sonuçlara götürüyor..&lt;br /&gt;sen de öyle miydin Zeynep ?&lt;br /&gt;bir kolyenin minik zincirlerinden biri miydin ?&lt;br /&gt;yoksa kolye ucu muydun ?&lt;br /&gt;sen bir ihtimal miydin ?&lt;br /&gt;sen bir sebep miydin benim için.. sen benim için bir sonuç mu oldun sadece ?&lt;br /&gt;oysa ben başlamadan önce her şeyi en ince şekilde hesap etmiştim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başlık : ihtimaller – sebepler - sonuçlar&lt;br /&gt;konu : eğer bir gün Zeynep benim hayatıma girerse ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zeynep ya bu kolye zincirinin bir halkası olur ya da zincirin sonundaki sade güzellikteki bir kolyenin kalp’ten ucu olur ! belki zeynep’ten sonra yeni bir halka daha eklenir.. belki zeynep benim kalpten uca ulaşabilmem için bir araç.. belki zeynep de benim bir kişiye ulaşmama vesile olacak farkında olmadan.. ama şimdiki zamanı sorarsan bana ona da dediğim gibi “ben şu anda zeynep’ten sonrası olsun istemiyorum..” eğer bir gün zeynep benim için o kalp şeklinde kolye ucu olacaksa boynumda, ben ölene dek onu tenimin sıcaklığında saklayacağım ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yukardaki metne göre aşağıdaki bin beş yüz soruyu cevapla zeynep&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 - neden ?&lt;br /&gt;2- neden ?&lt;br /&gt;3 - neden ?&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;1500 - neden ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;750&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ters giymişsin kazağını.. iki ters bir düz.. yok kazak doğru ben tersim aslında böylece iki ters bir düz ediyor. Doğum günün kutlu olsun zeynep.. bana aldığın siyah kazakta bir terslik mi vardı ? renklerde mi saklısın kokularda mı Zeynep ? Yeşil renklere bezenmiş bir benzin istasyonuna girip yeşil ambalajında antep fıstıklı bir çikolata alırsam yine ? o sabah giydiğin yeşil gömleğinle birlikte seni de anımsar mıyım ? o benzin aldığımız istasyondaki gibi ? antep fıstıkları gibi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaman geçmiyor&lt;br /&gt;sen bende durmuş bir saat gibisin demiş miydim daha önce ? hı ?&lt;br /&gt;Zeynep orda mısın ?&lt;br /&gt;haa dur orda bekle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;752&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aa teyze gidiyor musun ? pardon sıran gelmiş..&lt;br /&gt;zamanı gelen herkes gidiyor değil mi ? öyle bi şarkı vardı.&lt;br /&gt;- zamanı gelince gideceksin.. bir keşkeye daha yer yok kalbimde ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;araba kullanırken kulağımda kalan parçalar bunlar aslında..araba kullanmayı seviyorum.. belki araba kullanırken duyduğum için seviyorum bu şarkıları.. araba kullanmak güzel..hızla bi yerden geçmek.. bi şeyleri arkada bırakmak.. sadece bu değil.. durmamak en güzeli.. şu sıkıcı bankada durmanın kontrastını düşünün.. eğer nereye gittiğini bilmiyorsan araba kullanmak dünyanın en güzel eğlencesidir.. sen sadece sür.. dikiz aynana bak sağına bak soluna bak.. görüyor musunuz ben de sizler gibi bir yöne doğru gidiyorum.. heey soluna dikkat etsene be adam.. en çok araba kullanırken aklıma geliyor yazılacak şeyler.. çok hızlı geliyorlar.. hızımla doğru orantıda kelimeler akıyor zihnimden.. o esnada yanımda bir kağıdın olmaması bile beni yolda bırakabilecek kadar kötü bi şey.. nasıl başlamıştık Zeynep hatırlıyor musun ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kağıt ? kağıt ? kahretsin yazmam gerek .. beyin krizi geçiyorum nerde bu kağıtlar.. şu direksiyonu tutar mısın ? kim ? ben ! yine ben hep ben .. orda bir cilt var uzat şunu bana..resmi irsaliye o ? saçmalama.. olsun resmiyete dökmeliyiz artık bu olayı.. özelden olmuyor.. kamuya devredilmeli tüm özeller .. araç kullanırken cep telefonu ile konuşmak.. mesaj çekmek.. peki yazı yazmak ? kırmızı ışıklar seviyorum sizi.. otobanda kırmızı ışık ne gezer.. biraz daha gaz.. son vites.. hızlı daha da hızlı.. kontrolsüz bir güç ile.. araç uyarı veriyor.. diit diit di di diit .. hayır telefonum çalıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- alo ?&lt;br /&gt;- alo emre ?&lt;br /&gt;- aa merhaba Zeynep nasılsın&lt;br /&gt;- bilmiyorum emre&lt;br /&gt;- sesin kötü geliyor&lt;br /&gt;- evet .. sesini duymak istedim sadece&lt;br /&gt;- hmm anlıyorum..&lt;br /&gt;- anlamak sana yetiyor mu emre ?&lt;br /&gt;- anlamıyorum&lt;br /&gt;- emre .. emre… emre ben seni çok uzun zamandan beri seviyorum&lt;br /&gt;- ıı şey .. Zeynep .. ben .. yani .. çok hızlı..?&lt;br /&gt;- şu anda saatte kaç km/hız ile gidiyorsun emre&lt;br /&gt;- 170.. Zeynep bak&lt;br /&gt;- emre sus.. lütfen.. bana karşılık vermek zorunda değilsin.. benim senden karşılığını beklediğim bir aşk yok.. ben sadece bil istedim.. bil yoksa ben dayanamıyorum&lt;br /&gt;- farkındaydım.. biliyordum.. anlıyordum ama..&lt;br /&gt;- ben seni hep senden habersiz seviyordum.. anlıyor musun&lt;br /&gt;- ağlamayabilir misin.. yani ağlama dur bi saniye.. tamam ağla.. ağla Zeynep ağla..&lt;br /&gt;- senden korkmuyorum.. emre.. ben seni kaybetmekten çok korkuyorum..&lt;br /&gt;- benim senin gözlerine ihtiyacım var Zeynep.. ben kendimi sana .. ben.. sana muhtaçlığım var.. gözlerini izlemek istiyorum.. sürekli kendimi sana ihtiyaç halinde hissediyorum.. susadığım için uyandığım gecelerde bile o kısa göz aralığında bile aklıma sen geliyorsun.. su içmeyi unutarak uyuyakalıyorum tekrar&lt;br /&gt;- emre..&lt;br /&gt;- Zeynep&lt;br /&gt;- korkuyorum emre.. “son” diye bir kelime var ve ben ondan çok korkuyorum&lt;br /&gt;- “son” yok Zeynep “ve” var .. “ve” diye bi şey var ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle mi başlamıştık hayatım ? sondan mı başlamıştık seninle yoksa sonun başında mı kalabildik sadece ? çok derinden kestin kalbimi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben sende bir damla gözyaşıydım yanağından kayan bir yıldız gibi&lt;br /&gt;tutamadın beni kendinde..&lt;br /&gt;sen bende bir damla kan oldun beyaz gülleri sana aldığım gün&lt;br /&gt;kırmızı gül kalmamıştı çiçekçide başka çiçek yoktu başka renk yoktu&lt;br /&gt;elimde sadece beyaz güller vardı o sabah.. ne kadar da çok istemiştim onların kırmızı olmasını&lt;br /&gt;ama olmadı işte .. olamayan biz gibi elimde kaldı o beyaz güller..&lt;br /&gt;sıkıca tuttuğum&lt;br /&gt;dikenlerini unuttuğum&lt;br /&gt;senin de dikenlerin vardı değil mi Zeynep&lt;br /&gt;oysa ben seni severken hep unutuyordum senin bir insan olduğunu&lt;br /&gt;her şeyi sende unutuyordum.. en çok da kendimi sende unuttum hep&lt;br /&gt;Avcumdan sızan birkaç damla kan ile kırmızıya dönen beyaz güller gibisin sen de&lt;br /&gt;sakladım artık seni gözlerimden..&lt;br /&gt;Zeynep, sen bende bir iç kanama’sın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gaza basss.. sireni aç.. aa ? ambulans şöförü müydüm ben ? kanamalı bir hastamız var lütfen yol verin.. acil durum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;80 km/hız&lt;/span&gt; .. hoparlörü de açmalısın.. 34 bilmemne 28 yol ver ?.. sol şeride geç.. boşalt boşaaaalt aloo .. bu kan ? emre seni seviyorum.. burnum kanıyor.. emniyet şeridine geçelim.. hayır vaktimiz yok buna..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;120 km/hız..&lt;/span&gt; seni kaybetmekten çok korkuyorum.. son vites.. son diye bir kelime var emre… sonuna kadar o zaman Zeynep..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;150 km/hız..&lt;/span&gt; emre nefes alamıyorum yeter.. oksijen maskesi ? emre al tak şunu .. zamanımız yok buna Zeynep.. canımı yakıyorsun emre..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;160 km/hız..&lt;/span&gt; aşkım biraz yavaş olur musun ? hastanın durumu nedir ? şu anda aracı kullanıyor.. güzel.. nabız ? kalbimin içinden misin sen emre ? bradikardi oluşuyor.. kalp ritmi 60’ın altına düşmek üzere.. beyne giden kan miktarı azalıyor.. doğum günün kutlu olsun canım.. hastayı kaybetmek üzereyiz !! dayan oğlum dayan aslanım.. bırakma sakın kendini.. kendini yavaşça bana bırak emre.. sonbaharda su üzerine düşen bir yaprak hafifliğinde düş tenime.. nabız düşüyor.. emre aç gözlerini.. gözlerime bak zeynep.. oyun oynayalım mı ? hayır .. bunun için erken.. geç kalıyorsun emre .. biraz daha hızlansana topal adam !.. kan kaybediyoruz burda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;170 km/hız…&lt;/span&gt; nabız 130/80.. nefes alamıyorum dedim.. 34 END 47 yol ver.. 34 END !! çekil yoksa.. bi dakika.. neden END ? neden ?&lt;br /&gt;yol istiyorum senden.. emre gitme.. Zeynep kal lütfen.. sana “neden END” diye bi sor sordum ??? .. sağa çeksene Allah ın belası !! AND olmalıydın seennn !! emre zorlama olacakların önüne geçemezsin..&lt;br /&gt;o aracı geçemeyeceksin ! yol istiyorum sadece .. senden biraz zaman istiyorum Zeynep.. benden sana dilediğin kadar mekan .. önümden çekil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;180 km/hız ..&lt;/span&gt; 34 end ! hasta şoka girmek üzere efendim.. gişe işlemleri için… 14:21’de.. 0Rh+ aciiil.. dudaklarından kan sızıyor.. sen bende ne’sin Zeynep ? ben sende neydim ? devam etmenin bir anlamı yok artık.. ayrılmak mı istiyorsun ? gitmek istiyorum.. yolu açın lütfen.. ne kadar da kolay söylüyorsun bunu.. beni öptüğünde, dudaklarımı doğal bir kırmızı ile boyuyorsun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;200 km/hız ..&lt;/span&gt; oysa ben seni uzun zamandan beri.. bazen uyandığım gecelerde ? sellektör yap şuna emre !! kıza bak çok güzel.. merhaba sanki sizi daha önce görmüş gibiyim ? hmm peki ben sizin hatırlayamadığınız rüyalarınızdan biri olabilir miyim acaba? Zeynep seni çok sevmiştim… söz ver ! birlikte ölecek miyiz .. radyoyu kapa artık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;220 km/hız….&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; sana soyundum.. emniyet kemerini çıkar şimdi emre... bedenimi açtım sana.. yolu boşaltın.. araç uyarı vermeye başladı .. dit diit di di ditt .. kalbimin en doğru yerini gösterdim.. kalp ritmi düşüyor.. hayır Zeynep arıyor ? bu kez değil emre çünkü sen hep geç kaldın .. gaaaz gaaaz gaaaaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;230 km/hız......&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; ve mi son mu ? seç birini artık !!! bu hayatı ben seçtim Zeynep üzgünüm.. hiç bir şeyin, eskisi gibi olmayacağı noktayı çoktan geçtik biz.. ya çok hızlıydık duramadık ya da uyuyakaldık hatırlayamadık o noktayı.. hoşçakal.. ayırma seven kelimeleri birbirinden.. ağlama artık..mendilinizi unuttunuz … ve-son ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;755 km/hız___ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;bi dur bi düşün emre... FReeeeennn !! .. kahretsin ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a little crash (radyo açık kaldı yine)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- şimdi memur bey olay şöyle oldu&lt;br /&gt;- memur bey mi ? yüzüme baksana sen !&lt;br /&gt;- aa Zeynep ! sen ne zaman polis oldun ?&lt;br /&gt;- senden ayrıldıktan sonra trafik polisi olmaya karar verdim emre&lt;br /&gt;- güzel ..8’de 8 kusurlu muyum ?&lt;br /&gt;- evet&lt;br /&gt;- biten bir ilişkinin bütün hatası bana mı aitti ?&lt;br /&gt;- evet emre.. çünkü sen hep beni bir sevgili olarak değil bir rakip olarak gördün.. ilişkiyi rekabete soktun.. haksız bir rekabetin içinde nasıl haklı olmayı düşünmüştün ?&lt;br /&gt;- hayır&lt;br /&gt;- evet öyle .. hep benden bir adım önde olmak istiyordun.. sorduğum her sorunun cevabını önceden hazırlamıştın sen.. tüm mantık kurallarını kendin yazmış gibi beni de bu kurallara hapsetmiştin ! beni kendi aklına uyarlamaya çalıştın.. beni olduğum gibi kabullenmektense değiştirmeye çalıştın.. "yalnızlık alışkanlıklarını artık terk etmelisin Zeynep" derken bile beni hep bir köşeye sıkıştırıyordun..&lt;br /&gt;- güzel.. güzel.. seninle tartışmadığımız bi tek otobanın tam ortası kalmıştı&lt;br /&gt;- her yerde ve her zaman emre .. geçen haftada everestin tepesindeki buzullarda tartışmıştık da sonra sen donarak ölmüştün..&lt;br /&gt;- ee neden hiç araç yok ? az önce bi sürü araba geçiyordu buradan&lt;br /&gt;- bilmem bunu kendine sor.. hayalindeki yol bu olabilir miydi ?&lt;br /&gt;- sen Zeynep değilsin..&lt;br /&gt;- yaa .. bak sana ne göstereceğim&lt;br /&gt;- aa.. omzundaki ameliyat izin&lt;br /&gt;- bu yol senin hayallerine çıkan yol değil mi emre ? nereye gittiğini biliyorsun aslında ama nasıl gideceğini bilmediğin için “nereye gittiğini bilmiyormuş gibi” gidiyorsun yollardan.. senin hayal dünyana çıkan otoban burası emre&lt;br /&gt;- senin ne işin var burda peki.. ben böyle bir polis ataması yapmamıştım&lt;br /&gt;- henüz bitiremedin beni içinde o yüzden yoluna çıkıyorum sürekli..&lt;br /&gt;- hmm tabi tabi.. başlamak bitirmenin % 81'idir canım. gerçek olan bir hayalim gibisin zeynep.. aa bu adam kim ne geziyor otobanda ?&lt;br /&gt;- sana göre küçük şeylerle mutlu olabilen adam o emre.. sırası geldi gişeye gidiyor.. belki ondan öğreneceğin çok şey vardı..&lt;br /&gt;- haha hahaa.. benim de içimde küçük boşluklar olsaydı bu dediğin mümkün olabilirdi.. izlediğim filmler okuduğum kitaplar dinlediğim şarkılar gördüğüm anlayamadığım şeyler, göremediğim anladığım her şey bir boşluk daha açıyor bende.. neyi aradığını bilmeden arayış içinde olmaktan daha kötü bir şey var mıdır hayatta ? heyy beyefendi 6 nolu gişe sizinkisi mutluluktan uçuyorsun anladık da 6’yı da 9 olarak görmene sebep ne ? aptal aşıklar gibisin.. yaa bi dakika .. e buradaki her şey hayaldi hani Zeynep ?&lt;br /&gt;- emre, şu elindeki sıra fişinin üzerinde yazan rakamlar ve kredi kartı borcundan başka bir gerçek yok burda.. bu adam da senin hayalinden bir parça ..&lt;br /&gt;- neden gülüyorsun emre ?&lt;br /&gt;- yazar burada, ulur orta yerde alenen, okura gülüyor .. kaçın gidin bu satırlardan dememiş miydim ben size ? neyse.. ayrılmamız gerekiyordu Zeynep bunu sen de biliyordun zaten.. olmuyordu işte&lt;br /&gt;- neden peki emre ? bir çekin karşılıksız çıktığı anına mı denk geldim yoksa ben ?&lt;br /&gt;- yolunda gitmeyen şeyler vardı.. ya da biz seninle bir yolda gidemiyorduk&lt;br /&gt;- hayır emre, biz seninle savrula savrula yol alıyorduk hep.. sonra koptuk ince yerimizden.. inceliklerimiz kopardı bizi birbirimizden ..&lt;br /&gt;- yol mu dedin Zeynep ? hangi yol ? ben 28 yaşındayım.. içimdeki aşk x yaşında aldığım yol y birim kadar ise eşittir Zeynep diyebilir miyiz ?&lt;br /&gt;15 nisan 2000 sabahı&lt;br /&gt;23 mayıs 2003 öğleni&lt;br /&gt;2 temmuz 2006 ikindisi&lt;br /&gt;11 nisan 2008 akşamı&lt;br /&gt;14 ağustos 2008 gecesi&lt;br /&gt;şu hafızamdan çektiğim kadar bi şeyden çekmedim ben&lt;br /&gt;- her insan içinde eksik kalan ya da tamamlanamamış şeylerin özlemini çeker.. özlem çekmek hafızanın tetiği gibidir emre.. özlem çektiğin anda mermi yuvasından çıkar.. unuttum artık bitti dediğin bir anda kalbine bir kriz gibi saplanır&lt;br /&gt;- sen bende bir kalp krizi gibisin Zeynep&lt;br /&gt;- peki ben sende başka neyim emre ? ben kimim söylesene ? öğretmen miyim ? bankacı mıyım ? eczacı mıyım ? doktor muyum ? polis ? mühendis ? avukat ? yanında oturan yaşlı kadın ? bankada seksek oynayan küçük kız ? zeynep diye tanıdığın biri var mı hayatında ? ben de bir hayal ürünü müyüm yoksa ? gerçekleri söyler misin lütfen ? benim adım gerçekten Zeynep mi ? ben aslında yaşıyor muyum ? yaşamıyor muyum ? ölüp ölüp diriliyorum ! kimim ben emre ? neden hedef şaşırtıyorsun ? ben sen miyim yoksa ? ben sende olmayacak bir dua mıydım emre ?&lt;br /&gt;- evet .. amin demeyi unutuyordum ben hep ..&lt;br /&gt;- neden ?&lt;br /&gt;- neden neden neden !! başka soru bilmez misin sen ? “kim-ne-nerede-ne zaman-nasıl” diye sor bana, hepsinin cevabını vereyim sana&lt;br /&gt;- onların cevabını bende biliyorum emre !&lt;br /&gt;- neden’leri kurcalama o zaman.. nedenler değiştirilmek istenmezler.. nedenler sebeplerin sonuçları gibidir.. Zeynep, onları değiştirmek istersen, yanan canın, yanına kar kalır.&lt;br /&gt;- kendi öz eleştirini benim adıma benim üzerimden mi yapıyorsun ? benim ağzımdan ?&lt;br /&gt;- hayır..&lt;br /&gt;- evet öyle emre ! sana göre ben konuşmayı bile bilmiyordum değil mi ? senin istediğin tarzda tartışamıyordum hep.. ben sana göre kavga etmeyi çekişmeyi didişmeyi bile bilmiyorum değil mi ? neden ? mükemmel değil miyim tartışırken ? sana hangi kelimelerle vurmam gerektiğini bile sen öğrettin bana.. neden böyle yaptın emre ? hesapta olmayan bir sorunun cevabı önceden aklında olmadığı için mi tartışma cümlelerini sen belirledin ? ama ben seni hep içimden gelen cümleler seviyordum..kusursuz bir aşk mı bekledin ? iyisi de kötüsü de mükemmel olması gereken ? tartışmayı bile bilmediğim için benim ağzımdan sen kendinle tartışıyorsun ? neden emre ? duymak istediklerini söyleyemedim mi hiçbir zaman sana ? nereye kadar savaşacaksın daha kendinle ? rahat bırak artık kendini ? kendini bırak !! ne istiyorsun kendinden ?&lt;br /&gt;- ben sadece normal bir insan olmak istedim zeynep.. akşam yemeğini çok kaçırıp televizyon başında mayışıp, boktan bir diziyi izlerken uyuyakalan bir insan olmayı isterdim.. dününü yarınını düşünmeden uyuyakalmak.. oysa ben aşka aç halimle her gece hayalimde senin dizlerinde huzur ile uyuyakalmayı hayal ediyordum&lt;br /&gt;- yaaa anlamıyorum hayal kuruyorsun ve ardından dinamitliyorsun her şeyi ? bunu neden yapıyorsun ? sadece bunu söyle bana ?&lt;br /&gt;- ayrılmamız gerekiyordu zeynep&lt;br /&gt;- neden ?&lt;br /&gt;- bitirmeliydik&lt;br /&gt;- neden ?&lt;br /&gt;- hiç başlamamalıydık aslında&lt;br /&gt;- neden ?&lt;br /&gt;- farkındaydım biliyordum beni uzun zamandan beri sevdiğini.. ürktüm.. senden değil.. aşktan değil .. gelecekten.. benim kendi geleceğimden.. bu hayatı ben seçtim Zeynep üzgünüm.. benim hayatımdaki her şey tek kişilikti.. hayatı hep solo test gibi oynadım ben .. bazen kurnaz bazen beyinsiz oldum.. tek taş bırakınca bilgin olunuyormuş ama ben tek taş bıraktıkça ve tahtada tek başına kalan o taşa baktıkça.. kendimi yalnız gibi hissettim hep.. yalnız olmak bilgin olmaya değmiyormuş demek ki .. bu yüzden küstah ve ukala olmayı tercih ediyordum.. kendini beğenmişlik yalnız bir insanın en iyi savunmasıdır..&lt;br /&gt;- farkındaydım bunların.. ilk tanıştığımızda küstahlık zırhına sakladın kendini ama gözlerini kapamayı unuttun.. bana baktıkça kendini ele veriyordun.. gözlerinden sızıyordun emre.. içindeki temiz saflığını saklamayı beceremiyordun .. birinin çamurlu elleriyle kalbine dokunmasından korkuyordun ..&lt;br /&gt;- kalbime dokunmandan korkmamıştım.. mesele sadece o değil.. ilk başlarda kendimi senden ya da seni kendimden uzak tutmaya çalıştığım doğru. Bir süre sonra, seni biraz daha tanıdıktan sonra yani, işi yokuşa süren ben oldum.. seni zorlayan bendim.. ilk başlarda hep olumsuz yönlerimi serdim gözlerinin önüne.. ilk başlarda senin beni sevemeyeceğini, sevsen de katlanamayacağını anlatmak istedim.. ama senin tüm bunlara rağmen, yine de beni sevebileceğini hesap edemediğim için yanıldım.. hesaplarım şaştı.. ben şaştım, aklım karıştı ve sana aşık oldum.. ama aklım ile değil&lt;br /&gt;- neden işi yokuşa sürdün ?&lt;br /&gt;- sana “defol” dediğimde anladın mı beni gerçekten Zeynep ?&lt;br /&gt;- ben sadece o kelimeyi gerçek anlamında kullanmadığını sezinleyebildim.. ama neden kullandığını anlayamadım&lt;br /&gt;- çünkü benim hayatım komple risk altında sonu ucu bucağı görünmeyen zor bir hayatın içerisindeyim. senin gibi birisini de bu hayata dahil edemem..&lt;br /&gt;- senin risk dediğin ticaret mi ?&lt;br /&gt;- hayır tam olarak o değil&lt;br /&gt;- evet evet o emre !! sen kendine güveni olmayan bir adamsın.. işler yolunda gitmez de batarsam diye kendi kendine aptalca bir karar aldın değil mi ? ya iş, ya Zeynep ? öyle değil mi emre ?&lt;br /&gt;- Zeynep saçmalama sana "tam olarak o değil" dedim !&lt;br /&gt;- korkağın tekisin sen emre !&lt;br /&gt;- iyi .. sen git kendini garanti altına almış bir adamı bul onu sev o zaman..&lt;br /&gt;- zavallısın..&lt;br /&gt;- Zeynep biliyor musun ? gerçek sebebi ! gerçek riski ! risk şu ki, sen madde bağımlısısın Zeynep.. maddelere karşı düşkünlüğün var eşyaya otomobile elbise markalarına evlere hapsetmişsin kendini.. bende hepsinden kat kat var.. ama istediğim bu değildi benim.. ben bir gün bunları kaybedersem eğer, sen bu kayıplara katlanamayacak kadar zayıf bir karakterdesin.. sen her şeyini kaybeden bir adamı kaldıramayacak birisin.. şimdi benim yanımdasın birlikteyiz güzel .. peki o gün ? tamam şu anda güzel para kazandığımız doğru.. ya sonrası ? sonrası neydi biliyor musun ? sen önce neysen şimdi neysen sonra da o olacaktın Zeynep.. sen değişmeyecektin hiç bi zaman.. eşyaya bağımlığın devam edecekti.. kendini ya da başka insanları sahip oldukları parasal güç ile ölçüp biçecek bununla kıyaslayacak buna göre değer verecektin.. sen hangi rüyalara uyudun, açlığını nelerle doyurdun bilmiyorum ki ! hiç farkında olamadığın duygularının maddesel esirisin sen .. ve sen bu’sun çünkü.. benim sende değiştirmeye çalıştığım buydu.. sen kalktın bana 'beni değiştirme olduğum gibi kabullen' dedin liseli toy kızlar gibi.. kimse kimseyi olduğu gibi kabullenemez.. birlikte yaşamaya başlayan her insan değişmeye mecburdur.. değişimin en uç noktası karakter meselesidir.. yoksa saç rengin kıyafetlerin bunlar basit konular zaten.. benim risk dediğim batıp çıkma meselesi değil.. riski veren Allah rızkı da verir ! benim risk dediğim senin ve benim aramdaki hayata bakış açılarımızın farklılığından kaynaklanan risk !&lt;br /&gt;- inanmıyorum sanaaa !!&lt;br /&gt;- ağla sen ağla köşeye sıkışınca hemen ağla.. peki.. kahveli süt tadında anlatayım o zaman.. sen ağlamaya devam et ben anlatmaya.. suç ne senin ne benim zeynep.. ikimiz de masumuz.. başkalarının oyunu bu.. dünya ticaret örgütü ayırdı bizi.. o kadar büyük bir aşktı ki bizimkisi, uluslararası bir örgüt gerekiyordu ayrılmamız için.. ülkeler arası ithalat-ihracat kotalarını kaldırdılar.. sırf biz ayrılalım diye.. 1 milyar Çinli ayırdı bizi.. Çinliler daha ucuz mal yaptıkları için Türklerin pahalı malları ellerinde patladı.. Avrupa çine yöneldi.. avrupaya satılan mallarımızın fiyatı düştü.. maliyetler arttı.. Avrupa birliği ayırdı bizi .. birleşmiş milletler elele tutuşmamızı kıskandı ve kendi ismine inat bizi ayırdı.. uniceff bile ayrılmamızı istiyordu.. ekonomik krizler ayırdı bizi.. küresel ısınma ile küresel ekonomik kriz bir olup bizi ayırdılar.. önümüzü göremediğimiz bir ticaretin içindeyiz biz.. devlet ayırdı bizi.. vergileri öderken çok zorlanıyorduk çünkü..&lt;br /&gt;- hayır emre ! yaptığın işi sevmiyorsun sen .. yalan söyleyerek para kazanan insanlar yüzünden ticaretten nefret ediyorsun.. sen yalan söyleyemediğin için de kendi hesaplarına göre zarar ediyorsun .. ama yanılıyorsun ! sen aslında güzel sanatları sevmiştin.. çizdiğin kara kalemler yazdığın yazılar çektiğin fotolar.. sözelden full çekmiştin nerdeyse matematikten nefret ediyordun.. sayısalın düşüktü.. mimar sinan sinema televizyonu 1 puanla kazanamadın.. sana göre olmayan bir işletme fakültesini zar zor bitirdin.. güzel sanatlar senin içinde bir uhde olarak kaldı.. sinema televizyon senaristlik senin en büyük karşılıksız aşkın olarak kaldı sadece.. bunları içinden atamadın.. en güzel kelimeler cümleler yazılar görsel fikirler hep en yoğun iş anlarında denk geldi aklına ? neden hiç düşündün mü ? çünkü yaptığın iş seni sıkıyordu.. aklın, stresten baskıdan kaçmak istiyordu.. yoğunluğun geçince biraz rahatlığa kavuşunca o zaman da aklına yazacak çizecek bi şey gelmiyordu ..&lt;br /&gt;- hayır yaptığım işi seviyorum .. riski seviyorum.. batacak mıyım çıkacak mıyım endişesi ile yaşamayı seviyorum .. rafting gibi anlıyor musun ? yarının geleceğin kaygısı ile yaşamayı korku ile yaşamayı seviyorum ? bu beni ayakta tutuyor.. bu yüzden uyuşuk bir şekilde uyuyakalamıyorum işte.. hem güzel sanatlar benim hobimdi sadece.. eğer insan hobisini mesleğe dökerse hobisi yüzünden para kazanmak zorunda kalırsa o zaman hayatının anlamını kaybeder ve mutsuzluğa saplanır.. çünkü hobisi kendisi için hobi olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmiştir.. zorla kendisine yaptırılan bir iş haline gelmiştir..&lt;br /&gt;- o zaman neden huzur arıyorsun emre ?&lt;br /&gt;- çünkü huzuru bulursam eğer onun kıymetini bilemeyecek kadar bir rahatlığın içine saplanıp kalacağım.. huzur yaşanmaz Zeynep huzur hep aranır.. gerçek huzuru bulduğun zaman arınacaksın her şeyinden .. hayalini kurduğun dünya burası değil.. senin gezegenin henüz atmosfer oluşmadı.. henüz yaşam belirtisi yok ..&lt;br /&gt;- neden yazıyorsun o zaman ? işine gücüne baksana ?&lt;br /&gt;- hmm .. nasıl başladı her şey ? bi düşünelim bakalım.. bi kız vardı .. bir firmada sekreter olarak çalışıyordu.. yalındı sade idi.. o okumayı seviyor diye ben yazmaya başladım.. sonradan bi holdingin başına geçti kendisi.. zengin oldu.. sayılamayacak kadar parası olduğu için sevileyemeyecek kadar birisi oldu benim adıma..&lt;br /&gt;işte sen o zamanlar kendi halinde bir sekreterdin Zeynep .. sonra avukat oldun doktor oldun öğretmen oldun ..&lt;br /&gt;- ben sadece bir insandım emre bunu unutmasaydın hiç keşke.. hata yapmaya meyilli bir insanım ben de herkes gibi.. ama sevdiklerinin kusurları hata, sevmediğin insanlarınki ise suç oldu her zaman değil mi ?&lt;br /&gt;- hayır ben yazdıklarımın çıktısını alıp notere gitmem, üzerime almak için.. bi yayınevine yollamam “bakın bunları ben yazdım” diye.. öylesine yazıyorum.. keşke öylesine yaşabilseydim.. hiç yazmazdım o zaman.. ölesiye yaşıyorum oysa .. kutsal paradoks !&lt;br /&gt;- sen bildiğin her şeyden korkuyorsun&lt;br /&gt;- cahil olmak istiyoruuum&lt;br /&gt;- huzuru cahillikte arayan zavallı emre !&lt;br /&gt;- eskiden benim hayallerim ilkeldi.. çerden çöpten insanlar vardı.. hayatım şarkı sözleri oldu sonra.. sonra hayatım roman oldu.. sonra hayatım portre oldu.. senaryo oldu.. film oldu.. senin anlayacağın çerden çöpten olan her şey benimle birlikte büyüdü.. ben zayıfladım onlar kilo aldı kas yaptılar güçlendiler.. enerjilerini benden aldıkları için ben giderek güçsüz düştüm.. gerçekleri yalanları ihtimalleri sebepler sonuçları çok kurcalamamak gerekirmiş.. teslim olunacak birini bulup ona bir an önce teslim olmak gerekiyor artık.. bunun insan olmadığına kesinlikle eminim.. onun aşkı can yakmaz çünkü.. insanların aşkı can yakar.. yanlışlara yalanlara meyilli insanlık ! ilk yazdığım yazıyı okuyan bi kaç kişi bunu kısa metrajlı film yapalım demişlerdi.. profesyonel olarak ilgileniyorlarmış.. ben banane dedim.. hem ben yazmadım ki bunu alıntı bu dedim..inandılar.. profesyonel bir yalan söyleyip kaçtım kurtuldum onlardan.. halbuki ben kendi zihnimde bunun kısa metrajlı olarak filmini çekiyordum.. sonra makaralar hep uzuyordu.. bitmiyordu.. kısır bir döngüye dolanmıştı tüm film şeridi.. filmler uzuyordu.. ikincisini çektim üçüncüsünü .. şimdi kaçıncısındayım bilmiyorum .. ama artık final olsun istiyorum.. bu yazının en altındaki son cümle de –ki soru cümlesi olur kendileri- filmin final sahnesi olacak.. o sorunun cevabını buldum gibiyim.. az kalmış gibi sanki bulmama.. işte huzur orda .. o sorunun cevabında..&lt;br /&gt;- sonunda soru işareti olan hiçbir şey bitmez emre !&lt;br /&gt;- ama artık yeter zeynep.. dayanamıyorum .. bu yazdığım son yazı olsun.. yazmamaya dayanamıyorum çünkü ben.. tutukla beni zeynep.. ellerimi bağla artık.. bak şu elimle yazdım bunları.. kes hadi ?&lt;br /&gt;- yorulmadın mı hala emre ?&lt;br /&gt;- güneş batıyor zeynep .. saat 14:45 .. bu saatte güneş mi batar ?&lt;br /&gt;- sen bende durmuş bir saat gibisin demiştin ya emre.. sana yanlış zamanları yaşatan ?&lt;br /&gt;- hayır öyle değil bu kez.. doğru bir zamanda batıyor güneş.. hem benim dünyam değil mi burası .. yoruldum artık .. akşam olsun .. yıldızlar çıksın.. karanlığın sadeliğinde uzanıp dinlenmek istiyorum.. uyuya değil öle kalmak istiyorum ben artık dizlerinde ..&lt;br /&gt;- götürün bunu buradan&lt;br /&gt;- nereye&lt;br /&gt;- hastaneye .. 1987 ?&lt;br /&gt;- hahaha.. hayır olamaz.. şu elimdeki yazıları da kaza raporuna ekleyebilir miyiz komiserim ?&lt;br /&gt;- sen bende bir trafik kazası gibisin emre !!&lt;br /&gt;- gitmem gerek.. benim de sıram gelmiş artık.. hoşça kal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#33ff33;"&gt;755&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şükürler olsun .. nihayet ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- buyrun beyefendi&lt;br /&gt;- merhaba (&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;beyefendi olduk şimdi ha ? ‘senden nefret ediyorum emre’ derken neydim peki ? neyse nasılsın? duyamazsın artık beni Zeynep önüm arkam sağım solum parantez ama sen konuşmasan da ben seni duyabiliyordum zaten.. sesin bir uçurum.. sesime gel zeynep&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- merhaba ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;iyiyim sen ? ben de körebeyim değil mi ?&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;- ben kredi kartı borcumu yatıracaktım ama (&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;ama şunu sormak isterdim sana mutlu musun? hep o aradığın huzuru buldun mu sonunda&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- tabi alayım işleminizi ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;evet emre çok mutluyum senden ayrıldıktan sonra&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- buyrun ekstre şu (&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;şubeni değiştireceğini söylemiştin bilmiyordum halen burda çalıştığını&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- ne kadar yatıracaksınız ? ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;bilseydin yine de gelirdin zaten ! değiştirmem gereken daha önemli şeyler varmış hayatımda&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- tam olarak bilmiyorum ne kadar yatıracağımı (&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;755 neden sana denk geldi ki zeynep&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- nasıl yani ? ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;otomatik ödeme talimatı verseydin keşke emre&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;- aslında benim otomatik ödeme talimatım vardı .. dönem borcum 932,09 ytl ( &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;bu rakamlar kadar anlamsızsın Zeynep.. buyrun beyefendi dermiş gibi bakıyorsun hala bana.. bir zamanlar seni seviyorum dediğin erkeğe.. evet aslında vardı otomatik ödeme talimatım.. senin hep bende “yok” sandığın bir çok şey vardı&lt;br /&gt;“var” sandığın bi çok şey de yoktu.. hep yanlış şeyler sandın benim hakkımda.. zanlara hapsoldun.. sanmaktan öteye geçebilirdin.. beynin zan üreteceğine soru üretseydi keşke.. böylece otomatik ödeme talimatınız var mıydı diye sorabilirdin ? beyninde ürettiğin soruları bana sormadığın için onlar soru değil sorun oldu zamanla.. çünkü sen "hep öyle" veya "hep böyle" veya "hep şöyle" sanmıştın beni.. yargısız infazlar yaptın kafandaki hükümsüz mahkemelerde&lt;/span&gt; .)&lt;br /&gt;- evet 932 mi yatıracaksınız ? ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;beni beynimle birlikte rahat bırak artık.. soru mu istiyorsun ? peki.. şimdi sana nasıl bakmamı isterdin emre ? söyle öyle bakayım sana ? emre bey !!&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- hayır 932,09 yatırmayacağım ( &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;o rakamın bir küsüratı vardı değil mi hep küçük şeyleri gözardı ettin birikti birikti içinde küçük sorunları görmezden geldin çözüm üretmektense gözyaşı ürettin sadece gözyaşlarınla suladın o minik sorunlarımızı besledin büyüttün&lt;/span&gt;.)&lt;br /&gt;- peki ne kadar yatıracaksınız ? ( &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;neden 755 nolu sıra fişi sana denk geldi ki emre ! bir dakika geç alsan bir dakika sonra alsaydın fişi nolurdu sanki ? 4 işlemin sonucu 755 olmazdı değil mi ? böylece hayat senin için bir adım daha anlamsızlaşırdı&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;- hesabımda önceden bir miktar para vardı ne kadar olduğunu hatırlamıyorum .. o miktar toplam borcumun içerisinden otomatik olarak düşüldü zaten ben düşülen rakamı tam hatırlamadığım için 932,09 -eksi- hesaptan alınan para =eşittir= yatırmam gereken para ? ne kadar acaba ? siz ordan -bilgisayardan- görebiliyor musunuz ? (&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;sana ancak böyle sorular sorabilirim artık zeynep.. sana dair merak ettiğim bir şey kalmadı.. belki geçen ay alınan beyaz gülleri ekstreden düşersek eğer hesaptan ? neyse&lt;/span&gt; )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;............&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- beyefendi pardon ? işleminizi alabilir miyim ?&lt;br /&gt;- he ? özür dilerim dalmışım.. yaka kartınızdaki isminize.. Zeynep sanırım adınız&lt;br /&gt;- evet.. 755 miydi sıra numaranız ?&lt;br /&gt;- evet. ben kredi kartı borcumu yatıracaktım.. 932,09 toplam borcum bunun içerisinden bir miktarı otomatik ödeme talimatı ile hesabımdan alındı .. geriye kalan miktar ne kadar acaba ? siz ordan bakabilir misiniz ?&lt;br /&gt;- evet tabi ki .. bi saniye.. 177’si hesaptan alınmış.. hmm.. 755,81 ytl kalan borç miktarınız&lt;br /&gt;- yani ? toplam borcumun yüzde seksenbir’ini yatırmam gerekiyor öyle mi&lt;br /&gt;- matematiğiniz çok iyi sanırım&lt;br /&gt;- teşekkür ederim buradan alır mısınız ?&lt;br /&gt;- peki.. buyrun dekontunuz&lt;br /&gt;- iyi günler kolay gelsin.. ee .. ım.. Zeynep hanım&lt;br /&gt;- güle güle beyefendi.. (güle güle emre)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…………………..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk mı ?&lt;br /&gt;paralel iki doğrunun&lt;br /&gt;sonsuzda kesiştiğine inanmak gibi bir şey olsa gerek&lt;br /&gt;aşk sen bende bir zeynep gibisin ..&lt;br /&gt;kalbimde bir boşluk var&lt;br /&gt;sen bende gözlerimden akan&lt;br /&gt;bir yağmur damlası gibisin emre&lt;br /&gt;yağmurun yollardaki çukurları doldurduğu gibi&lt;br /&gt;içime akan gözyaşlarım da kalbimdeki boşluğu doldurdu hep..&lt;br /&gt;sonra taştım ben de senin gibi zeynep ..&lt;br /&gt;yolların eline yüzüne bulaştım ..&lt;br /&gt;kalbimin bir kenarındasın..&lt;br /&gt;öylece duruyorsun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve sen&lt;br /&gt;aşk sen bende gibisin ?&lt;br /&gt;aşk sen nerdesin ?&lt;br /&gt;emre sen kendinde misin ?&lt;br /&gt;emre sen kendinde nesin ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;END&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-6913913266279874605?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/6913913266279874605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=6913913266279874605&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/6913913266279874605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/6913913266279874605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/10/sen-bende.html' title='sen bende'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3038/2949284701_95f47ff7e2_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-4396245746309639146</id><published>2008-10-03T10:46:00.000-07:00</published><updated>2008-10-06T08:52:34.576-07:00</updated><title type='text'>sen gör diye</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3263/2914933583_e9e21bfaac.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3263/2914933583_e9e21bfaac.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(otobandayım şu anda)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;nereye gideceğini bilmeden gaza basmak güzel bir duygu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ODANDA MİNİK KELEBEKLER UÇUŞUYOR GÖREBİLİYOR MUSUN ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;yön tabelaları giderek geride kalıyor artık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;IŞIĞI ARAYAN KELEBEKLER GİBİ SANA ÇIKAN YOLLARI ARIYORUM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;çok uzakta bir tabela daha var.. okuyabiliyor musun ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"GERÇEKLERE HOŞGELDİNİZ" TABELASI BU&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ve yoğun trafik var&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;VE GÜLÜMSE ŞİMDİ SESSİZCE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bu trafik kadar yavaş akıyor artık kelimeler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BENİM HIZ PROBLEMLERİM VAR ÇÖZEBİLİR MİSİN ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(hızım şu anda 20. km.. minik bir kağıdı direksiyona yasladım)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;TAŞAMAYAN HAVUZ PROBLEMLERİMDE YÜZEBİLİR MİSİN ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;minik kare şeklinde bir not kağıdına yazıyorum bunları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;KAĞIDIN DÜNYADAN HABERİ YOK.. O YÜZDEN RAHAT&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;sana dair dünyaları bir kağıda sığdırmak ne zor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SANA NELER NELER YAZMIŞIM OYSA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kağıtta gideceğim yerden almam gereken bir kaç malzeme yazıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SENDEN ALMAM GEREKEN Bİ ŞEYLER OLDUĞUNA İNANIYORUM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bu kağıdı teslim edeceğim adam bu yazdıklarımı da görse ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SEN GÖRÜYORSUN YA ARTIK BU YETİYOR BANA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;gidenleri de bana geri verebilir mi ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SAHİ ! BANA VERMEK İSTEDİĞİN BİR KALP VARDI! ATIYOR MU HALA ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kalp denen şehir geç de olsa düştü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ÇİĞNEMEDEN YUTMAMAM GEREKİRDİ SÖYLEDİKLERİNİ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;savunamadık gerçekler çok güçlüydü çünkü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;O PİYONU YEMEMELİYDİM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;tüm aşklar esir düştü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BENİ DE KURTAR BU ESARETTEN..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kelime parmaklarının ardında kaldım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;"gitme" demeyeceğimi bildiğin halde gidiyorsun ya&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YİNE DE GİTME&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;beni de götürdüğünü bildiğin halde dön diyemiyorum ya sana&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GİTME SANA İHTİYACIM VAR&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;demiştin ya "ben senden bin kat daha güçlüyüm" diye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BANA GÜÇ KATIYORSUN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;giderek gücüne güç kattığını mı sanıyorsun ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SANMIYORUM EMİNİM BU KEZ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;gitmenin senin için güç olduğunu biliyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BENİM İÇİN DE "KAL" DEMEK ÇOK GÜÇ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ama git&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;AMA "KAL" DİYORUM SANA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ağlamak herkese yakışmıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;TERTEMİZ GÖZYAŞLARINLA SEN..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;gitmek herkese yakışmıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SEN, SANA YAKIŞANI YAP&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;özlenmek sana çok yakışacak eminim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GİTME KAL..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;seni özleyebilecek kadar gücüm kaldı sadece&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ÇOK YORULDUM.. DİZLERİNE İHTİYACIM VAR..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(radyo'yu açık unutmuşum)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ZİHNİMİ DE AÇIK UNUTTUM BU YOLDA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;trafik açılıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YOLLAR SANA ÇIKIYOR&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ferhat göçer : saçmalama nolur.. çare çok.. nasıl gidersin ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;AL ELİNİ KALBİME KOY İŞTE GERÇEK BU&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ferhat'la birlikte ben de göçüyorum ardından&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SEVGİLİLERİNE ŞARKI SÖZLERİ YAZAN LİSELİLER AKLIMA GELDİ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ferhat gibi bir dağı delmeye çalışırken göçük altında kalıyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"KİMSE YOK MU " DİYORUM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;aradıkça kayboluyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;DUYUYOR MUSUN ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;orda mısın ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(otobandan çıktım az önce)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YANLIŞ YOLLARDAN DA ÇIKABİLSEYDİM KEŞKE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;hızım 40 km kadar yol biraz açık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;DURUYORUM ANİDEN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bir anne ile küçük kızı el ele karşıma çıktılar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;KÜÇÜK KIZ SEN MİSİN ? HİÇ ANNE OLMAK İSTEDİN Mİ ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;yol benim hakkım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BU SENİN EN DOĞAL HAKKIN (:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;duruyorum buyrun diyorum gülümseyerek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;KÜÇÜK KIZ, SEN DE GÜLÜMSE BENİMLE BİRLİKTE ŞİMDİ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;haklarımdan feragat ettim ben&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;HALA AYNI ŞEYLERİ HİSSEDİYORSAK EĞER, GÜLÜMSE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;sende bir hakkım olduğunu sanmıyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;TEKRAR EDİYORUM AYNI ANDA AYNI ŞEYLERİ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;varsa da senin olsun.. helal olsun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;KALBİN AŞK OLSUN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(başka bir yol başka bir renk: kırmızı ışık ! durdum şimdi)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GEÇMEK İSTİYORDUM OYSA BEN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;durdum ve düşüncelerim akıp giderken ziyan olmasın diye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;HER ŞEYDEN GEÇMEK CANDAN, BEDENDEN, AKILTAN, RUHTAN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kağıttaki boşlukları doldurmaya başladım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BENDEKİ BOŞLUKLARI DOLDURACAK GÜCÜN VAR MI?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kağıt ağzına kadar doluyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YUTKUNABİLİYOR MUSUN ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;önlü arkalı doldu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ÖNÜM ARKAM SAĞIM SOLUM SOBE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bi tane daha kağıt gördüm orda,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SAKLANMAYAN KAĞIT EBE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;cep telefonumun numarası yazıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ARAMA BENİ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;yasak yerlere park edince arayacaklardı güya.. hiç aramadılar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İSTEDİĞİN ZAMAN ARA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;senden öğreneceğim çok şey vardı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;BAZI ŞEYLERİ AYNI ANDA İSTEMEMİZ GEREK&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;uygunsuz bir yerde sıkışıp kaldıkça seni aramak isterdim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YİNE YANLIŞ YERE PARKETTİM.. YA ARA BENİ YA ÇEK GÖTÜR BURALARDAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OYSA BEN YORULDUKÇA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;sende durup sende dinlenmek isterdim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(YEŞİL YANDI)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bozuk yazımı değil&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BOZULAN HER HALİMLE BİRLİKTE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kendimi temize çekmek isterdim sende&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BELKİ O ZAMAN GÜZEL EL YAZIMI GÖREBİLİRDİN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;hani bi yerden bir yere temize çekerken güzelleşiyordu ya yazım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GÜZEL GÜNLERE İNANDIM BEN.. HEP..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;belki ben sende güzelleşebilirdim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;KORKTUĞUM BİR ŞEY VARSA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;temizliğini kirletmeye başladım oysa&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İNAN Kİ YAPMAK İSTEMEZDİM BUNU&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bin kat daha gücün olmadığını sana hatırlatmak için yaktım canını bir kez&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;OYSA GERÇEKLER CAN YAKMAZ.. GERÇEKLER ÖLDÜRÜR.. ÖLÜM GERÇEKTİR..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(dönüş yolundayım)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ÖZÜME DÖNÜYORUM KENDİME&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bu parantez içlerini sırf dikkatini dağıtmak için açıyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BENİ BULDUĞUN YERE&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;yazdıklarımın seni etkilemesini ve gitme kararından vazgeçirmesini istemediğim için&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SIRF BU SEBEPTEN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bu parantez içlerine sıkışıp kalmayasın diye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GİTTİĞİN YOLLARI AÇMAYI DENİYORUM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;gözlerin dolmasın diye önemsiz şeyler yazıyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"AĞLAMA DEĞMEZ HAYAT" ÇALIYOR ŞU ANDA RADYODA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;olmadık yerlere noktalama işaretleri koyasım var&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SORU MU ? ÜNLEM Mİ ! NOKTA MI . BİLMİYORUM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(yol açık 60 km/hız)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GÖKTEN ÜÇ NOKTA DÜŞMÜŞ BİRİ BANA BİRİ SANA BİRİ DE BU AŞKA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;keşke üç noktayı bir yere koyabilseydik ...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;senden öğreneceklerim vardı benim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;KUTSAL MESLEK SAHİBİ BENİ DE KUTSA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bu kez sağ işaret parmağım bilmediğim için kalkıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GÖREBİLİYOR MUSUN ARKA SIRALARDAYIM.. SATIR ARALARINDA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;zamanı gelince bana "kendisini anlayan bir kıza" aşık olmamayı öğretecektin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;AŞIK OLMAMAYI ÖĞRETEBİLİRDİN BANA !&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ayşe'lerin gerçekten yardım istemediklerini öğretmeliydin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;- HOW CAN I HELP YOU ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;- why not ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;(yolum geniş 90 km/hız)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YENİDEN HIZ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bir yola bakıyorum bir de hayalimdeki sana&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YANIMDA KİMSE OLMAK İSTEMEZDİ ŞU ANDA.. BU HIZLA..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;gittiğin yola !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YAVAŞLAMAYI DA ÖĞRETEBİLİR MİYDİN BANA ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bazı aptallara şunu demek isterdim ki&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ŞEYLERİN ŞEY'Sİ OLAMAZSINIZ SİZ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bakın gerçek hayatta&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GERÇEK HAYAT BU İŞTE SATIR ARALARI..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bazı şeyler vardır.. ve ..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;YANILIRSANIZ CANINIZ YANAR&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;bir kaç yağmur tanesi dökülmeye başladı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BEN ONLARDAN DAHA ÖNCE DÖKÜLÜYORUM ASLINDA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;yazdıklarımı da bu şekilde inkar edemedim sana&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BİLİYOR MUSUN ? BİLME ! ÖĞRET ARTIK ..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;"yazılarım gibi birisi değilim aslında ben" desem de&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YALAN SÖYLEMEYİ DE ÖĞRETEBİLİR MİSİN BANA ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;yazdıkça kendimi ele verdim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;NEREMDEN TUTSAN ELİNDE KALIRIM&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;dün alt alta adımı yazmıştın ya&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;YANYANA YAZ BİR DAHA.. AYIRMA SEVEN HARFLERİ BİRBİRİNDEN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;o yüzden uzun gözüktü gözüme yazı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ADINI ANMAMA SEBEBİM DE BUYDU ASLINDA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;dalga geçmemiştim yani ne kadar uzun yazmışsın diye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ADINI SÖYLEMEK HOŞUMA GİDİYOR.. GİDEREK&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;senin bir adın vardı oysa ..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;sana sözüm vardı güneşten kalp için&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İŞTE BÖYLE YAPILIYOR GÜNEŞ'TEN KALPLER&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;görünmeyenleri görmen gerekir bunun için&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BİRAZ CANIN YANIYOR AMA GÜNEŞİN SICAKLIĞINDAN DEĞİL&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;hayatın satır aralarına bakman gerekir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SEN İSTERSEN İSTERİM BEN DE.. TEKRAR EDİYORUM AYNI ANDA&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;her yerde ve her şeyde gerçekler saklı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;HER YER ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;her şeyi kontrol alltında tutmalısın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BİR YER BİLİYORUM.. KUTSAL MABED GİBİ..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;kontrol + herşey&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;SONBAHAR SESSİZLİĞİNDE DAHA GÜZEL ORASI..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;control + all&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;GÜLHANE'NİN İÇİNDEKİ MİNİK DİKİLİTAŞ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;ctrl+a&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;TEPEYE DOĞRU&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;boşluklardaki gerçekler için ! şimdi o güzel parmaklarınla yap bunu !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ORDAKİ BOŞLUKTA.. SEN GELİRSEN AMA ! GELİYOR MUSUN ?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;hadi !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;gerçek olmanı çok isterdim..&lt;br /&gt;ama aynı anda sen de istersen..&lt;br /&gt;bir siluet olarak mı kalacaksın benim hayatımda&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;post scriptium:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dijital karakterli yazıları sevmediğini söylemiştin&lt;br /&gt;sana bazı küçük şeyleri sevdirebilmek içindi her şey ..&lt;br /&gt;çünkü büyük aşklar küçük şeyleri sevmekle başlar .. dı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-4396245746309639146?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/4396245746309639146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=4396245746309639146&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/4396245746309639146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/4396245746309639146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/10/sen-gr-diye.html' title='sen gör diye'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3263/2914933583_e9e21bfaac_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-5536871588997836052</id><published>2008-09-28T07:01:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T07:13:44.313-07:00</updated><title type='text'>bir ihtimal</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3294/2894437449_76efb239d9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3294/2894437449_76efb239d9.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir an gelir&lt;br /&gt;bir damla kadar küçük bir an&lt;br /&gt;bir ihtimal &lt;br /&gt;göz göze gelirsin&lt;br /&gt;her şey duruverir birden o anda&lt;br /&gt;bir bakışta saklıdır aşk&lt;br /&gt;bir söz ile yayından çıkan ok olur&lt;br /&gt;her ne kadar sakınsan da yüreğini&lt;br /&gt;tüm duvarların surların ve zırhların ardından&lt;br /&gt;o gelir ve geçer hiç takılmadan&lt;br /&gt;ve en saklı yerini bulur&lt;br /&gt;tam ortadan.. hiç sapmadan.. vurur&lt;br /&gt;kalbine girdiğinde nefesin kesilir&lt;br /&gt;hatırladığın tek şey aldığın son derin nefestir&lt;br /&gt;kalbin kan kaybetmeye başlar&lt;br /&gt;kanın çekilir parmak uçlarından itibaren&lt;br /&gt;tüm hayat sıvın kalbinde toplanır&lt;br /&gt;o yalnızlıkta kalp destek bekler&lt;br /&gt;kalbin tüm organlardan daha çok kana ihtiyacı vardır&lt;br /&gt;o bir an gelmiştir çünkü&lt;br /&gt;kalbinden başka her şey durmuştur&lt;br /&gt;o sessiz çığlıkta duyduğun tek şey&lt;br /&gt;kalbinin ritmik atışlarıdır&lt;br /&gt;öyle bir sessizlik olur ki&lt;br /&gt;o ritimleri dinlersin sadece&lt;br /&gt;sadece o sesi duyarsın&lt;br /&gt;- biri kapıyı mı çalıyor ne ? dersin&lt;br /&gt;giderek artan bir ses&lt;br /&gt;tık tık – tık tık – tık tık&lt;br /&gt;- kim o ? deme sakın&lt;br /&gt;sen de biliyorsun onun kim olduğunu&lt;br /&gt;tam kapının ardından&lt;br /&gt;bir adım kalmış sadece&lt;br /&gt;ama sen nefesinden daha tutuksun&lt;br /&gt;alnını yasla kapıya&lt;br /&gt;düşün şimdi bir anda&lt;br /&gt;her şeyi değil&lt;br /&gt;bir şeyi&lt;br /&gt;açacak mısın artık kapıyı ?&lt;br /&gt;gücün tükeniyor kapıların ardında&lt;br /&gt;daha nereye kadar yaşayacaksın böyle&lt;br /&gt;iki kişilik bir kalbi tek başına ? söyle&lt;br /&gt;nereye kadar taşıyacaksın öyle ?&lt;br /&gt;eşiğinde bir ihtimal var&lt;br /&gt;- bir adım kaldı sadece.. diyor sana&lt;br /&gt;korkma&lt;br /&gt;senin de sadece bir adın kalacak onun gibi&lt;br /&gt;şimdi derin bir nefes al&lt;br /&gt;kalbin duracak yoksa&lt;br /&gt;al artık şu nefesi&lt;br /&gt;aç kapını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nefes diye aldığın bembeyaz bir ışıktır&lt;br /&gt;sanki yıllar oldu nefes almayalı&lt;br /&gt;ışıktan bir rüzgar geldi doldu içine&lt;br /&gt;yavaşça artık her şey.. çok yavaşça&lt;br /&gt;kalp kendine geliyor&lt;br /&gt;sen hala baygınsın bir kapının eşiğinde&lt;br /&gt;açınca kapıyı&lt;br /&gt;yürekten bir bakışa teslim olmuşsun&lt;br /&gt;sadece diz çökmek istemişsin ama yıkılmışsın&lt;br /&gt;şimdi yürekten, atar damarına yayılır aşk&lt;br /&gt;kalbini taşıran son damla ve ..&lt;br /&gt;gözlerini aç yavaşça&lt;br /&gt;nerdesin ?&lt;br /&gt;geç kalma kendine gel artık..&lt;br /&gt;kanına karışmış aşk &lt;br /&gt;artık durmak neye yarar&lt;br /&gt;tüm bedenini sarar&lt;br /&gt;en dar yollardan geçer aşk&lt;br /&gt;parmak uçlarında bile hissedersin&lt;br /&gt;nerene dokunsan orası nabzındır&lt;br /&gt;en uzak kılcal damarların aşk dolduğunda&lt;br /&gt;dağılmaya başlarsın ..&lt;br /&gt;öyle bir dağılırsın ki ..&lt;br /&gt;toplar damarların bile toparlayamaz olur &lt;br /&gt;sen kendini kaybetmişsindir&lt;br /&gt;toparlanacak gibi değilsindir&lt;br /&gt;sen sadece halinden memnun olursun&lt;br /&gt;ne yolların bi önemi kalır o zaman&lt;br /&gt;ne yılların ..&lt;br /&gt;sen dediğin kişi canına sinmiştir artık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sebepler ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahçeye çık&lt;br /&gt;ağaçların arasından geç &lt;br /&gt;çık bir düzlüğe&lt;br /&gt;dur orda&lt;br /&gt;tam o tepede&lt;br /&gt;yüzünü doğuya dön&lt;br /&gt;şimdi&lt;br /&gt;gökyüzüne bak&lt;br /&gt;bulutlar toplanmaya başladı&lt;br /&gt;elini uzatsana gökyüzüne&lt;br /&gt;bulutlara hiç bu kadar yakın hissettin mi kendini ?&lt;br /&gt;küçük bir ihtimal idi gerçek oldu&lt;br /&gt;senin o küçük dünyanın atmosferi sebeplerle doldu&lt;br /&gt;bulutlar da senin kadar dağınık şu anda&lt;br /&gt;onlar da senin kadar dolu&lt;br /&gt;bir bilsen.. her yerde seni aradılar&lt;br /&gt;ne dağlar ovalar geçtiler&lt;br /&gt;ne çölleri bile susuz geride bıraktılar&lt;br /&gt;hep senin üzerinde durduğun yeri aradılar&lt;br /&gt;ama bulutlar yağmur yüklü değil bu kez ..&lt;br /&gt;elini uzat son bir kez&lt;br /&gt;değecekmiş gibi olduğunda&lt;br /&gt;ve gözlerin dolduğunda&lt;br /&gt;ve sebepler sonuç olduğunda&lt;br /&gt;gökyüzünden üzerine&lt;br /&gt;kalpten boşanır gibi aşk yağmaya başlar&lt;br /&gt;sırılsıklam aşık olursun&lt;br /&gt;üstün başın aşk olur&lt;br /&gt;sonra ıslak ıslak bakarsın bana öyle&lt;br /&gt;hafifçe gülümse şimdi &lt;br /&gt;biraz titrersin..&lt;br /&gt;ama üşüdüğün için değil bu kez ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben hiç dayanamam bakışlarına&lt;br /&gt;her şeyin olacağına varası varmış&lt;br /&gt;her şey olacağına varmış derim&lt;br /&gt;bir gün doğumunu izler gibi&lt;br /&gt;tüm olmazların oluşunu izlerim&lt;br /&gt;mesela, güneş hiç batıdan doğar mı ?&lt;br /&gt;doğmaz olur mu hiç ?&lt;br /&gt;ben o tepede tam senin karşında&lt;br /&gt;gün doğumunu senin gözlerinden izlerim&lt;br /&gt;sen o esnada bana göre batıda kalırsın&lt;br /&gt;ve güneş batıdan doğar ..&lt;br /&gt;sen buna yansıma dersen eğer&lt;br /&gt;sen de yanılırsın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra&lt;br /&gt;artık&lt;br /&gt;ben de&lt;br /&gt;susarım.. &lt;br /&gt;gözlerine bakarım&lt;br /&gt;düşerim gözlerine&lt;br /&gt;dolsa da gözlerin kırpma bu kez benim için&lt;br /&gt;taşırma beni gözlerinden düşerim yoksa&lt;br /&gt;ağlama daha sabaha çoksa&lt;br /&gt;ağlama yoksa uyanacaksın..&lt;br /&gt;sonbahar’ın düşen son yaprağı benim&lt;br /&gt;bir tüy hafifliğinde düşlerine düşerim&lt;br /&gt;sen düşlerini görürsün benim gözlerimle&lt;br /&gt;ben aynalarda görürüm sen diye beni&lt;br /&gt;gözlerime bakarım&lt;br /&gt;- ne kadar güzel gözlerin var.. derim&lt;br /&gt;saçlarında dolaşır ellerim&lt;br /&gt;bir ayna hiç bu kadar yumuşak olur mu&lt;br /&gt;bir yansıma hiç bu kadar güzel kokar mı&lt;br /&gt;o zaman ne görüşmelerin bir önemi kalır&lt;br /&gt;ne konuşmaların&lt;br /&gt;her baktığım yerde seni görüyorsam&lt;br /&gt;her sustuğunda seni dinliyorsam &lt;br /&gt;içimdeki sen, senden daha güzel olmuşsa&lt;br /&gt;kalbe bir ağırlık çöker o zaman ..&lt;br /&gt;gözlerin kulakların dillerin vazifesini üstlendiği için ..&lt;br /&gt;ve ben tüm söylenmiş sözleri değiştiririm sonra&lt;br /&gt;kalbi göğüs kafesine koymuşlar, “ille de sen” demiş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-5536871588997836052?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/5536871588997836052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=5536871588997836052&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5536871588997836052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5536871588997836052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/09/bir-ihtimal.html' title='bir ihtimal'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3294/2894437449_76efb239d9_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-5741079002537080043</id><published>2008-09-28T02:31:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T02:53:02.384-07:00</updated><title type='text'>gitsem mi ? kalsam mı !</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3068/2799092973_2a0d477765.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3068/2799092973_2a0d477765.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi özel'den ziyade genel (anonim tarzda) ifadeler ile anlatacak olursam, &lt;a href="http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/09/suum.html"&gt;yazı&lt;/a&gt; ile ilgili düşüncelerimi ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevmek ile sevdiğini söylemek arasında o kadar çok fark var ki..&lt;br /&gt;"seni seviyorum" cümlesindeki sev-me fiili tam olarak sevme'yi karşılamıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek-kalmak arasında da bu kadar fark var..&lt;br /&gt;bitirmek ve devam ettirmek arasında da bu kadar fark var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek gerçekten kolay.. "gitmek" kelimesi zihne ilk düştüğü anda başlıyor her şey.. bu düşünce kendine akılda yer edindikten sonra -bir zaman sonra- düşünce olmaktan çıkıyor hareketlere dönüşmeye başlıyor.. ve en küçük huzursuzluklarda bile bu beis düşünce bir virüs gibi beslenmeye başlıyor. zincirleme bir reaksiyona girerek tüm ihtimalleri negatif sebepler ile destekleyerek en uç noktadaki ayrılığa kadar sürecek bir zaman dilimini tetiklemeye başlıyor.. ihtimaller-sebepler-sonuçlar arasındaki bağ ilişkinin aleyhine gelişmeye başlıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek-bitirmek düşüncesi -istek- formuna dönüştüğünde ilişkideki ilk eylemlerine başlıyor.. saçma-sapan bahanelere açlık çekiyor.. kendine sebepler arıyor.. mesela özlediğiniz için suçlu olabiliyorsunuz.. nerde ne yapmakta olduğunu kiminle olduğunu sormanız çocukça kıskançlık sayılmaya başlıyor.. oysa aynı cinsten iki arkadaş bile bazen -"naber" tarzındaki soru-cevap diyaloglarında bu merakı irdelemiş oluyorlar -kaldı ki sevgililer ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrılma-bitirme-gitme isteği şiddetlendiği zaman eğer hala bunu dile getirmede sorun yaşıyorsanız bunu ifade etme güçlüğü çekiyorsanız az evvel dediğim gibi bunu hareketleriniz ile beden diliniz ile anlatıyorsunuz.. açıksözlü olamamak ne kötü !&lt;br /&gt;-ayrılmak istiyorum&lt;br /&gt;-bitirmek istiyorum&lt;br /&gt;-gitmek istiyorum&lt;br /&gt;diyememek ne kötü ! çünkü karşınızdakinin canını yakacak işler yapıyorsunuz bu sefer..&lt;br /&gt;can damarına basmakla kalmıyor üzerinde tepiniyorsunuz.. alenen zorluyorsunuz ..&lt;br /&gt;-ki pes etsin bezsin artık da o bitirsin ya da beni yıkacak bir tepki göstersin de yıkılayım ben - diye kusurlu planlar yapıyorsunuz.. daha doğrusu o istek size bunları yaptırıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek kafaya konmuşsa bir kez her şeyden gidiyorsunuz kaçarcasına..&lt;br /&gt;oturup sakince konuşmaktan kaçıyorsunuz tartışmaktan korkuyorsunuz.. tartışınca kırılacağınızdan korkuyorsunuz ama tartışmanın çözüm için yapıldığını ve tartışmasız bir sorunun ya da kırık bir kalbin hiç olmayan bir kalpten daha değerli olduğunu unutuyorsunuz.. kusursuz problemsiz bir ilişki hayali kurduğunuz için değil.. gitme isteği içinizde olduğu için.. sorunlara çözüm getirmekten kaçıyorsunuz.. ama aslında siz sevdiğinizden kaçıyorsunuz (burdaki sevme anlamı da çok farklı oluyor hal böyle iken)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben aşkı beceremiyorum tüm suçları üstlenip gidiyorum" demek bile bazı amellerin niyetlere göre olmadığını gösteriyor ! aşkı kim becerebilmiş ki zaten ? aşk üstesinden gelinecek bir sorun değil ki onu çözmeye çalışalım ? aşk sorun değil.. sorun "sorun"lardan kaçmak..&lt;br /&gt;herkes sevebilir&lt;br /&gt;herkes aşık olabilir&lt;br /&gt;insan bir kere yaşar&lt;br /&gt;bir ömür yaşar..&lt;br /&gt;önemli olan sürekliliktir&lt;br /&gt;devam ettirebilmektir.&lt;br /&gt;ömür boyu mutluluk'tan kasıt yaşatabilmektir..&lt;br /&gt;yoksa aşık olmak veya sevmek tek başına yetmez.. ve bir başarı olarak görülemez.. bütün pozitif duygular ile desteklenir ilişki..&lt;br /&gt;hiç bir his ve duygu tek başına kaldıramaz ilişkinin ağırlığını.&lt;br /&gt;sevmek tek başına yetmez&lt;br /&gt;özlemek tek başına yetmez&lt;br /&gt;istemek tek başına yetmez&lt;br /&gt;ağlamak gülmek konuşmak susmak&lt;br /&gt;tek başına yetmez&lt;br /&gt;insan hiç tek başına sarılabilir mi ? sarılmaktır ilişki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama yetmiyor işte&lt;br /&gt;o istek içinizde büyüyeli çok zaman geçmiş aradan çünkü.. insanın yarasına tuz basmak değil insanı yarasıyla birlikte tuz gölüne atıyorsunuz..&lt;br /&gt;bir şeyin varlığından bahsediyorsunuz ama içeriğini saklıyorsunuz.. "bunu senin iyiliğin için saklıyorum senden" demek neye yarar neye yeter ? insan bilmediğinden korkar..&lt;br /&gt;bilmediğini kurgular&lt;br /&gt;pislikler halı altına süpürülünce temizlik yapılmış gibi gözükse de kokusu rahatsız eder insanı !&lt;br /&gt;"içeriğin" söylenmeden bildirilmesi çok fena.. ve bu da sevdiğinizi delirtmeye yetiyor.. erkek-kadın'dan ziyade hepimiz insanız.. makine değil.. dünyada hangi insan canı yanınca refleks olarak tepki göstermez ? işte bu gösterilen tepkinin dozu biraz fazla kaçınca açıksözlü olamayan şahıs'a gündoğmuş oluyor -ki zaten ayrılma isteği doruk noktasına çıkmıştır burda !&lt;br /&gt;tepki'nin dozu meselesi ise kadın-erkek fıtratına göre değişkenlik gösterebiliyor.. erkek bu konuda daha can yakıcı oluyor maalesef.. en iyisi bile canı yandığı oranda can yakıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bu yorumu yazan ile yukarıdaki yazıyı yazan şahıs aynı mı acaba diye insanın kafasında soru işaretleri doğabilir..&lt;br /&gt;diyorum ki ben&lt;br /&gt;- bunların hepsi cevapsız bırakılan, kaçılan soruların tek yönlü cevabından ibaret.. doğruluğu sana göre bana göre değişir elbette.. ama konuşmadıkça sustukça tek bir doğru, tek bir yanlış vardır.. her iki şahıs için de bu böyledir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra (bir zaman sonra) bakmışsınız ki "gitme kal" diye yalvardığınız bir insan değil bir aşk imiş..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bitiş süreci böyle başlar ! bu süreç başladığında ise kimin istekli kimin isteksiz olduğunun da bir önemi kalmamıştır.. kimse isteyerek ölmez zaten.. herkese göre hayatta yaşanacak daha çok şey vardır.. ayrılıklar da ölümler gibi erken gelir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-vah yazık! genç yaşta ayrıldılar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;der biri ardınızdan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak:&lt;br /&gt;insan biraz oturup düşünmeli !&lt;br /&gt;içindeki tüm habis düşüncelerden arınıp sabah uyandığı en temiz ruhu ile düşünmeli..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben nereye gidiyorum ?&lt;br /&gt;yalnızlık mı daha kötü yoksa tatlı/tuzlu bir birliktelik mi ?&lt;br /&gt;ben ne’ye açım ? ben ne’ye susuyorum ?&lt;br /&gt;daha önce ne'lerden gittim&lt;br /&gt;bu gidişlerimin sonu neresi ?&lt;br /&gt;durmam gereken yer neresi ?&lt;br /&gt;yorgun muyum ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.. ve en önemlisi&lt;br /&gt;- gerçekten tüm bunlara değer mi gitmek ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-5741079002537080043?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/5741079002537080043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=5741079002537080043&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5741079002537080043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5741079002537080043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/09/gitsem-mi-kalsam-m.html' title='gitsem mi ? kalsam mı !'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3068/2799092973_2a0d477765_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-736745718426545875</id><published>2008-09-19T14:34:00.000-07:00</published><updated>2008-09-19T14:40:52.388-07:00</updated><title type='text'>karınca ile tırtıl</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3058/2871297578_92f9ddfb43_b.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3058/2871297578_92f9ddfb43_b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evvel zaman içinde kalbur saman içinde sakla samanı gelir zamanı lafının itibar gördüğü devirlerde,resmi olmayan kayıtlara göre develerin holigan, pirelerin hair designer olduğu vakitlerde, çok ama çok eskiden bir küçük karınca yaşarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karıncanın küçüklüğü tamamen algıda seçicilik olayından ibaret olsa da bu minik dostumuz hep boyundan büyük işlere gönüllü olurmuş.. çünkü çok güçlü bir karıncaymış..yine bir gün sevgili karıncamız dağ bayır dolaşırken bir tırtıl ile karşılaşmış.. (backspace kullanmadan yazıyorum saçma olabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- merhaba tırtıl kardeş nasılsın&lt;br /&gt;- merhaba karınca kardeş iyiyim ya sen nasılsın&lt;br /&gt;- teşekkür ederim tırtıl kardeş ben de iyiyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şeklinde bir diyalog başlamış.laf lafı açarken karınca içinden şöyle düşünmüş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.. ' ya bu tırtıl iyi hoş da ayakları yok ki bunun her gün iki büklüm sürün sürün nereye kadar yani ? halbuki benim gibi güçlü bacakları olsa bana eşlik edebilecek birisi olurdu dere tepe gezer tozardık .. yoldaş olurduk birbirimize lakin bu ayaksız tırtıl bana anca ayakbağı olur '&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye içinden geçirmiş.karıncamız güçlü olsa da bazen kendini beğenmiş olması onun zayıf yönünü saklamasına yetecek kadar değilmiş.tırtıl ise karıncanın bu mağrur bakışlarına tebessüm ile karşılık vermiş.çünkü tırtıl hep başkaları hakkında iyi niyet beslermiş içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- karınca kardeş nerden gelir nerelere gidersin böyle&lt;br /&gt;- tırtıl kardeş ben çok güçlü ve çalışkan bir karıncayım yapacak çok işim var benim eğer ki gökyüzündeki ay güneş kadar sıcak ve parlak olsaydı ben geceleri bile çalışırdım.fakat tabiatıma aykırı olduğu için geceleri sadece doğacak günde yapabileceklerimin hayalini kurmakla geçiriyorum&lt;br /&gt;- karınca kardeş, karınca kardeş dur hele bi soluklan.. nedir bu hırs nedir bu bitmek bilmez çabaların.. ataların bile vaktinde süleyman'a yol vermişler -ki o süleyman'a kalmamış bu dünya&lt;br /&gt;- yaa bak şimdi tırtıl .. tırt etme adamı iki dakka .. çok işim var diyorum yaa.. sen ise anca bana laf yetiştirip vaktimi çalıyorsun&lt;br /&gt;-peki karınca kardeş sen nasıl bilirsen öyle yap fekat şunu da unutma ki hayat sadece çalışmaktan ibaret değildir.. anl..&lt;br /&gt;- evet evet aynısını ağustos böceği de söylemişti noldu ? hee ? noldu ne değişti ? doğalgaz faturasını yatıramadı ! kombisi bozuldu ! o kışın soğuğunda donarak geberdi gitti işte .. akıl edip de kemanını yakabilseydi bi kaç gün daha ısınırdı .. belli mi olur bir ihtimal yaşardı&lt;br /&gt;-bak karınca kardeş anladım ki gücün sabır denen kumsaati karışısında bir kum tanesi bile değil.. madem ki beni dinleyebilecek kadar bile vaktin yok belki bir daha beni göremezsin çünkü naçizhane bedenim elbet bir gün toprak olacaktır .. mevla görelim neyler neylerse güzel eyler ..&lt;br /&gt;- bırak bu lafları tırtıl arak bu laflar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demiş ve arkasına bakmadan uzaklaşmış ordan ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karınca kendi kendine söylene söylene ordan uzaklaşmış.. yol boyunca da hep kendi kendine konuşuyormuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yaa arkadaş şu dünyada ne ehli keyf adamlar var yaa .. rahatlık bolluk oh ne ala mualla .. olur mu canım böyle de insan! biraz çalışmalı gayret etmeli yan gel osman üç dönüm bostan anlayışı yüzünden bu halde zaten bu hayvanlar alemi ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazamıyorum :( hızlı hızlı geçeyim ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karınca yine dereler tepeler aşmış çok çalışmış çok yorulmuş hayalleri ile uyuyakalmış sabah olmuş uyanmış yine çalışmış .. güneş tam tepede iken bir taşın üzerine oturmuş az biraz dinleniyorken aklına tırtıl gelmiş .. gülmüş kendi kendine sessizce .. sonra kalkmış işbaşı yapmış.. çerler çöpler toplamış buğday taneleri ayçekirdekleri ekmek ufakları çok çalışmış yine sonra birden yine aklına tırtıl gelmiş elindeki ekmek kırıntısını yere düşürmüş ..&lt;br /&gt;- tırtıl ne demek istedi acaba ? demiş ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günler günleeer geçmiş karınca her gün hem çalışmış hem tırtılı düşünmüş .. sonra tırtıl'ı düşüne düşüne düşünde aşık olmuş ona.. tırtıl karıncanın aklının ucundan geçip aklına yerleşmiş.. karınca geri dönmeye karar vermiş .. o kadar yolu yine yürümüş tırtılın yanına gitmiş .. tırtıl ile ilk kez karşılaştıkları ağacın altına gelmiş .. ama bakmış ki tırtıl yok ortada .. ordan bir tane kırkayak geçiyormuş ona sormuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hey kırkayak kardeş bakar mısın ?&lt;br /&gt;- efendim karınca kardeş söyle&lt;br /&gt;- tırtıl'ı gördün mü ?&lt;br /&gt;- ah aah sorma karınca kardeş tırtıl'ı iki gün önce kaybettik öldü malesef&lt;br /&gt;- neeee ?? neeeeee !!! ne diyosunnnnnnnnn&lt;br /&gt;- malesef diyorum ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karıncanın dünyası o anda kendisi gibi kapkara olmuş .. olan biteni izlemekte olan yaşlı bir bal arısı yakın gözlüğünü çıkarıp karıncaya şöyle bir bakmış .. karınca kararınca, bal arısı da acımış ona ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- arkadaşlar lafınızı balla kesiyorum .. evlat gel bakalım yanıma nedir senin dersin anlat hele&lt;br /&gt;- arı amca böyleyken böyle işte&lt;br /&gt;- ahh oğlum üzülme ölenle ölünmez .. tırtıl çok iyi biriydi lakin ne gelir elden&lt;br /&gt;- amca tırtılın mezarı nerde gideyim son kez konuşayım onunla&lt;br /&gt;- gel evlat şu gazoz kapağının arkasındaki çimenlere defnettik onu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tırtılın kabrine varmışlar .. beyaz bir silindirin içinde yatıyormuş tırtıl .. karınca çiçekler koymuş mezarına ağlaya ağlaya ıslatmış mezartaşını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- karınca oğlum ağlama bu kadar yazık ettin kendine .. tırtıl da seni severdi hep senden bahsederdi bize&lt;br /&gt;- ahh arı amca ahh .. bilemedim ben .. ağzından bal damlıyordu onun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karınca mezardan ayrılmış .. sarhoş gibi yollara düşmüş .. ıssız yerlerden geçmiş .. hep tırtılın adını sayıklamış .. dünyadan bir zevk almaz olmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ertesi gün uyanmış .. gözlerini açmış bi de bakmış ki karşısında biri var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karşısında bir karıncayiyen varmış .. üstün emiş özelliği ile karıncayı kendine doğru çekmeye başlamış karıncayiyen .. karınca koşarak kaçmaya başlamış .. karıncayiyen'de onun peşinden koşmuş .. kovalamaca hızlı bir şekilde devam ediyormuş .. tam burda conquest [soundtrack] çalmaya başlamış .. o sırada gökyüzünden şahin gibi süzülen büyük ve rengarenk kanatlı bir kelebek karıncayı kaptığı gibi gökyüzüne çekmiş .. karıncayiyen de sap gibi ortada kalmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kelebek karıncayı bir ağacın en yüksek dalına bırakmış .. ilerden bir pike yapıp dönmüş 3 sorti çekmiş 6 parende atmış ve tüy gibi karıncanın yanına konmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- size nasıl teşekkür etsem bilemiyorum kelebek kardeş&lt;br /&gt;- önemli değil karınca kardeş kim olsa aynını yapardı zaten&lt;br /&gt;- sizi ilk kez görüyorum buralarda yeni misiniz ?&lt;br /&gt;- hayır karınca kardeş eskilerden beri buralarda yaşarım ben&lt;br /&gt;- hımm.. başımdan aşkın olan işler yüzünden gökyüzüne bakmaya hiç zamanım olmadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karınca kiminle konuştuğunu bilmese de bir zamanların öldü sanılan tırtılı karıncayı tanımış ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saçma bir hal almaya başladı bu hikaye bitireyim ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra karınca ile kelebek bi süre beraber gezmişler.sonra karınca kelebeğe aşık olmuş. zaten önüne gelene aşık olurmuş. bunu kelebeğe söylemiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ben seni çok seviyorum .. sana aşığım kelebek&lt;br /&gt;- karınca saçmalama şurda beni tanıyalı iki gün olmadı daha&lt;br /&gt;- peki güzelim senin ömrün ne kadar ki ?&lt;br /&gt;- istersen arkadaş olarak kalalım karınca ? kardeş! ne dersin ?&lt;br /&gt;- olmaz çünkü benim kanatlarım yok kelebek&lt;br /&gt;- peki sen bilirsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra karınca yine yollara düşmüş .. tırtılın mezarına gitmiş.ağlamış orda.kelebek de uzaktan izlemiş karıncayı..karınca ağlayıp rahatlayınca sakinleşmiş biraz sonra bedeninden büyük iç sesi ile düşünmüş kara kara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tırtıl seni bekleseydim.keşke kal dediğinde kalsaydım yanında. 'mevla görelim neyler neylerse güzel eyler' dediğin de anlayamadım ne demek istediğini. ama şimdi anlıyorum.gün geçtikçe güzelleştin içimde.tırtıl bile olsan dünyanın en güzel kelebeklerinden daha da güzeldin hep sen.sabrın ne demek olduğunu sensiz geçirdiğim günlerde gecelerde anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karınca böyle kendi kendine konuşurken onu izlemeye devam eden kelebek de ağlamaya başlamış.yanına yaklaşmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ağlama artık karınca .. demiş.başka da bir şey diyememiş.&lt;br /&gt;boğazına tıkanmış hıçkırıkları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle yaşamışlar gitmiş işte .karınca hiç bir zaman anlayamamış kelebeğin aslında kim olduğunu. kelebek de hiç bir zaman söylememiş eskiden tırtıl olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaa... neyse !!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra karıncanın kanatları çıkmış beraber uçmuşlar falan fıstık.mutlu yaşamışlar diyelim de masalların 'mutlu son' hiyerarşisini bozmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fin -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masalımızın ana fikri ise, yok malesef fikirsiz bir masal bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-736745718426545875?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/736745718426545875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=736745718426545875&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/736745718426545875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/736745718426545875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/09/karnca-ile-trtl.html' title='karınca ile tırtıl'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3058/2871297578_92f9ddfb43_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-8733936576179778062</id><published>2008-09-12T13:17:00.000-07:00</published><updated>2008-09-12T13:18:13.556-07:00</updated><title type='text'>susuz</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm3.static.flickr.com/2204/2850930185_364339befa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2204/2850930185_364339befa.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birisi buraya “seni seviyorum” yazmış&lt;br /&gt;ya da yazmaya çalışmış&lt;br /&gt;her neyse konu o değil&lt;br /&gt;-peki ne ?&lt;br /&gt;tamam konu bu&lt;br /&gt;yazmak istemiş&lt;br /&gt;büyük bir heyecanla&lt;br /&gt;seni seviyorum&lt;br /&gt;yazmış&lt;br /&gt;sevdiği kişiyi gördüğünde atan kalbi&lt;br /&gt;seni seviyorum&lt;br /&gt;yazarken de aynı hızla atmış&lt;br /&gt;dudakları kurumuş&lt;br /&gt;aşk ile yazmış..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten hep böyle olur&lt;br /&gt;yazılan şeyin büyüklüğüne bakılmadan&lt;br /&gt;büyük bir heyecanla yazmaya başlarsın&lt;br /&gt;sonuna doğru gelince sığmaz o yazı oraya&lt;br /&gt;giderek küçülür&lt;br /&gt;“seviyorum” giderek küçülmüş&lt;br /&gt;ama şu da var ki&lt;br /&gt;bunu yazan kişi her kimse&lt;br /&gt;gerçekten seviyormuş&lt;br /&gt;Sen dediği insana aşıkmış&lt;br /&gt;“seni” derken eli titremiş&lt;br /&gt;yine de&lt;br /&gt;en net ve güzel yazdığı kelime “Sen” olmuş&lt;br /&gt;sonra bakmış sığmayacak&lt;br /&gt;küçülmeye başlamış&lt;br /&gt;bu konuyu kapatalım&lt;br /&gt;-olmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki&lt;br /&gt;yazısı küçülmüş&lt;br /&gt;aslında küçülen kendisi&lt;br /&gt;gizli özne olduğundan değil de&lt;br /&gt;küçüldüğünden gözükmüyor&lt;br /&gt;benliği giderek yok olmuş&lt;br /&gt;bunu önceden hesap etseydi keşke&lt;br /&gt;hesap etse mesela&lt;br /&gt;- ben seni seviyorum&lt;br /&gt;yazardı aslında&lt;br /&gt;anlamış ki ben ve sen &lt;br /&gt;her zaman aynı anda&lt;br /&gt;aynı yerde olamıyor&lt;br /&gt;ikimize dar geliyor satırlar&lt;br /&gt;biz yani sen yani ben&lt;br /&gt;bir kalbe sığamadık&lt;br /&gt;gizledim kendimi&lt;br /&gt;o yüzden&lt;br /&gt;seni seviyorum&lt;br /&gt;yazmış&lt;br /&gt;çok şey mi anlatmak istemiş bilmiyorum ama&lt;br /&gt;tek derdi sen dediği kişiyi sevmekmiş&lt;br /&gt;sadece yazmak istemiş&lt;br /&gt;yazmasa ölür müymüş sanki de yazmış&lt;br /&gt;- bilmem&lt;br /&gt;belki söyleyemediği için yazmış&lt;br /&gt;sevdiği insan bu çeşmenin önünden mi geçermiş&lt;br /&gt;yoksa susuz kaldıkça buraya mı gelirmiş ?&lt;br /&gt;görsün mü istemiş yoksa bilsin mi istemiş&lt;br /&gt;bunlar bizi ilgilendirmiyor&lt;br /&gt;- bizi ilgilendiren ne peki ?&lt;br /&gt;(zihnim çok dağınık)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün gece buradaydık seninle&lt;br /&gt;bu çeşmenin tam önünde&lt;br /&gt;geçiyordum uğradım&lt;br /&gt;- hadi ?&lt;br /&gt;gündüz nasıl gözüküyormuş acaba&lt;br /&gt;diyerek tekrar geldim şimdi buraya&lt;br /&gt;- yok canım daha neler ?&lt;br /&gt;gündüz değil sensiz nasıl gözüküyormuş diye&lt;br /&gt;- yapma !&lt;br /&gt;tamam özlediğim için geldim sadece&lt;br /&gt;yoksa susuz olduğum için değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen şimdi şehir dışındasın&lt;br /&gt;benim içimdesin ya&lt;br /&gt;her şeyin dışında olsan ne yazar ?&lt;br /&gt;-seni seviyorum yazar !&lt;br /&gt;düşünmek de yazmak kadar kolay olsa keşke&lt;br /&gt;şu anda en tehlikeli işi yapıyorum&lt;br /&gt;düşünüyorum !&lt;br /&gt;düşünüyorum o halde yoksun !&lt;br /&gt;konuşmamız gereken yerlerde sustuğumuz&lt;br /&gt;susmamız gereken yerde konuştuğumuz için&lt;br /&gt;şimdi düşünüyorum&lt;br /&gt;konuşulacak ne çok şey vardı dün gece&lt;br /&gt;bi yerden başlamalıydık&lt;br /&gt;havadan sudan mesela&lt;br /&gt;hayır&lt;br /&gt;havadan bile sen kapıyorum ben&lt;br /&gt;havadan sudan konuşamazdık&lt;br /&gt;bunlar çok ağır konular&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni çok özledim&lt;br /&gt;uzun uzun oturdum bu susuz çeşmenin yanında&lt;br /&gt;bir ara başımı yaslayacak bir omuz aradım&lt;br /&gt;sağıma soluma bakınırken&lt;br /&gt;sol omzuma dokundu çenem&lt;br /&gt;kokun !&lt;br /&gt;üzerime sinmiş !&lt;br /&gt;sen burada mıydın ?&lt;br /&gt;ne zaman geldin ?&lt;br /&gt;ben hiç görmedim geldiğini&lt;br /&gt;ne güzel kokuyorsun&lt;br /&gt;rüzgar da olmasa hiç haberim olmayacak varlığından&lt;br /&gt;rüzgar gibisin&lt;br /&gt;dokunuyorum sana&lt;br /&gt;ama tutamıyorum&lt;br /&gt;dokunuyorsun bana&lt;br /&gt;ama göremiyorum seni&lt;br /&gt;ne uzaksın&lt;br /&gt;seni özlüyorum&lt;br /&gt;gözlerim doluyor&lt;br /&gt;-neden ?&lt;br /&gt;rüzgardan değil dumandan&lt;br /&gt;tişörtümü yaktım az önce&lt;br /&gt;dayanamadım&lt;br /&gt;seni koklamaya&lt;br /&gt;aldığım nefes kalbime iniyordu çünkü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı anda sen ve ben &lt;br /&gt;aynı yerde olamıyoruz bazen&lt;br /&gt;gizli özne olmak çok zormuş&lt;br /&gt;aşkın yükü omzuma biniyor&lt;br /&gt;yüklemler yüklendim&lt;br /&gt;çok ağır..&lt;br /&gt;seni seviyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyor musun ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- çok susadım !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-8733936576179778062?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/8733936576179778062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=8733936576179778062&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8733936576179778062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8733936576179778062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/09/susuz.html' title='susuz'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2204/2850930185_364339befa_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-4241821602856992149</id><published>2008-09-10T10:14:00.001-07:00</published><updated>2008-09-10T11:44:23.801-07:00</updated><title type='text'>Suçum</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3136/2845135221_9e623f5ff7.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3136/2845135221_9e623f5ff7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangi şarkı seni anlatır bilmiyorum ki&lt;br /&gt;ben hepsini dinlemekten usandım&lt;br /&gt;şarkılar anlatamıyorlar seni bana&lt;br /&gt;anlaşamıyoruz bu aralar şarkılarla&lt;br /&gt;anlaşmayı bozduk !&lt;br /&gt;çünkü şarkıların uslübu bozuk..&lt;br /&gt;şarkılar yarım !&lt;br /&gt;gönderdiğin şarkılar bile yarım&lt;br /&gt;-eksik bir şey var&lt;br /&gt;gönderenin adı var kendisi yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen'i &lt;br /&gt;"senin kadar" ne anlatabilirdi ki zaten&lt;br /&gt;ya da ben senden ne anladığımı&lt;br /&gt;sana ne kadar anlatabilirdim&lt;br /&gt;konuşsam..&lt;br /&gt;bir şeyler söylesem&lt;br /&gt;dünyanın tüm unutulmuş dillerini bile bilsem&lt;br /&gt;yine de seni sana anlatamam&lt;br /&gt;sen ancak yaşanırsın&lt;br /&gt;seni yaşarken öleceğim hiç aklıma gelmezdi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toparlayacak olursak -son olarak-&lt;br /&gt;(bırak dağınık kalsın diyor bir ses içimden)&lt;br /&gt;çok erken dedim -son olarak- diye&lt;br /&gt;sonun başındayız ya&lt;br /&gt;öyle değil aslında&lt;br /&gt;biz her şeye sondan başlıyoruz&lt;br /&gt;tersine gidiyoruz&lt;br /&gt;ilkine gidiyoruz&lt;br /&gt;zorluklardan kolaylıklara gidiyoruz..&lt;br /&gt;sonbaharda olsak bile&lt;br /&gt;biz aslında seninle&lt;br /&gt;ilk-bahar'a gidiyorduk ..&lt;br /&gt;ters giden bir şeyler çıktı karşımıza&lt;br /&gt;tüm terslikler&lt;br /&gt;tüm ters zamanlarda&lt;br /&gt;bizi buldu.. &lt;br /&gt;oysa biz el-ele&lt;br /&gt;ters dönmüş minik kaplumbağamızı&lt;br /&gt;bir şeyleri yürütmek adına&lt;br /&gt;tersine çevirmek üzereydik&lt;br /&gt;o patika yolda..&lt;br /&gt;her şeyden habersizdik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüzgar çok ters esti.. o sabah !&lt;br /&gt;yağmur yüklü bulutlar yanlış yöne gittiler&lt;br /&gt;martılar denizden karaya uçuyorlardı&lt;br /&gt;sana göstermiştim ya ?&lt;br /&gt;herkes yolunu şaşırmıştı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ilk kez ters yöne girdiğimiz o an aklıma geldi.. &lt;br /&gt;trafikte o gece..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülümsedim az önce utanmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hayatım geri vitese tak.. sakince.. geri geri gel.. karşıdan hızla tır geliyor bize doğru ..sakin ol panik yapma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıkışınca kaçıyorum böyle işte&lt;br /&gt;geçmişe o güzel günlerimize kaçıyorum hemen&lt;br /&gt;panik yapıyorum seni düşündükçe&lt;br /&gt;konuyu da en az kendim kadar dağıtıyorum&lt;br /&gt;ney-se&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sabah&lt;br /&gt;gün doğarken ..&lt;br /&gt;doğan güneşe bakıp&lt;br /&gt;sonra bana "günaydın" dedikten hemen sonra&lt;br /&gt;biraz sonra&lt;br /&gt;hep sonra ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tersine çevirmeliyiz tüm terslikleri&lt;br /&gt;her şeyi tersine çeviresim var&lt;br /&gt;şu fotoğrafı bile&lt;br /&gt;ters duran tüm kalpleri !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek kolay&lt;br /&gt;kalmak zor&lt;br /&gt;bir arada kalmak en zoru !! bu aralar..&lt;br /&gt;bu yüzden dağınık kalmalıyım&lt;br /&gt;hep bir yerlerde kaldım zaten&lt;br /&gt;ne zaman ben'den "hiç" kalmayacak çok merak ediyorum&lt;br /&gt;bitene kadar kalmak .. gidememek.. susmak..&lt;br /&gt;zaman değildir her şeyin ilacı&lt;br /&gt;sabırdır !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyor musun&lt;br /&gt;bazen Sen'den nefret ediyorum&lt;br /&gt;sevdiğim kadar istemiyorum seni&lt;br /&gt;çünkü ben seni&lt;br /&gt;hep istediğim kadar seviyorum&lt;br /&gt;istediğim gibi değil... istediğim kadar&lt;br /&gt;her yönüyle.. her halinle.. her duygularım ile&lt;br /&gt;her yerden seviyordum seni&lt;br /&gt;sabah doğudan&lt;br /&gt;akşam batıdan seviyordum&lt;br /&gt;kesince kanatan ayazlarda bile&lt;br /&gt;ben güneye göç etmiyordum&lt;br /&gt;sen kuzeydeydin çünkü&lt;br /&gt;dünyanın en güzel yeri&lt;br /&gt;senin üzerinde durduğun yerdi&lt;br /&gt;en güzel durduğun yer ise&lt;br /&gt;yalınayak, kalbimin üzerindeydi&lt;br /&gt;senin yalnız kaldığın tek yer&lt;br /&gt;benim uyuyakaldığım en güzel yer&lt;br /&gt;başımı huzura yasladığım yer,kalbinin üzeriydi&lt;br /&gt;-geçmiş zaman eklerini dikkate alma&lt;br /&gt;geçmiş bir şey yok henüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mazi kalbimde bir yaradır &lt;br /&gt;çalıyor şu anda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü.. &lt;br /&gt;çünküsü yok aslında&lt;br /&gt;sen benim istediğim kadardın&lt;br /&gt;ilk depremde can verecek kadar değil&lt;br /&gt;"tüm gücümle bitirmeye çalışacağım" diyor olman bile&lt;br /&gt;senin ne kadar güçsüz olduğunu gösteriyor&lt;br /&gt;tahrik etmiyorum&lt;br /&gt;yapabilirsen yap&lt;br /&gt;ama yapamayacaksın&lt;br /&gt;çünkü sen şu anda bu satırı okuyorsun&lt;br /&gt;kızdın mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak şurayı da iyi oku&lt;br /&gt;hayatta bazı şeyler vardır&lt;br /&gt;isteyerek elde edilmez&lt;br /&gt;bir lütuf gibi insanın karşısına çıkar&lt;br /&gt;istesen de bulamayacağın şeyleri&lt;br /&gt;bulduktan sonra&lt;br /&gt;istesen de terkedemezsin&lt;br /&gt;bunu kendi adıma demiyorum&lt;br /&gt;aşk adına diyorum&lt;br /&gt;senin aşkına diyorum&lt;br /&gt;"eğer hala seviyorsan"&lt;br /&gt;tüm gücünle denesen bile&lt;br /&gt;bitmeyecek&lt;br /&gt;küçük bir tavsiye&lt;br /&gt;(bitirmeyi istesen bile ben yine hep senin isteklerini gerçekleştirmek için vardım aslında.. her neyi istersen iste.. sadece iste-miş olman yetiyordu.. bitirmeyi istiyorsan yardım edeyim sana)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zamana bırak&lt;br /&gt;zaman her şeyin zehiri çünkü&lt;br /&gt;tüm yaşanmışlıkların&lt;br /&gt;gülleri küllere çeviren zaman !&lt;br /&gt;sen bana bakma artık.. zamana alış..&lt;br /&gt;bensiz zamanlara alış ki.. &lt;br /&gt;( "inşallah beceremezsin" diyor içimden bir ses)&lt;br /&gt;zamana bırakmadan önce istemeyi unutma ama&lt;br /&gt;bitirmeye başlamadan önce bitirmeyi istemek gerek&lt;br /&gt;isteklerine dokunamam bilirsin&lt;br /&gt;özgür irade !&lt;br /&gt;gitmek istersen kolundan tutup çevirmem seni&lt;br /&gt;itiraf etmeliyim&lt;br /&gt;gidişini merak etmiştim&lt;br /&gt;ama gitmek sana yakışmıyormuş&lt;br /&gt;saçların arkadan çok kötü gözüküyor !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalmak benim üzerime tam oturuyor&lt;br /&gt;nefes alamıyorum&lt;br /&gt;yetiş..&lt;br /&gt;sen sana yakışanı yap&lt;br /&gt;kal..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçekten gitmek istiyor musun ?&lt;br /&gt;ama sen istersen bu sefer&lt;br /&gt;ben istemem&lt;br /&gt;ilk defa aynı şeyleri aynı anda istememiş oluruz&lt;br /&gt;çünkü isteyerek gidilmez bir sevda'dan&lt;br /&gt;yine de, sen nasıl istersen&lt;br /&gt;ilk defa seni bir isteğin ile yalnız bırakabilirim&lt;br /&gt;ney-se..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık adını anmıyorum&lt;br /&gt;Sen diyorum&lt;br /&gt;Sen demek daha kolay&lt;br /&gt;tek hece&lt;br /&gt;tek nefes&lt;br /&gt;son nefes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adın tek hece olsaydı &lt;br /&gt;yine de "Sen" derdim &lt;br /&gt;yaşadığımız her şey de tek hece değil miydi zaten ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şey-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak&lt;br /&gt;sus&lt;br /&gt;gül&lt;br /&gt;kül&lt;br /&gt;biz&lt;br /&gt;ben&lt;br /&gt;sen&lt;br /&gt;gel&lt;br /&gt;dur&lt;br /&gt;kal&lt;br /&gt;GİT-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;git dedim duydun mu ?&lt;br /&gt;dilim ile söyledim bunu&lt;br /&gt;çünkü ben sana dair her kelimenin&lt;br /&gt;ilk hecesini dilim ile&lt;br /&gt;son hecesini kalbim ile söyledim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;............................................ git-me&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitme dur ne olursun&lt;br /&gt;gitme kal yalan söyledim&lt;br /&gt;doğru değil ayrılığa&lt;br /&gt;daha hiç hazır değilim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak görüyor musun&lt;br /&gt;eksik &lt;br /&gt;tüm şarkılar eksik&lt;br /&gt;yarım yamalak&lt;br /&gt;ayrılığa hazır olunmaz ki&lt;br /&gt;ayrılık ölüm gibi aniden gelir&lt;br /&gt;ayrılık tam karşıdan gelir..&lt;br /&gt;ölüm için bile hazırlık yaparsın&lt;br /&gt;ama ayrılıklar için hazırlık yapılmaz&lt;br /&gt;ayrılığa hazırlıksız yakalanılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarkılar yarım&lt;br /&gt;fotoğraflar yarım&lt;br /&gt;sen yarım&lt;br /&gt;ben yarım&lt;br /&gt;eksik bir şey var&lt;br /&gt;bir nokta sadece&lt;br /&gt;yarim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oldu mu şimdi ?&lt;br /&gt;tamam mısın ?&lt;br /&gt;hazır mısın gitmeye ?&lt;br /&gt;dur ! noktanı unuttun.&lt;br /&gt;noktanı da al yanına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarım yamalak yaşanmaz hayat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eğer hala seviyorsan"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kal&lt;br /&gt;tamam geri de gelme ama kal&lt;br /&gt;dur orda&lt;br /&gt;ben sana yetişirim&lt;br /&gt;ben sana kalırım&lt;br /&gt;ben sana susarım&lt;br /&gt;ben sana ölürüm&lt;br /&gt;sen yeter ki kal .. bekle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben suçumu biliyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben senin bacağı kanayan bir çingene çocuğu arabana atıp hastaneye yetiştirdiğini de biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben suçumu biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben senin dar bir sokaktan yokuş aşağı inerken&lt;br /&gt;bir ölü güvercini mendiline sarıp bir kenara gözyaşlarıyla koyduğunu da biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben suçumu biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama senin affına sığınarak işlemedim&lt;br /&gt;senin affına sığacak kadar küçük de değildi&lt;br /&gt;onları söylerken geniş merhametine güvenerek söylemedim&lt;br /&gt;onu söylerken aklımda sen yoktun&lt;br /&gt;aklım başımda değil&lt;br /&gt;aklım sendeydi&lt;br /&gt;dilim benim suçumdur&lt;br /&gt;sana olan sevgim dilimde değil ama&lt;br /&gt;içimde..&lt;br /&gt;o ağır sözlerle seni ezmek istedim&lt;br /&gt;aklım başımda değildi&lt;br /&gt;aşk'ın ezilmez olduğunu unuttum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben senin de içini biliyorum ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en iyi de suçumu biliyorum ama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu suçu işlediğimde &lt;br /&gt;bacağı kanayan bir çingene çocuk kadar &lt;br /&gt;masum değildim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kanayan yüreğimdi ! &lt;br /&gt;1 buçuk saatte kanattığın yürek !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben suçumu biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen de bil.. ki &lt;br /&gt;affetmek en büyük.. &lt;br /&gt;bir şeydir.. &lt;br /&gt;şey işte..? &lt;br /&gt;şey- ?&lt;br /&gt;mendiller serdim yoluna&lt;br /&gt;af dileniyorum Sen'den..&lt;br /&gt;nerdesin ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senin içinde ayrılığa kanatlanan güvercinler var&lt;br /&gt;benim içimde kanayan güvercinler&lt;br /&gt;içimdeki güvercinler ölmesin..&lt;br /&gt;yetiş yoksa..&lt;br /&gt;dilim varmıyor söylemeye&lt;br /&gt;kalbim .. panik.. korkuyorum..&lt;br /&gt;şimdi geri geri gel.. sakin ol.. &lt;br /&gt;karşımızdan hızla bir ayrılık bize doğru geliyor&lt;br /&gt;ters yöne girmişiz..&lt;br /&gt;biri bize bağırdı az önce duydun mu ?&lt;br /&gt;- aşık mısınız kardeşim siz !! &lt;br /&gt;- evet aşığız biz birader.. ne var ? ters yöne girdik diye mi kızıyorsun yoksa aşık olduğumuz için mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;unutma&lt;br /&gt;unutunca hatırlamak daha acı çünkü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;unutma&lt;br /&gt;iki sevgiliden birinin varlığı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya ise&lt;br /&gt;kimin haklı kimin haksız&lt;br /&gt;kimin suçlu kimin masum olduğunun bir önemi kalmamıştır&lt;br /&gt;çünkü haklı olan bir süre sonra der ki&lt;br /&gt;-keşke haksız olsaydım da .. bitmeseydi !&lt;br /&gt;işte kalmak bu yüzden zordur.. haklı iken kalmak daha da zor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şunu da unutma ki :&lt;br /&gt;bir gün geldiğinde&lt;br /&gt;dar bir sokaktan &lt;br /&gt;yokuş aşağı yürürken&lt;br /&gt;yerde bir aşk ölüsü görürsen&lt;br /&gt;mendilini çıkarma&lt;br /&gt;mendiline sığacak kadar küçük değil çünkü&lt;br /&gt;gözyaşlarını sil&lt;br /&gt;onları sığdırabilirsin beyaz mendiline ..&lt;br /&gt;benim sana olan aşkım sana da sığmadı bana da !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak:&lt;br /&gt;o bir gün gelmeden&lt;br /&gt;sen bana gel.. &lt;br /&gt;çünkü ben biliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bildiğim bir şey daha var son olarak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben seni çok seviyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-4241821602856992149?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/4241821602856992149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=4241821602856992149&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/4241821602856992149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/4241821602856992149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/09/suum.html' title='Suçum'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3136/2845135221_9e623f5ff7_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-3519577032475058017</id><published>2008-08-30T10:06:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T10:07:33.390-07:00</updated><title type='text'>Çoğu Zaman</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3135/2811446218_a1efd66fb6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3135/2811446218_a1efd66fb6.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hoş geldin Sen öyle..&lt;br /&gt;Sabah serinliğinde..&lt;br /&gt;“Ben geldim” diyen rüzgarlar gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denizler üzerinden mi girdin şehre&lt;br /&gt;dalgaların köpüğü mü beyazdı bu sabah&lt;br /&gt;yoksa eteğinin denize dokunan uçları mı&lt;br /&gt;ilk martılar mı hoş geldin dedi sana&lt;br /&gt;yoksa ben mi ?&lt;br /&gt;gördün mü beni ?&lt;br /&gt;sıcak simitler satıyordum bu sabah sirkeci’de&lt;br /&gt;sen yokken seni bekliyorken bu şehirde&lt;br /&gt;boş işlerle oyalanıyordum işte&lt;br /&gt;sirkeci’ye sirke&lt;br /&gt;tereciye tere sattım&lt;br /&gt;satacak bi şey kalmadı ellerimde&lt;br /&gt;sonra ellerimi satılığa çıkardım&lt;br /&gt;alan olmadı&lt;br /&gt;beş para etmedi ellerim&lt;br /&gt;senin ellerin olmadan..&lt;br /&gt;ben de hayrına bağışladım &lt;br /&gt;senin yokluğuna verdim&lt;br /&gt;cahilliğime verdim&lt;br /&gt;sensiz nasıl yaşandığını bilmediğimden&lt;br /&gt;yalnızlığa &lt;br /&gt;yazılara verdim ellerimi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hoş geldin Sen öyle..&lt;br /&gt;Sabah serinliğinde..&lt;br /&gt;“Ben geldim” diyen rüzgarlar gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülhane’nin gül ağaçları titriyor eteğinin rüzgarından&lt;br /&gt;rüzgar gibi doluyorsun şehrin tüm boşluklarına&lt;br /&gt;dar sokakların binalarına dokunuyor esintin&lt;br /&gt;perdeleri aralayan rüzgar gibi&lt;br /&gt;her pencerenin önünden geçiyorsun&lt;br /&gt;camları sarsma !&lt;br /&gt;birine mi bakıyorsun ?&lt;br /&gt;doldurman gereken en büyük boşluğu mu arıyorsun ?&lt;br /&gt;perdeleri aralama&lt;br /&gt;benim evim perdesiz&lt;br /&gt;camları kalp şeklinde kırık olan !&lt;br /&gt;sen bayrakları salla direklerinden&lt;br /&gt;beyaz olan benimkisi, görürsün&lt;br /&gt;perdeleri bayrak yaptım yokluğunda&lt;br /&gt;zaman ile savaştım&lt;br /&gt;zamanla alıştım&lt;br /&gt;zaman kırdı camlarımı&lt;br /&gt;camlarda kırıldı kalbim&lt;br /&gt;teslim olan hanem ile&lt;br /&gt;zamana direnmiş&lt;br /&gt;mekana teslim olmuş varlığım ile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rüzgarsın ama&lt;br /&gt;sen sel gibi akıyorsun geniş caddelere&lt;br /&gt;caddeler bomboş&lt;br /&gt;biliyorsun söylemiştim&lt;br /&gt;sen yokken yakmayı denedim şehrin caddelerini&lt;br /&gt;görürsün gelirken izlerimi&lt;br /&gt;yokluğundan kaçmaya çalıştım bir ara&lt;br /&gt;fren izleri bana ait&lt;br /&gt;yollara vurdum kendimi&lt;br /&gt;devrilmiş kaldırım taşları &lt;br /&gt;mimar sinan’ın değil benim eserim&lt;br /&gt;köprüler benim fikrimdi aslında&lt;br /&gt;yüzme bilmediğim için asma köprüler kurdum hayalimde &lt;br /&gt;sana çıkmayan yolları astım köprülere !&lt;br /&gt;sen yokken çok şey buldum çaresizce&lt;br /&gt;duvara attığım bir yumrukla ateşi buldum&lt;br /&gt;canımı yaktım !&lt;br /&gt;üşüyordum çünkü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırmızılar yanıp yanıp sönüyor&lt;br /&gt;dikkatle geliyorsun ana yollardan &lt;br /&gt;kırmızıları söndürüyor&lt;br /&gt;yeşillere su veriyorsun&lt;br /&gt;istanbul’a sen değil&lt;br /&gt;sanki renk geliyor&lt;br /&gt;siyaha beyaz&lt;br /&gt;beyaza siyah katıyorsun&lt;br /&gt;yalnızlık renklere bile yakışmıyor&lt;br /&gt;mavi yeşille daha güzel&lt;br /&gt;yeşil kırmızı gül ile&lt;br /&gt;dallar çiçek ile&lt;br /&gt;çiçekler seninle&lt;br /&gt;sen İstanbul ile&lt;br /&gt;İstanbul seninle güzel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne hoş geldin Sen öyle..&lt;br /&gt;Sabah serinliğinde..&lt;br /&gt;“Ben geldim” diyen rüzgarlar gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’dasın ya şu anda. &lt;br /&gt;Sanki istanbul’sun&lt;br /&gt;o kadar yanımda o kadar yakınsın bana&lt;br /&gt;sen şu anda bu şehirdesin&lt;br /&gt;sanki İstanbul sana gelmiş bu sabah&lt;br /&gt;Taşı toprağı Sen olmuş bir anda&lt;br /&gt;Tüm minare yansımaları sana düşmüş&lt;br /&gt;Gemiler 7 tepelerden değil &lt;br /&gt;ellerinden kaydırılmış sanki&lt;br /&gt;Denizin boğazı doldurduğu gibi&lt;br /&gt;Sen de havayı doldurmuşsun&lt;br /&gt;Boşluk bırakmadan&lt;br /&gt;Sinmişsin en güzel İstanbul fotoğraflarına&lt;br /&gt;düşünüyorum da seni şu anda&lt;br /&gt;şehir sen kokuyor&lt;br /&gt;ve bu şehrin havası senin verdiğin nefes ile doluyor&lt;br /&gt;şu anda soluduğum senin soluğun&lt;br /&gt;kanıma karışıyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günaydın diyorsun ya hani&lt;br /&gt;Her sabah&lt;br /&gt;Gün aslında aymıyordu sabahları&lt;br /&gt;Sabahlar sarhoştu ben ayyaştım sen yokken&lt;br /&gt;Özlem çekmişiz içimize&lt;br /&gt;Dibine kadar sensizlik içmişiz&lt;br /&gt;Kendimizden geçmişiz&lt;br /&gt;Boş caddelerden geçmişiz&lt;br /&gt;Sana ulaşmışız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günaydın diyorsun ya gün doğarken&lt;br /&gt;Aslında öyle değil işte&lt;br /&gt;Gün senin bana geldiğin akşamlarda aydınlanıyor&lt;br /&gt;Sana dokunduğum an “günaydın” oluyor benim için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hoş geldin sen tam karşıma&lt;br /&gt;Ayağa kalkıyorum &lt;br /&gt;Kelimelerin ellerinden tutarak&lt;br /&gt;Üstümü başımı çırpıyorum&lt;br /&gt;Ayrılık parçaları düşüyor &lt;br /&gt;Ağlatan şarkıları silkeliyorum yakamdan&lt;br /&gt;Başka şarkılar çalıyorum içimden seni görünce&lt;br /&gt;“Gözlerin doğuyor gecelerime”&lt;br /&gt;Gözlerime bakıyorsun ya şu anda&lt;br /&gt;şarkı gibi akıyorsun içime&lt;br /&gt;“yaşlı gözlerime baktığın yerden&lt;br /&gt;gözlerin doğuyor gecelerime”&lt;br /&gt;bir de konuşmaya başladığında&lt;br /&gt;“ben geldim” diyen rüzgarlar gibi&lt;br /&gt;sözlerin yüzüme esmeye başladığında&lt;br /&gt;şarkı gibi konuşuyorsun&lt;br /&gt;şarkı gibi gülüyorsun&lt;br /&gt;“öptüğüm o ıslak dudaklarından&lt;br /&gt;sözlerin doğuyor gecelerime”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana dokunuyorum&lt;br /&gt;Ellerim paha biçilmez oluyor birden&lt;br /&gt;İki elim kanda olsa bile ellerimi yıkamadan gelirim diyorum&lt;br /&gt;tertemiz ellerine dokunduğumda gözlerimi kapatıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokununca neler hissediyorum bi bilsen&lt;br /&gt;Sen bensiz yolların yorgunu&lt;br /&gt;Ben sensiz yorgunlukların yolu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gözlerimi açıyorum gün gibi&lt;br /&gt;Gözlerimi açınca anlıyorum çoğu zaman&lt;br /&gt;Gelmiş kadar olduğunu !&lt;br /&gt;Gün aydınmış kadar oluyor !&lt;br /&gt;Çoğu zaman ! &lt;br /&gt;Çoğu zaman !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-3519577032475058017?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/3519577032475058017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=3519577032475058017&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/3519577032475058017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/3519577032475058017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/ou-zaman_30.html' title='Çoğu Zaman'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3135/2811446218_a1efd66fb6_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-1926844197073043971</id><published>2008-08-30T10:03:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T10:06:25.851-07:00</updated><title type='text'>Karanlık Kırmızı</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3214/2799099939_c6c6393401.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3214/2799099939_c6c6393401.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşar - kadınım.mp3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde araba kullanırken herhangibir yoldan geçerken herhangibir radyoda çalan bir şarkı.. sadece şarkı herhangibir şarkı değildi.. geriye kalan her şey o gün herhangibiydi !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(orjinalini tanju okan söyler yaşar da çok güzel söylemiş ondan önce de teoman söylemişti)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şarkı !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sessizce dinlenir .. sonra susulur.. bi şey söylenmez.. &lt;br /&gt;bu bir erkek şarkısıdır çünkü.. çene çalınmaz .. &lt;br /&gt;boş boş konuşulmaz o anda.. boş boş bakılır duvara veya tavana !&lt;br /&gt;bu şarkı bir erkeğe dokunduğu kadar hiç bir kadına dokunamaz&lt;br /&gt;algılar farklı anlar çünkü..&lt;br /&gt;" sönmüş bak ışıklar ev nasıl karanlık " der şarkı ..&lt;br /&gt;kadın burdaki " karanlık " sözünden ürker sadece&lt;br /&gt;karanlık bir evde yalnız kalmaktan korkar kadın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama erkeği korkutan karanlık değildir !&lt;br /&gt;ışık'sızlıktır ! bazı şeyler sönmez çünkü..&lt;br /&gt;onun için gündüzler bile karanlıktır.&lt;br /&gt;gündüz kapadığında gözlerini&lt;br /&gt;karanlık bir kırmızı görür sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra.. hep sonra olur adı&lt;br /&gt;her şeye "Sen'den Sonra" deriz..&lt;br /&gt;önce sonra vardı çünkü&lt;br /&gt;sonra önce'den önce geliyordu&lt;br /&gt;öncelik sırası hep sonra'larındı !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadını gitmiştir&lt;br /&gt;erkeğin gölgesini de yanına alarak&lt;br /&gt;sonra erkek için&lt;br /&gt;gölgesiz bir yalnızlık başlar..&lt;br /&gt;kusursuz bir karanlık..&lt;br /&gt;gölge ışığın sevgilisidir&lt;br /&gt;ışık gölge'nin eş'idir&lt;br /&gt;biri yoksa öbürü de olamaz&lt;br /&gt;gölgeyi vareden ışıksa&lt;br /&gt;ve kadın erkeğe aşıksa&lt;br /&gt;onun adı kadınım olur&lt;br /&gt;biz erkekler öyle deriz işte&lt;br /&gt;sahipleniriz..&lt;br /&gt;paylaşamayız&lt;br /&gt;karışırız&lt;br /&gt;sorarız&lt;br /&gt;cevaplamayız&lt;br /&gt;- neyin var canım ? deriz&lt;br /&gt;- bi şey'im yok.. aşkım deriz... &lt;br /&gt;(aslında bilsen şey'in ne demek olduğunu.. senden başka.. işte ..) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karşı çıkarız !&lt;br /&gt;hem karışmadan edemeyiz&lt;br /&gt;hem O'nsuz edemeyiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse..&lt;br /&gt;ışığı yoktur çünkü&lt;br /&gt;güneşi uzaklara gitmiştir..&lt;br /&gt;aksilik o gece ay da tutulmuştur gökyüzünde&lt;br /&gt;ev denilen bir çatı altında sessiz bir farkındalık başlar&lt;br /&gt;kendi evinde bir evsiz gibi yaşamaya başlar&lt;br /&gt;uyuyamaz.. yalnızlıktan bayılır&lt;br /&gt;yatağına yıkılır&lt;br /&gt;duvarlara bakar..&lt;br /&gt;siyahın her tonu sinmiştir duvarlara&lt;br /&gt;gözleri bir ışık arar erkeğin&lt;br /&gt;gecenin kaçında olduğunu tahmin etmeye çalışır&lt;br /&gt;geceler kaçar.. gündüzler kovalar&lt;br /&gt;biri o anda dese ki kendisine&lt;br /&gt;- ağlıyor musun ?&lt;br /&gt;- hayır gözüme bi şey kaçtı&lt;br /&gt;der erkek.. utanmadan der hem de&lt;br /&gt;aslında bilsen şey'in ne demek olduğunu&lt;br /&gt;sen de anlardın gözüme ne kaçtığını&lt;br /&gt;gözlerimden akıyorsun !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse..&lt;br /&gt;gözleri aramaktan yorgun düşer&lt;br /&gt;o karanlıkta görünen tek beyazlık&lt;br /&gt;gözbebeklerinden arta kalan ıslak bir beyazlık&lt;br /&gt;yorgun gözlerinde&lt;br /&gt;kadının durgun sözlerinde&lt;br /&gt;durur.. solur..&lt;br /&gt;sonra biraz.. dinlenir ..&lt;br /&gt;düşünür..&lt;br /&gt;düşer&lt;br /&gt;kalkar&lt;br /&gt;konuşmak ister..&lt;br /&gt;susar.. &lt;br /&gt;çok susar.. &lt;br /&gt;ışıksız bir ateş yakar içini.. &lt;br /&gt;suyun yerini bilmez&lt;br /&gt;buzdolabına dokunmaktan korkar&lt;br /&gt;buzdolabında kadının ellerinin sıcaklığı vardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra adı alışmak olur..&lt;br /&gt;ve sonra .. &lt;br /&gt;gözler karanlığa alıştıktan biraz sonra&lt;br /&gt;ağlamaya da alışır ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle ya..&lt;br /&gt;ten çizildiğinde kan akar&lt;br /&gt;yürek çizildiğinde gözyaşı .. &lt;br /&gt;......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece senin için..&lt;br /&gt;içimdeki nefesin sahibine ..&lt;br /&gt;o nefes hala duruyor içimde&lt;br /&gt;sana ait bir şey&lt;br /&gt;içimde&lt;br /&gt;çok değerli&lt;br /&gt;ondan sonraki her nefes hava'dan ibaret&lt;br /&gt;seninkisi çok farklı&lt;br /&gt;adı bile var&lt;br /&gt;" son nefes'im "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalar toplanmış seninle birlikte&lt;br /&gt;Anılar saçılmış odaya her yere&lt;br /&gt;Sevdiğim o koku yok artık bu evde&lt;br /&gt;Sen&lt;br /&gt;Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş&lt;br /&gt;Ne olur terketme yalnızlık çok acı&lt;br /&gt;Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen kadınım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırla o günü karşıki sokakta &lt;br /&gt;Seni öptüğümü ilk defa hayatta&lt;br /&gt;Kollarımda benim ilkbahar sabahım&lt;br /&gt;Sen&lt;br /&gt;Sönmüş bak ışıklar ev nasıl karanlık&lt;br /&gt;O ılık aydınlık yuvamız soğumuş&lt;br /&gt;Geceler bitmiyor ağlıyorum artık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen kadınım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalar toplanmış seninle birlikte&lt;br /&gt;Anılar saçılmış odaya her yere&lt;br /&gt;Sevdiğim o koku yok artık bu evde&lt;br /&gt;Sen&lt;br /&gt;Masamız köşede öylece duruyor&lt;br /&gt;Bardaklar boşalmış herbiri bir yerde&lt;br /&gt;Sanki hepsi hasret senin nefesine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen kadınım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bıraktığın bütün bu hayatın&lt;br /&gt;Yaşanan aşkların değeri yok artık&lt;br /&gt;Ben sensiz olamam artık anlıyorum&lt;br /&gt;Sen&lt;br /&gt;Şimdi çok yalnızım&lt;br /&gt;Ne olur kal benimle o kapıyı kapat&lt;br /&gt;Elini ver bana&lt;br /&gt;Dışarda yalnız, yalnız üşüyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen kadınım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-1926844197073043971?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/1926844197073043971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=1926844197073043971&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1926844197073043971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1926844197073043971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/karanlk-krmz_30.html' title='Karanlık Kırmızı'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3214/2799099939_c6c6393401_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-1730919370403909613</id><published>2008-08-30T10:02:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T10:03:54.116-07:00</updated><title type='text'>Sevgili Günlük</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3265/2691443931_087a3f111c.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3265/2691443931_087a3f111c.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sana neden sevgili dediğimi anladım bugün .. geç de olsa anladım sonunda .. bu çok eski bir hikayeye dayanıyor .. binlerce yıl evveline.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şey isa'dan önce 3200'lü yıllarda başladı .. yazının bulunmasından da önce .. bugünkü orta anadolu kırsallarında bir uygarlık hüküm sürmekteydi.. uygarlığa ait herhangibir yerleşkede bulunan herhangi bir mağarada yaşayan herhangibir adam vardı .. adam varlıklıydı .. tabi o yıllarda mağarada yaşamak lüks sayılırdı .. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mağara adamı sosyal bir canlı olarak hayatını, devam ettirdiği esnada bir gün bir şey farketti .. mutsuzdu.. inekleri öküzleri keçileri koyunları atları olmasına rağmen mutsuzdu .. bir insanın o yıllarda sahip olabileceği her şeye sahip olduğu halde .. çünkü o devirlerde bir şeylere sahip olmak mutlu olmaya yetmiyordu .. bi şeyler eksikti hep hayatında .. sahip olmadığı için değildi bu eksiklik .. o şeyin yokluğunun sahip olmak ile bir ilgisi yoktu .. arkadaşları, sevdikleri, sevmedikleri, sevenleri, sevmeyenleri de olsa bunların hepsinden öte bir şey eksikti hayatında .. mağara adamını kimse anlamıyordu .. evet buydu asıl eksiklik .. mağara adamı anlaşılamıyordu .. o herkesi anlayabilse de kendisini kimse anlayamıyordu .. aynı dili konuşuyor olmalarına rağmen.. mağara adamı ilk başlarda bu durumu önemsemedi .. bunun bir dert olabileceğini düşünecek kadar ileri görüşlü değildi .. çünkü o devirlerde henüz dertler icat edilmemişti .. sonra zaman geçtikçe durumun ciddiyetini anladı .. anlaşılamamak içinde acılar biriktiriyordu ... bundan feci halde rahatsız oluyordu .. ilk başlarda kendi kendine konuşmaya başladı .. "kendimi bir tek ben anlasam yeterli olur sanırım" diye düşündü .. insanlık tarihi kadar eski olan yalnızlığın farkında olmasına rağmen böyle düşündü.. kendi kendine sorular soruyor kendi kendine haklar veriyordu .. - evet evet.. öyle tabi ki de.. yoksa niye böyle olmasın ki..günler geçtikçe monologlar sıklaştı .. çok seri bir şekilde kendi kendine konuşmaya başladı mağara adamı .. gündüzleri her şey gün ışığı altında olduğundan, ayan beyan her şey gözüktüğü için sorun olmuyordu .. ama gece olunca mağara adamının iç sesiyle konuşmaları giderek artmaya başladı .. iç sesi ile arkadaş oldular .. iç sesi onu her zaman anlayabiliyordu çünkü .. bu iç sesin, bazen kabalık ettiği olsa da .. mağara adamının uykusu geldiğinde bile iç sesi onunla konuşmak isteyerek nezaketsizlik yapsa da mağara adamı buna aldırış etmiyordu .. nezaket insanlık için zamanın ötesinde bir kavramdı o çağlarda .. "kabalık" tedavisi olmayan bir hastalıktı çünkü o zamanlar .. yine, dolunayın loş bir ışık ile aydınlattığı bir gecede mağara adamı çok yorgun bir şekilde yatağına uzanmışken iç sesi ile konuşmaya başladılar .. ortada bulunan ateşin son parıltıları hafif bir rüzgar ile salınırken onlar çok derin bir mevzuda konuşuyorlardı .. rüzgar biraz sertleşince ateş de aynı sertlikle yanıt verdi .. alevler biraz önce dans ettiği esinti ile boğuşmaya başladığında, alevler bu kavganın varlık-yokluk savaşı olduğunu anladığında, sönmemek için çok geçti .. bu arada monoloğun sesleri giderek yükselmeye başladı .. aynı anda ikinci büyük savaş patlak vermişti .. sesler, yatağında uzanmış bir adamın gölgesi ile birlikte mağaradan dışarı akıyordu .. aralarında ilk defa bir anlaşmazlık çıktı .. tartışma büyüdü .. mağara adamı bağırmaya başladı .. sinirlendi .. öfkesini yutmaya çalıştı .. olmadı .. öfke yenir yutulur bir şey değildi .. öfkenin yenilen bir şey olduğu henüz bilinmiyordu o yıllarda .. bu acı tad yüzünden öfke hep tükürülmüştü .. tükürdü.. burnu kanamaya başladı .. ayağa kalktı .. sakin adımlarla yürümeyi denedi .. iç sesinin onu bilerek anlamadığını düşünüyordu .. ihanet etmek için bunu yapıyordu .. halbuki onu besleyen büyüten kendisi olduğu halde böyle bir nankörlüğü nasıl yapabilirdi ? üstelik ihanet ve nankörlük icat olalı henüz daha bir hafta geçmemişken ? içindeki ses hep onun sözünü kesiyor, sürekli kendisi konuşuyor, mağara adamını hiç dinlemiyordu .. mağara adamı sinirli bir şekilde eline bir taş aldı.. "sus" diye bağırdı .. ve elindeki taşı tüm gücüyle mağaranın duvarına fırlattı .. ses sustu .. taşın çarpıp parçalandığı duvarda bir şekil belirmişti .. yaban tavşanının kulaklarına benziyordu bu şekil.. mağara adamı, duvara yaklaştı.. ay ışığında dikkatle bu şekli izlemeye başladı .. parmakları ile dokundu duvardaki ize.. izin şeklini bozmadan parmak uçlarıyla üzerinden geçti .. içindeki ses kaybolmuştu .. ses susmuştu.. evet bu yaban tavşanı kulağı değil "sus" demekti .. bu işaretin anlamı buydu ! belki sonraki nesiller bunu "nokta" diye adlandıracaktı ama o gece mağara adamı için bunun anlamı "sus" idi .. noktalama işaretlerinden haberi olsa yine de "nokta" demez "ünlem" derdi bu işarete .. madem ortada bir sessizlik oluşmuştu o halde bu işaretin anlamı "sus" demekti .. sağ işaret parmağını burnundan dudaklarına sızan kana dokundurdu.. "sus" dedi ... sonraki gecelerde yeni yeni taşlar fırlattı duvara .. taşların çıkardığı her yeni şekile yeni yeni anlamlar yükledi .. sonra taşlar ile işaretler çizdi duvara .. her birine bir anlam verdi .. kendi halinde bu çizgilerle uğraşırken iç sesinin artık onunla hiç konuşmadığını farketti .. kırmış mıydı onu ? üzmüş müydü ? taş ona mı değmişti yoksa ? ama o da çok ileri gitmişti .. gitmeseydi keşke .. mağara adamı o tartışma sonucunda iç sesini kaybetmişti.. ilk defa sahip olduğu bir şeyi kaybediyordu.. çünkü kaybetmek kazanmaktan önce bulunmuştu.. kaybetmek için kazanılmış bir şeylerin olmasına gerek yoktu ki.. kaybetmek zaten insanlığın en büyük kazancıydı.. iç sesini kaybetse de daha değerli bir şeyi "yazıyı" bulmuştu .. artık günlerce yazıyordu duvarlara.. duvarlar herkesten daha iyi anlıyordu onu .. çünkü duvarlar dinlemesini biliyordu .. lafını kesmiyordu .. duvarlar anlıyordu sadece mağara adamını .. aynası yoktu ama duvarlar bir su birikintisinden daha iyi yansıtıyordu kendisini .. duvarlarda kendini görüyordu.. her gece hiç aksatmadan yazdığı bu yazıları kadim dostu iç sesine ithafen bir başlık ile taçlandırıyordu .. "sevgili günlük" .. belki onun gönlünü almak için "sevgili" diye başlıyordu her yazı .. belki de özlemişti onu .. işte sen bu yüzden sevgilisin.. budur senin tanımın. bir zamanlar kırılıp küsüp gittiğin için sevgilisin. sustuğun kadar sevgili olsan da susmak duvarlara daha çok yakışıyor. sana değil ! mağara adamı ömrünün sonlarına doğru şunu anladı. (yazdığı son satırlar şunlardan ibaretti) " sen yoksan -haklı olmanın- bir anlamı da yok.. haklı olan birinin varlığı, senin yokluğunun yanında en anlamsız varoluştur. senin beni hiç bir zaman anlayamadığın kadar, en az ben de yokluğunu anlayamıyorum .. ben artık anlaşılamamak istiyorum.. ben artık haksız olmak istiyorum .. çünkü mutsuz olmak hiç birine değmiyor"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-1730919370403909613?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/1730919370403909613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=1730919370403909613&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1730919370403909613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1730919370403909613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/sevgili-gnlk.html' title='Sevgili Günlük'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3265/2691443931_087a3f111c_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-1394630624917968482</id><published>2008-08-30T10:00:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T10:01:59.419-07:00</updated><title type='text'>The Sims</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3152/2654749655_21fab76203.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3152/2654749655_21fab76203.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatın bir kopyası olarak algılanan, insanın olmak isteyip de olamadıklarını,yapmak isteyip de yapamadıklarını kısmen yerine getiren, oyundan ziyade oyun hamuru olarak algılanan, kendi alanındaki sanatın doruk noktalarını yaşatmış yapım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ön detay olarak; the sims'in neye hizmet ettiği değil, sizin bu oyunda hangi duygularınızı tatmin ettiğiniz önemlidir.kimse içindeki seri katil merakını gerçek hayata yansıtamaz - yansıtmamalı da - ama bu bir sanal dünyadan ibaret olunca, herkesin içindeki minik raptor yavrusu gün ışığına çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaklaşık 8 yıl önceydi sanırım ... kardeşimle birlikte, bir yaz tatili başında alıp kurduğumuz bu oyunda ikimizin de farklı evleri ve aileleri vardı. ve farklı zaman dilimlerinde oynuyorduk bu mereti. aradan geçen bir iki hafta sonra beni yeterince baymıştı sims.kendime bir eğlence arıyordum oyunda. lakin sürekli paraya tamah eden, hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yaşayan, yeme, içme, çiş etme, seks dörtgeninde yaşayarak hayvani arzularını artıran sanal ailemden nefret etmeye başlamıştım.ve birden senaryoyu değiştirmeye karar verdim. seven, kuzularin sessizligi, saw gibi kült filmlerin senaryosu damarlarımda dolaşıyordu artık.ilk önce bana büyük bir yük olan, okuldan eve evden okula giden, sürekli tıkınan ve zırlayan minik oğlumuzu kestirdim gözüme. bir gün odasında uyuyordu. her şeyden habersiz bir şekilde rüyalar görürken, sabaha çıkamayacağını bir ben biliyordum bir allah, bir de sims oyununu tasarlayanlar. birden kapıya yöneldim çok ucuz bir para karşılığında odasının kapısını sattım.yerine duvar ördüm. günlerde aç susuz kendi pisliğinin içinde ağlayarak öldü oğlumuz. mezartaşını arka bahçemizdeki yüzme havuzunun kuzeyine diktiğimde henüz 8 yaşındaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yasını bile tutmadan üç aydır işsiz dolaşan karım geldi bir gece aklıma. eşşek gibi çalışan bir adamın parası ile evi dayayıp döşeyen fitness mitness derken, portakal bahçesi görünümlü bacaklarından bile kurtulamayan karımı haftasonu yüzme havuzunda serinlerken yakaladım. ve bir çırpıda yüzme havuzunun merdivenini sattım. oyunu 2x hızlandırmaya basarak izlediğim çırpınışları hala gözümün önünden gitmiyor. kendisi gibi aptal yetiştirdiği oğlunun yanına defnettiğimde kaç yaşında olduğunu bile bilmiyordum.çünkü hep benden saklamıştı yaşını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık yalnızdım. evet masraflar azalmış eve son model bir pc plazma tv almıştım. bunlar bile yalnızlığımı gideremiyordu. pişman mıydım belki evet, belki de hayır.geceler boyu çift kişilik yatakta tek başına uyumak koyuyordu belki. alışkın değildim böylesine. gecenin o yarısında çıkıp arka bahçede dolaşıyor karanlıkta birbirine sarılmış gibi duran iki mezartaşını görünce gözyaşlarıma boğuluyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;komşularımızdan sülük ailesi (kardeşimin oyundaki ailesi, bir kaç ev ötemizdeki komşu aile) durumdan şüphelense de artık eskisi gibi gelip gitmiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kaç gün sonra erkek kardeşimin karısını aradım. suzan'ın telefondaki şuh sesi beni baştan çıkarmıştı.o gece kocası mesaide olduğu için yalnızdı evde. bana davet ettim. elinde bir pasta ile geldi. dans ettik eğlendik. ve bu bir kaç gün üstüste böyle sürdü. ona aşık olmuştum. bu nasıl bir hayvanlıktı. ama bu sadece bir oyundu. oyun olduğunu bilmek daha da komik hale getirirken olayı, olay giderek büyüdü bir gece öpüştük. o da bana aşıktı. seviyodu beni. uzun zamandır elime kadın eli değmemişti. * bir haftasonu suzan'la birlikte arka bahçemizdeki havuzda yüzerken çişim geldi. hemen tuvalete koştum. ve o sinsi düşünceler beni orada yakaladı. o havuzdaki kadın bana ait olmalıydı benim karım olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hayıııııır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye bağırdım tuvalette. aynaya baktım gözlerime gözbebeklerime. ve o gün kendime şunu söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ne istediğini biliyor musun ?. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir hışımla koştum havuzun merdivenini sattım. suzan çıkamadı bi türlü ordan. adeta benden yardım istiyordu. ama ben elimde limonata kadehi ile zengin ama yalnız adamlar gibi gülüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sims yeterince eğlendirmişti artık beni. oyunu bir kenara bırakıp gerçek hayatın içinden köşeleri gezip tozmaya başladım. bir pazar günü kentin merkezinde, kalabalıklar arasındaki caddede yürürken, beni cepten arayan kardeşim oyunda bir tuhaflık olduğunu karısının evde olmadığını, en son işe gidiyorum diyerek evden çıkıp bir daha dönmediğini söylediğinde, ona sadece şunu söyledim : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bırak gitsin, ama gerçekten seviyorsa sana geri dönecektir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefon umarsızca kapandığında, kalabalıklar arasında giderek nokta haline gelen bir figüran olmuştum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-1394630624917968482?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/1394630624917968482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=1394630624917968482&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1394630624917968482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1394630624917968482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/sims.html' title='The Sims'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3152/2654749655_21fab76203_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-885583337870141299</id><published>2008-08-30T09:59:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T10:00:02.927-07:00</updated><title type='text'>Sensiz</title><content type='html'>çünkü ayakta duran bir şey yok içimde artık &lt;br /&gt;yıkılacak bir şey kalmadı eskiye dair .. &lt;br /&gt;zaman içimdeki her mekanı değiştirdi &lt;br /&gt;zaman yeni yeni binalar inşa etti kendi dünyama.. &lt;br /&gt;bir köşesinde her gün idam edildiğim adliye sarayları &lt;br /&gt;bir köşesinde ise"seni sevdiğimi söylediğim günler" müzesi var &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarmaşıklar geceleri daha hızlı büyüyor ! &lt;br /&gt;gündüzler sıcak ve kurak &lt;br /&gt;geceler uzun ve karanlık &lt;br /&gt;iklim yok &lt;br /&gt;mevsim yok &lt;br /&gt;özünden zehir yapılan çiçekler açıyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruhumun kuzeyinde buz gibi bakışların &lt;br /&gt;ateşten daha çok yakan ayaz sessizliğin var &lt;br /&gt;güneyde sensiz bir dünyanın anlamı olan &lt;br /&gt;yaşayan tek canlısı ben olduğum &lt;br /&gt;uçsuz bucaksız çöller var &lt;br /&gt;batısında batmakta olan dünya manzaralı deniz ufku &lt;br /&gt;her şeyi yutan bir batı var &lt;br /&gt;güneşler mezarlığı &lt;br /&gt;yıldızlar bataklığı var &lt;br /&gt;doğu ise, &lt;br /&gt;benim içimde doğu diye bir yön yok artık, &lt;br /&gt;doğu sendin.. &lt;br /&gt;sen gittiğinden beri hiç bir şey doğmadı bi daha .. &lt;br /&gt;her gün ölü doğan güneşten başka !.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söyle şimdi ! &lt;br /&gt;bir kaç cümle, &lt;br /&gt;bir iki kelime &lt;br /&gt;biraz virgül &lt;br /&gt;ve son nokta &lt;br /&gt;o kadar .. &lt;br /&gt;yeter bana !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-885583337870141299?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/885583337870141299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=885583337870141299&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/885583337870141299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/885583337870141299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/sensiz.html' title='Sensiz'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-5693308823626083034</id><published>2008-08-30T09:56:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T09:58:38.228-07:00</updated><title type='text'>Aslan Burcu Erkeği</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3056/2638786062_1d64305ddc.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3056/2638786062_1d64305ddc.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslan burcu erkeği idareci, yönetici ve lider vasıflarından dolayı, kendisi ile birlikte başkalarının hayatına da istediği gibi hükmeder. hayallerine söz geçirebilen tek burç aslandır. başkalarının, özellikle gerçekleşmeyen hayalleri ile yaşayan, depresif yengeçlerin bile hayallerini gerçeğe çevirirler. aslan burcu erkeği, hayatın gerçeklerine yön verir. zaman, dünya ve aşk değişmiyorsa aslan burcu erkeği bunlara göre değişmez. eninde sonunda bu üç kavramı istediği gibi kendine göre değiştirir. aslan burcu erkeği karşı cinsten sıradan ve basit kadınları kolaylıkla elde eder. istediği gibi oynar, evirir çevirir. ama bir aslan burcu erkeği hayallerindeki birine, aşık olmuşsa o zaman kadın idareyi %51, iradeyi ise %49 oranında eline alır. çünkü aslan burcu erkeği lümpen, avam kamarasından kızlarla anca play doh oyun hamurundan kalpler yapar. aslan burcu erkeği kolay kolay yakalanmaz zaptedilmez. bi aslanı zayıf yerinden vurmak istiyorsanız çok sağlam planlar yapmanız gerekir. aslan burcu erkeği, size duygularını açtığı bir mail göndermiş ise sizden de ( cevabı her ne olursa olsun ) aynı nitelikte bir mail bekler. ama madem telefon açmayı tercih ettiniz:telefon açıp konuşmadan önce neler söyleyeceğinizi en az 15 dakika düşünmeniz ve provasını ciddi yapmanız gerekir. ve ansızın arayıp, onu sus pus otururken yakalamalısınız. aslan burcu erkeği, hiç bir zaman böyle planlarla provalarla uğraşmaz. ne söylemek isterse direkt söyler. ansızın karşınıza çıkmaz, ansızın aramaz. gelişini mutlaka duyarsınız. 'ben geliyorum' der onun ayak sesleri. iş, sanat, politika, edebiyat, laf sokma, ağzından laf alma, lafı ağzına tıkama, döte giren şemsiyesi açılmadan imha etme, gibi bilim dallarında bir aslan burcu erkeği ile rekabet etmeniz, hükmen mağlubiyetiniz ile sonuçlanır. netekim kendisinin en zayıf yanı aşktır. aşık bir aslan dipte yaşayan bir yengece benzer. şunu da unutmamak gerekir ki en iyi rolü aslan burcu erkeği yapar. aşkın acısını kemiğine dayanmış bir bıçak gibi taşıyan aslanı, çoğu kişi şizofren ,kişilik bozukluğuna kapılmış, psikolog kontrolünde tedavi edilmesi gerektiğini düşünürler. oysa aslan gibi sevmek zordur. zorluğu aşkın gücünden değil, akıl sağlığını koruyabilmesi adına karşılaştığı güçlüklere dayanır. ve dirayet sahibi aslan gücü ile aklını da koruyabilir ve onu tutabilir. aslan burcu erkeğini kısaca aslan olarak nitelerseniz bu elbette ki doğru bir niteleme olacaktır.peki her istediğini elde eden gücün kralı aslan, neden bunalım yaşar. madem çok güçlü de aşkını neden gerçeğe döndüremez.çünkü aslan karşı cinse ait olan aşkın iradesini ona bırakır. ve aslanın yaşadığı bunalım karşı cinsteki aşkının yaşadığı bunalımdır.işte olay da bu noktadan başlar.psikoloji'deki 'identification'; aynîleşme ve kişilik transferi dedikleri olayı aslan bizzat kendi içinde yaşar.bir nevi inikas-ı hal'e bürünür.aslan burcu erkeği zaman denen har ateşte pişen aşk yüzünden zamanla 'sen' olur.aslanı gösteriş budalası sananlar da burda aldanmaya başlar. onlara göre aslan yaşadığı acıyı bile mükemmel hale getirerek mazoşistlik örneği sergilemektedir. ve sürekli kendisi ile övünmektedir.halbuki gerçek bir aslanın gerçek niyeti, aslan olarak doğmamış olanlara kendi üstün vasıflarını öğretmektir.bu yüzden kötü yanlarını gizler kimseye bulaştırmaz. ve bu yüzden karşı cinsin iradesine aşk konusunda hükmetmez. onun da çaba gösterip aslan olabilmesini bekler.aslan dilediği her burcun kılığına kolaylıkla girer. konu geyik ise geyiklerin kralı olur. konu bunalım ise en iyisini yapar. henüz yeterince tanışmamışsanız veya yeni tanışmışsanız muhtemelen onu yengeç sanırsınız.inatlaşırsanız 10 aslan gücünde bir boğa olur. ama onun aslı ve özü her zaman aslandır. siz onu sabırsız aceleci sanırsınız ama asıl sabreden aslandır. eğer bir aslan yeterince rolüne konsantre olamamış ve kendini ele verecek şekilde oynuyorsa, bilin ki o aslan burcu erkeği kesin aşıktır. hayalinden çıkarıp gerçeğe çevirdiği bir aşkı bulan aslan, yaşlanıp kurdun maskarası olsa bile aşkından hiç bir zaman vazgeçmez. aslan burcu erkeğini gidiyor sanırsınız ama gitmiyordur. geliyor sanırsınız ama çoktan gitmiştir. gerçek aşkı kendisine bulduran, vazifelerini tamamlamış hislerinin canını alır. onların ruhlarını yeniden bedeninde toplar. böylece gücüne güç katmış olur.aslan gururundan ve onurundan dolayı asalet maskesini düşürmez elinden hiç bir zaman. bu yüzden bir aslan erkeğinin gözyaşlarını göremezsiniz. onun taneleri maskenin ardından içine akıyor, damla damla yüreğini yakıyordur. ateş grubundandır aslan.bu halde bile hiç bir şey olmamış gibi size gülümseyebilir. aslan burcu erkeğinin sezgileri çok kuvvetlidir. karşısında güçlü görünmek için, cesur cümleler kuran birisinin, aslında aslan olmadığını bilebilir. konuşmasını bileni, çok iyi dinler. öyle bir sessizlikle dinler ki hiç konuşmadığı cümleler ile ağlatır kadını. aslan burcu erkeği sevecendir küçük oğlakları koçları boğaları akrepleri yengeçleri de sever. pençesini atıp da canını yakmaz masumların. bir aslan burcu erkeğinin karşısında ağlayacaksınız dikkatli olmalısınız. sizin gözünüzden yaş dökülürken, aslan burcu erkeğinin içinde küçük bir cehennem yanıyordur. ateşe gözyaşlarınızla gitmeyin. daha çok yakarsınız.bu yüzden bi daha telefon açacaksanız, sessiz sessiz ağlamayın karşısında !aslana kendinizi tanıtmanıza gerek yok .. numaranızı silmemiştir kaldı ki sesinizden yine tanır ! madem aradınız aslan ''demek ki telefon numaramı silmemiş'' diye düşünür .. aslan her şeye rağmen kalkıp da- artık bana inanıyor musun ? seni gerçekten sevdiğime ve ayna gibi yüreğimde tuttuğum aşkıma ?diye sormaz inandığınızı bilir çünkü .. inandığınızı adı gibi bilir .. aslanın bilmediği gücünüzün büyüklüğüdür .. sevecek gücünüz var mıdır artık bundan bahsedin aslana .. 'inandım ama yine de hayır' deyin mesela. o zaman sizin ne kadar duygusuz ve ruhsuz olduğunuz kanısına bile varmaz .. sizin ne kadar güçlü olduğunuza inanır .. ve size bir kez daha aşık olur .. ve aslan 'vazgeçmemek' kelimesini lafta değil, anlamıyla yaşamaya başlar.ama aslan hiç bir zaman çelişkilerle yaşamaz .. içinde doğan aşkla birlikte bir gün ölür .. aslan için ölümsüz olan inanılmaya bağlı sevme gücüdür.. ve ölünce bunu da yanında götürür .. aslanın gerçek dediği, her zaman gerçektir .. bu yüzden yakaladığı aşkın karşılığına bile bakmadan, sadece onu yaşamaya bakar .. elbette başkalarını da sevebilir .. ama aşık olamaz bi kez daha .. çünkü aslanlar sadık olduğu kadar güce de bağımlıdır .. ilerde birisini yeniden çok sever, ama aşkını aldatmamak için içindeki aşk yaşadığı sürece, başkasına aşık olamazideal aslanlar ağustosun ortalarında, güneşle birlikte doğarlar aslan olurlar yükselenleri de aslan olur takımları da aslan oluryine de saygısızlık edip fener demezler fenerbahçe derler.aslan cömerttir, hesapsız kitapsızlara bile hesapsız kitapsızca verir.. aslan için her şey birdir.. tüm duygularını bir'e bağlar. maddiyat-maneviyat diye ayırmaz .. manevi olan aşkını, maddesel bir bedene yük etse bile aslan için aslolan bedendeki ruhtur.. maddiyatın karşılığını hiç bir zaman beklemez .. ne verdiğini, kime verdiğini, ne kadar verdiğini arkasını döndüğü andan itibaren unutur .. aslanın unutamadığı, kalbini kime verdiği, ne zaman verdiği, ne kadar verdiğidir. bu yüzden aslanlar hiç bir zaman yıkılmaz, ormanın derinliklerinde ağaçlarla birlikte ayakta ölür .. beyaz bir heykel gibi ayakta kalır aslan ..orman hayatı müşterektir .. aslan ormanda yaşamasına rağmen orman kanunlarıyla idare etmez tebasını. sürünün veliahtı aslanın gözbebeğidir .. gündüz avdan dönüp gecenin yorgunluğunu minik veliahtı ile devam ettirir. gecenin köründe, ormanın kokuşmuş yerlerine gidip de öküzlerle, ayılarla, çakallarla okey oynamaz.bazen evlatlar babalarına miras bırakır.orman hayatında ölümler hiç bir zaman sıralı gelmez. eğer erkek aslan, dişisinden önce ölürse sürünün tüm yükü, dişi aslanın omuzlarına biner.. ve avlanma sırası dişi aslana geldiğinde avdan dönmesini bekleyen minik yavru aslanlar anne aslanın eline bakarlar .. işte bu yüzden bir erkek aslan karşısındaki dişi aslanın da kendisi kadar cesaretli ve güçlü olmasını bekler .. çünkü aslanlar diğer hayvanlardan bir şeyler istemeyi talep etmeyi rica etmeyi pek beceremezler. bir aslan için dileneceği tek kapı ormanın yaratıcısıdır. o isterse avını aslanın ayağına kadar gönderir.yeter ki dişi aslan sabretmesini bilsin. national geographic'teki gibi gerektiğinde 8 saat hiç kıpırdamadan bir çalının altına gizlenip yağmurun bitmesini beklemesi ve fırsatlar sürüsünün geçeceği yere pusu kurması gerekir.dişi aslanın pençesiyle hayata tutunmasını bekler .. kedi gibi erkeğine sığınan biçare dişilere sinir olur .. elindeki yol haritasına boş boş bakıp yol yordam bilmeyen co pilot gibi erkeğin yanında durmamalı dişisi.. erkek aslana göre dişinin iç dünyasını yalnız erkeği bilmelidir .. dişi aslan tüm gizemini sadece erkek aslanla paylaşmalıdır .. dışardan bakan fırsatçı sırtlanlar onu aslan olarak görmeli böylece kimse onu yaralama cesaretinde bulunmamalıdır..acizlikten nefret eder .. dişi aslan mutlaka güçlü olmalıdır .. karanlık ormanlarda kimse acımaz ona .. aşık olan aslana acımak gibi bir hatada bulunmayın sakın .. eğer bunu anlarsa sizin yüzünüzden hiç kimseye acımaz .. aslan bilmek istediği her şeyi bilir, görmek istediği her şeyi görür .. sizin ona gününü göstermenize gerek yoktur ! aslanın her günü bellidir zaten .. o sizin sevdiğiniz şiirlerle şairlerle şarkılarla yaşar .. sizin gibi görünse de, hüznün size daha çok yakıştığını bilir .. ve kendisi bu denli hüzünlemediği için, imrenerek şiirlerinizi okur .. yemek, içmek, yönetmek nasıl bir aslan için ihtiyaç ise, yeri ve zamanı gelince ağlamak da bir ihtiyaçtır .. ama ormanda kimseler yokken tacını gözlerinin önüne eğer ve tahtında iki büklüm olur .. böyle anlarda konuşmalarınıza dikkat edinkonuşurken seri ve hızlı konuşun telefonda.. çünkü aslan çok hızlıdır .. hızlıca anlar .. hızlıca cevap verir..alakasız bir konudan bahsettikten sonra - başka bir şey ( aradan geçen sessiz 10 saniye ) yokdemeyin .. ( - şey ) dedikten sonra hızlıca hemen ardından yok diyin .. seni sevmiyorum'un adı şey değildir onun lugatında.. sizden çok uzaklarda olsa bile, sessiz nefesinizi hisseder gözlerinizdeki ıslaklığı görür aslan .. eğer hızlıca -yok- diyemiyorsanız aslan başka bir şeyler olduğunu anlar .. o aradaki 10 saniyede kahredersiniz aslanı. halbuki o sizin yerinize 10 saniyede neler neler söylemiştir içinden .. aslan bir zamanlar size nasıl sevdiğini söylemiş ise, siz de korkaklık göstermeyin karşısında ! seviyorsanız seviyorum deyin sevmiyorsanız sevmiyorum deyin .. yengeçlik yapmanın alemi ne yani ? neyse aslanı sinirlendirmeyin .. çünkü size kızamaz aslan .. kendine kızar sadece .. sonra telefonu duvara fırlatarak kapatır.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--- spoiler ---aslan burcu erkeği için başlangıç çok önemlidir. kendisi nasıl başlamışsa, karşı cinste de aynısını görmek ister. ilk adımı aslan atar. ve karşısındaki adım atmasa bile aylarca bekler. yine de ikinci adımını atmaz. sevmek aslan burcu erkeği için iman etmeye benzer. aşk inanmak ile başlar. aslan kovaladığı tek şey, maddiyata dayalı kendisine menfeat sağlayacak bir öküz sürüsü olsa da, karşı cinsten gerçekten aşık olduğu birini hiç bir zaman kovalamaz. peşinden koşmaz. sadece sevdiğini aşık olduğunu söyler ve öylece bekler. isviçreli bilim adamlarına göre bunun sebepleri şunlardır.- aslan burcu erkeği, aşkı kovalayarak elde ederse eğer, ilerki zamanlarda aşkının en ufak falsosunda, bir zamanlar onun peşinden koşup terlediği günleri hatırlayarak, karşı cinsin buna değmeyecek birisi olduğunu anlar ve bir kalemde siler her şeyi. bu yüzden aşk eşit olarak karşılıklı başlamalıdır. aşk aslan burcu erkeğinin kaldıramayacağı bir taş ise, karşı cins de elini bu taşın altına koymalıdır.ve aslan hiç bir zaman unutmaz. 9 şiddetinde bir deprem yaşasalar bile, aslan aşkının bir zamanlar yaptığı fedakarlıkları ve aşklarının nasıl başladığını hatırlar aşkı neyin üzerine inşa etmişler ise orda sapasağlam tutar, yerini değiştirmez bile. tüm gücüyle fay hattının yerini değiştirir.--- spoiler --- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yüzden bir aslan burcu erkeğine aşık olmuşsanız onun gücünden korkmayın. aslan burcu erkeğinin, size kol kanat gerecek gücünü görebilmeniz için kesinlikle dokunmanız gerekir.yelesini okşayın onun uysal bir kediye döndüğünü göreceksiniz. korkmayın ısırmaz kuduz olmazsınız. aslan burcu erkeği öyle uyuz hastalıklar taşımaz. bir aslan sadece kalpten gider.aslanlar bazen hırslarından ve öfkelerinden gerçekleri göremeyebilir.eğer hayatınızı bir aslan burcu erkeği ile tamamlamak isterseniz her şeyiniz ile ona teslim olmalısınız. ona gözlerinizi verin sizin gibi baksın, ona beyninizi verin sizin yerinize de düşünsün. ona kalbinizi verin kalpten gitmesin. ona hayatınızın geri kalanı ile birlikte canınızı verin. -ve benden de al o kadar dese bile o size kat kat fazlasını verecektir.diğer burçtan çiftler için ideal çiftleşme ayı aralık'tır. özellikle 21 aralık gecesi. çocuklarının da bir aslan olabilmeleri için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-5693308823626083034?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/5693308823626083034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=5693308823626083034&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5693308823626083034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/5693308823626083034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/aslan-burcu-erkei.html' title='Aslan Burcu Erkeği'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3056/2638786062_1d64305ddc_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-234252384356427086</id><published>2008-08-30T09:51:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T09:56:16.893-07:00</updated><title type='text'>iki nokta</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;kainatı ; ciltlerce ansiklopedi, makale, dergi gazete ve sonu olmayan yazı dizelerindeki harflere benzetecek olursak, insan gerçekten de nokta kadar kalıyor bu sonu olmayan satırlar arasında ..&lt;br /&gt;ve bir gün böyle boşlukta amatörce gezerken, karşı cinsten 2 noktanın karşılaşması, izlerinin kesişmesi bile ömür denilen seyir defterine birden çok dipnot düşülmesine sebebiyet veriyor. öyle ki bazı yapraklarda, çektiği acıdan hasıl olan, doğala özdeş gözyaşı aroması tadında, mürekkep damlaları görebiliyoruz.&lt;br /&gt;bu 3 - alıntı - grafik de ilginç bir yaklaşımla farklı bir yorum getirmiş olaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MANTIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.bildirgec.org/imaj/E_FE/mantk0hl.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PLATONİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.bildirgec.org/imaj/E_FE/platonik2rb.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;AŞK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.bildirgec.org/imaj/E_FE/ak6ne.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve gökten 3 nokta düşmüş diyoruz efendim her zamanki gibi :)&lt;br /&gt;3 ü de '' evrende yalnız dolaşan, bir tevafuk sonucu çakışmalarının ardından, yön değiştirerek, yeniden buluşan 2 noktanın '' ardına düşmüş ... devam etsin diye !&lt;br /&gt;şimdi de bu 3 grafiğin es geçtiği '' zamanlama hatası sendromu '' (zhs) konusunu anlatmaya yeltenelim hep beraber.kaynak olarak da , büyük bir mütevazilik örneği sergileyerek - ben şahsen bizzat kendim - diyorum efendim.&lt;br /&gt;bu konuda en iyi yardımcı unisex sendrom ''kime göre neye göre sendromu''dur ( kgng).anlatılmak isteneni anlamak istemezseniz ya da işinize gelmez rahatsız olursunuz sıkışırsınız,kaçmak istersiniz, yangında kurtarılacak birinci dereceden önemli evrak dolabı olmak hoşunuza gider işte o zaman hemen kgng'ye sıvışıyoruz ufaktan.&lt;br /&gt;lafı fazla uzatmadan zhs'e grafiğini getirelim ekrana efendim, nitekim yönetmenim süremizin azaldığını işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZHS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.bildirgec.org/imaj/E_FE/eee8wn.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tablodan da anlaşılacağı üzere mavili çocuk v = x / t(hız = yol / zaman) düsturunca hareket etmiş yol boyu ve pembeli nokta hanım'a zahmet bırakmadan şeklimizi tamamlamıştır.peki sonra nolmuştur ? hiç bir şey ..&lt;br /&gt;bir de zamansız hızın formulu vardı&lt;br /&gt;hızın karesi = başlangıç hızının karesi + 2 ivme(a) * yol (x)&lt;br /&gt;buna hiç girmeyelim işin içinde ivme filan var .. her ne kadar ivmeden kasıt sürtünme olsa da , minik bir ipucu size ; ivme yerine formulumüze direkt olarak (kgng) i koyarsak problem haline gelen bir aşkın aslında hiç de problem olmadığını görebilirdik. demek ki neymiş efendim su her yerde 100 derecede kaynamazmış. yükseklerde atmosferin basıncının azalmasına bilmukabil toriçello amcamızın akranları deniz kenarında kumdan kaleler yapıp görlfiriendleriyle deve güreşi yaparken hatta ve hatta bu genç delikanlıya hitaben '' - torrriiii olm bırak şu hava-civa ayaklarını gel bacaklarımı açtım arasından geçebilcen mi bakiim su da güzel olm valla '' deyu yıldırmaya teşebbüşinas etseler de tori amcam yılmamış '' lan bu elimdeki barometreyi var yaa .. töbe töbee 2 dk susun lan '' diyerek bizlere yükseklerde suyun daha çabuk kaynadığını söylemiştir yıllar evveli ..&lt;br /&gt;bir de '' khuzum siz hasta mısınız ? '' modeli, kaçma-kovalama-yakalama teoremine dayalı ferit ve zehra arasında sıklıkla yaşanan ashk türü vardır ki hiç girmeyelim .. şimdi pembe noktayı kaçırıp maviyi arkasından koşturacak mecal kalmadı.&lt;br /&gt;_______________ . . ____________________&lt;br /&gt;yazdıklarımdan hiç bir şey anlamayanlara ithafen :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04 temmuz 2006 ...... 13:13 &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-234252384356427086?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/234252384356427086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=234252384356427086&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/234252384356427086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/234252384356427086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/iki-nokta.html' title='iki nokta'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-6313037817664968828</id><published>2008-08-30T09:49:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T09:50:52.400-07:00</updated><title type='text'>Artık Biliyorsun</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3248/2613324835_f4025c116b.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3248/2613324835_f4025c116b.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında bu yazının başlığı '' Bilmiyorsun '' olacaktı bi kaç gün önce .. ve sonra şöyle devam edecekti : &lt;br /&gt;'' Gün nerde başlar gece nerde biter ? .. güneşin üzerine doğduğu her meridyen gerçekten aydınlık mıdır ? .. karanlık yıldızların altında mıdır ? .. &lt;br /&gt;Bilmiyorsun ki ; bendeki sana karşı olan bu duygu, sen bilmediğin müddetçe, ayın hep o karanlık yüzü kadar gizli kalacak .. burdan milyarlarca insanın her gün bakıp da göremediği karanlıktan bahsediyorum .. neden sadece ayın bir yüzünü görebilir insanlar ? &lt;br /&gt;kendi çevresindeki dönüş süresiyle dünya çevresindeki dönüş süresi aynı (27,322 gün) olduğu için dünya’dan hep aynı yüzü görünen uydu. yerçekimi ivmesi dünya’nın yerçekimi ivmesinin altıda biridir. dünya’ya uzaklığı 363300 km ile 405500 km arasında değişir. dünya üzerindeki kütle çekimi etkisi gelgit olaylarına yol açar .. &lt;br /&gt;işte bu yüzden .. ay biraz yakın olsa bize ya da biraz daha hızlı dönse uydusu olduğu dünyadan .. görebilecektik karanlık yüzünü de .. &lt;br /&gt;Bilmiyorsun ki ; senin yüzünden haziran'da üşüyorum &lt;br /&gt;Bilmiyorsun ki ; her gece ışığı yanan benim .. uykusunda olan sen .. &lt;br /&gt;Biliyor musun ? '' bilmiyorsun ''------------------- &lt;br /&gt;böyle devam etmedi ama bu yazı &lt;br /&gt;şöyle devam etti : &lt;br /&gt;Artık Biliyorsun &lt;br /&gt;benim için gün sen günaydın dediğinde başlıyormuş ve sen gülümsediğinde &lt;br /&gt;benim için karanlık yıldızların altı değilmiş gözlerinmiş her kapadığında .. &lt;br /&gt;artık biliyorsun seninle her gün iş çıkışı eve kadar gelen ben .. metrodaki çığlık ben .. ses ben .. rüzgar ben .. &lt;br /&gt;artık biliyorsun , şu zihnimde dekore ettiğim tepede çınar ağacının altından baktığım sen &lt;br /&gt;diğer yüzlerin güzel olmamasının sebebi de sen .. &lt;br /&gt;şimdi o ellerinden kanatlanan kuş kadar hafif tüm duygularım &lt;br /&gt;çünkü söyledim artık .. &lt;br /&gt;bu gece rahat uyuyabilmek için söyledimbu gece artık ışığı kapamak için söyledimbir gece de birisi uyuyamasın diye söyledim &lt;br /&gt;bu yüzden söyledim başkası sandığın kişinin aslında sen olduğunu .. aslında senden hoşlandığımı .. &lt;br /&gt;ve bunu duyduğunda tam 4 dakika sustunbenim aklımdan 4 gündür geçen her şey 4 dakikada senin aklından geçti .. ne kadar hızlı değil mi ? &lt;br /&gt;ben beni arkadaş olarak görenleri sevemedim hiç bi zaman '' ama ben seni arkadaşım olarak görmüştüm'' diyenleri ya da ''istersen arkadaş olarak kalalım'' diyerek yan cebinde taşıyanları sevemedim &lt;br /&gt;'' çok hızlı gelişti her şey '' diyenler vardı bir de .. &lt;br /&gt;çok hızlıymış .. ne hızlı olan anlamıyorum ki ? &lt;br /&gt;ben makroyu severim mikrolardan bahsetmiyorum sana ..benim sana olan hislerim çok büyük çünkü ..makro olarak güneş dünyaya 150 milyon km uzaklıkta ve 8 dakikada geliyor buraya ışığı .. dünya kendisine ışık verenin etrafında saniyede 29.8 km hızla dolanıyor .. bir gün sadece 24 saat, sen yoksan asırlar gibi .. &lt;br /&gt;hızlı olmak nedir ki .. ben hoşlandıysam senden bunun yavaş mı olması gerekirdi .. ben hiç bir zaman yavaş adımlarla birinci gelen kaplumbağayı sevemedim .. benim idolüm hala ben bunları yazıyorken bile o ağacın altında yatıyor bile olsa tavşandır .. bu yüzden ayın öteki yüzünü göremiyoruz .. biraz yavaş olsaydım eğer senin yüzünü bile göremezdim ben .. ve bu gel-git ler bitmezdi hiç bir zaman içimde .. &lt;br /&gt;senden bana koşar adımlarla gelmeni istemiyorum .. &lt;br /&gt;ve sana dediğim gibi ; ( burası çok önemli ) &lt;br /&gt;'' tercih senin değil mi ? hayat senin değil mi yürüdüğün yol sana ait değil mi ? seni tutup da kolundan çekmiyorum sadece hoşlandığımı söylüyorum. benimkisi bir teklif değil sadece bil istiyorum. istersen benimle beraber yürürsün bu hayat yolunda istersen devam edersin dilediğin gibi, dilediğin kişiyle '' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 haziran 2006 06:47&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-6313037817664968828?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/6313037817664968828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=6313037817664968828&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/6313037817664968828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/6313037817664968828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/artk-biliyorsun.html' title='Artık Biliyorsun'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3248/2613324835_f4025c116b_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-8718823292347972405</id><published>2008-08-30T09:47:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T09:49:01.096-07:00</updated><title type='text'>Sen'in Yüzünden</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos-c.ak.facebook.com/photos-ak-sf2p/v296/99/15/544853187/n544853187_595770_1069.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos-c.ak.facebook.com/photos-ak-sf2p/v296/99/15/544853187/n544853187_595770_1069.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu hani dalga geçtiğim şarkı vardı ya .. '' belki üstümüzden bir tır geçer '' diyordum ve gülüyordum sonra kendi kendime .. &lt;br /&gt;aslında hiç de öyle değilmiş .. gerçekten üstümüzden bir kuş geçiyormuş da haberim yokmuş .. bir tüy düşmüş döne döne yere inerken ben hala gülüyormuşum .. sonra o tüy eline konuyormuş da kanatlanıp bir kuş gibi uçuyormuş .. işte o an aşık oluyormuşum ben sana aslında .. ve yankısı hala duyulan kahkahalarım bir tokat gibi yüzüme çarpıyormuş .. ben ki dut yemiş bülbüllerin efendisi edasıyla mideme saplanan ağrının ağırlığı ile ellerinden kanatlanan kuşa bakarken anlıyormuşum ki o kuş az önce kapısı açılan yüreğimdeki kafesten çıkıp gidiyormuş .. &lt;br /&gt;ve dönüp bana bakıyorsun .. biraz gülüyorsun yavaşça .. o kadar güzel gülüyorsun ki sanki güldüğünde çok daha güzel olduğunu biliyormuşsun da suskunluğumu bozmaya çalışıyormuşsun .. sana bir dakika bakmak yüzünün güzelliğini izlemek bile o kadar mükemmel bir duygu ki tüm dünya susup seni izlese yeridir .. &lt;br /&gt;sanırım böyle devam ediyordu o parça '' hiç bir yüz güzel değil senin yüzünden '' &lt;br /&gt;ama bana göre '' senin yüzünden hiç bir yüz güzel değil '' ve hatta senin yüzünden ben böyleyim .. evet yüzde yüz böyle .. kesinlikle böyle .. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 haziran 2006 ...... 15:02&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-8718823292347972405?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/8718823292347972405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=8718823292347972405&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8718823292347972405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8718823292347972405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/senin-yznden.html' title='Sen&apos;in Yüzünden'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-8903688409741719466</id><published>2008-08-30T09:44:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T09:46:07.044-07:00</updated><title type='text'>haziran'da üşüyorum</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3013/2613351153_38553531aa.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3013/2613351153_38553531aa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaç gündür yazacağım yazamıyorum&lt;br /&gt;aslında neyi yapabiliyorum ki .. kaç gündür yiyemiyorum .. içemiyorum .. yine aynı nakarat .. yine mide ağrısı .. kollarım ağrıyo bunu hissedebiliyorum damarlarımdan sanki kan değil eritilmiş demir akıyor .. evet bu ağırlığı biliyorum .. hiç de yabancısı değilim .. ama bu sefer aradaki tek fark çok hazırlıksız yakalandım .. belki haberin yok belki hiç de beklemiyorsun benden böyle bir şey ama beklentiler üzerine kurulmaz ki bir sevgi .. ya da önceden haber edilmez ki :&lt;br /&gt;'' biraz sonra sana aşık olacağım haberin olsun ona göre ''&lt;br /&gt;denmez ki ..&lt;br /&gt;bunun ağırlığını çok iyi hissediyorum .. iki göğsün ortasından dışa doğru baskı yapan bi şey var .. beyine temiz kan gönderen damarları tutmuş düşünemiyorsun göremiyorsun ondan başkasını .. bu anlamda mutluluk bunun neresinde diyebilirsiniz .. o zaman '' neye göre kime göre '' şalteri devreye girer .. neye göre mutluluk .. kime göre mutluluk .. bu hissettiğim şey (hastalar rahat içebilsin diye) tatlandırılması unutulmuş öksürük şurubu gibi ..&lt;br /&gt;mutluluk ne ki bu durumda .. herhangi bir turnikeden yaşı ve boyu küçük olduğu için ücretsiz olarak alltan eğilerek geçen bi çocuğun mutluluğu gibi mi .. bedavadan vapura binmek gibi mi .. hiç de öyle olduğunu sanmıyorum .. bu hissettiğim duygunun mutluluğu o kadar büyük ki bedeli de bu kadar ağır oluyor ..&lt;br /&gt;belki her güneş batımını izlemek için yetişmeye çalıştığım zihnimde dekore ettiğim bir tepe ve büyük çınar ağacının altında kente nazır bir manzaradan yaşadığın şehri izlemek gibi ..&lt;br /&gt;çoğu zaman geçtiğin yolları görebilmek için ya da kalabalığa karışmanı, metro istasyonuna girişini, saatine bakarken yürüyen merdivenin ilk basamağına attığın adımın merdivenin ayrılmak üzere olan yerine denk geldiğini bilmek için yanında olmaya gerek yok aslında ...&lt;br /&gt;o kadar yakın hissediyorum ki kendimi sana , sen istasyonda her akşam beklerken aracın kendisinden 5 saniye önce gelen hafif rüzgarı gibi yüzüne dokunarak geçiyorum yanından .. gözlerini kısıyorsun rüzgar sandığın ben yüzünden ..&lt;br /&gt;sonra biniyorsun gidiyorsun .. ve ben haziranda üşüyorum .. dağ sırtlarındaki toprak kadar çıplak ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 haziran 2006 13:45&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-8903688409741719466?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/8903688409741719466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=8903688409741719466&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8903688409741719466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/8903688409741719466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/08/haziranda-yorum.html' title='haziran&apos;da üşüyorum'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3013/2613351153_38553531aa_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-1102014413158770271</id><published>2008-07-30T12:27:00.001-07:00</published><updated>2009-03-01T08:36:45.544-08:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 1. bölüm)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;bu hikayede adı, sanı, bahsi geçen her şahıs kişi ve kurum ve anlatılan tüm olaylar hayal ürünüdür !&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(birinci bölüm ilk olarak 15 temmuz 2006'da bildirgec.org'de yayınlanmıştı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bildirgec.org/yazi/bir-bu-kadar-daha-seviyorum"&gt;http://www.bildirgec.org/yazi/bir-bu-kadar-daha-seviyorum&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞMUR'DAN SONRA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BiRiNCi BÖLÜM ….. Bir Bu Kadar Daha Seviyorum Seni&lt;br /&gt;iKiNCi BÖLÜM … Saat Altı Buçuk&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ……. Yağmurdan Sonra&lt;br /&gt;DÖRDÜNCÜ BÖLÜM …… Bir Damla&lt;br /&gt;BEŞiNCi BÖLÜM ….. Son Gözyaşı&lt;br /&gt;İSİMSİZ BÖLÜMLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci bölüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir Bu Kadar Daha Seviyorum Seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3076/2614349802_ee3e20bc70.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3076/2614349802_ee3e20bc70.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09:11&lt;br /&gt;- alo&lt;br /&gt;- 112 acil buyrun ..&lt;br /&gt;- bacım, burada yol kenarında yatan bi adam var.. bizim marketin az ilerisinde trafik lambasının dibine sızmış ..sarhoş mudur nedir .. az önce dükkanı açarken gördüm .. kıpırdamadan yatıyor öyle yüzüstü.. bi ambulans falan neyin gönderirseniz eğer belk..&lt;br /&gt;- amca nabzına filan baktınız mı ?&lt;br /&gt;- yo yok bakmadım yani .. kalk diyorum kalkmıyor herif .. burnundan kan gelmiş biraz .. dedim ya geceden kalma sarhoşlardan biridir belki .. telefon açtım işte daha napıyım kızım ..&lt;br /&gt;- tamam beyfendi adres alabilir miyim ?&lt;br /&gt;- ııı .. ıhlamur sokak no:14 bu benzinlik filan var orayı geçince kızım .. kızıltoprak mevkiinde&lt;br /&gt;- peki birazdan orda olur ambulans ..&lt;br /&gt;- hee iyi o zaman .. iyi günler..&lt;br /&gt;- iyi günler ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09:13&lt;br /&gt;- levent orda mı ..&lt;br /&gt;- hangisi ?&lt;br /&gt;- şöför olan bee .. uff&lt;br /&gt;- he burada .. dur veriyim&lt;br /&gt;- acele et biraz&lt;br /&gt;- efendim&lt;br /&gt;- levent ıhlamur sokak no 14 benzinliği geçince sağda .. yerde yatan birisi varmış .. nilgün hemşire ordaysa çıkın bi bakın&lt;br /&gt;- tamam anlaşıldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09:14&lt;br /&gt;- nilgün senin çay yine soğudu .. hadi çıkıyoruz&lt;br /&gt;- yaa bi dur kahvaltı ediyoz di mi şurda&lt;br /&gt;- hadi hadi hadi istanbulun sarhoşlarını toplayacaz daha yolda ..&lt;br /&gt;- üff .. yine mi ya tamam geliyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09:24&lt;br /&gt;- açsana şu sireni olm&lt;br /&gt;- açalım di mi&lt;br /&gt;- bu trafik adamı öldürür valla&lt;br /&gt;- eheheee kesin ölmüştür o da zaten&lt;br /&gt;- yaa yok genel olarak dedim ..&lt;br /&gt;- seni de o sigara öldürür kızım .. görmesinler yakarlar valla beni&lt;br /&gt;- yok lan bi şe olmaz tırsma&lt;br /&gt;- lan bunlar da var ya soldan giden bi ambulans görmesinler anında yapışır peşine .. şeytan diyo freni bi koy aklı başına gelsin arkadakinin ..&lt;br /&gt;- e zeki milletiz vesselam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10:05&lt;br /&gt;- ambulans geliyoo&lt;br /&gt;- hocam açılın biraz da .. çocuklar çekilin siz de ordan&lt;br /&gt;- yaa ne biçim adamsınız kardeşim burada yatıyor öldü mü kaldı mı iki saatte gelemediniz&lt;br /&gt;- abicim yollar tıkalı napalım yani uçalım mı .. alla allaaa&lt;br /&gt;- levent sedyeyi indirin nabzı çok zayıf ..&lt;br /&gt;- tamam ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10:38 / acil servis&lt;br /&gt;- bilinci kapalı Mehmet bey .. nabız zayıf&lt;br /&gt;- gözbebekleri tepki vermiyor zaten umarım &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Concussion"&gt;Concussion&lt;/a&gt; yoktur&lt;br /&gt;- nabız yok .. nabız yokkk .. gidiyor .. hastayı kaybediyoruz&lt;br /&gt;- ekg ye bağlayın ..&lt;br /&gt;- tamam ..&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kardiyop%C3%BClmonera"&gt;kardiyopülmonera&lt;/a&gt; başlıyorum .. resüsitasyon sonra da &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cpr"&gt;cpr&lt;/a&gt; deneriz&lt;br /&gt;- tamam efendim&lt;br /&gt;- oksijen maskesini takın .. &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Defibrilator"&gt;defibrilatorü&lt;/a&gt; hazırlayın .. gelmiyor geri&lt;br /&gt;- hocam Miyokardiyal enfarktüs mü ?&lt;br /&gt;- kızım sen git &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=5267306"&gt;koroner&lt;/a&gt; yoğun bakım ünitesini hazırlattır işimiz uzun, Hakan debifrilatör hazır mı ?&lt;br /&gt;- hazır hocam&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Transtorasik_%C4%B0mpedans"&gt;Transtorasik İmpedans&lt;/a&gt; kaldırırsa tamam Asistolide defibrilasyon tamamen götürebilir elektrotları yapıştır göğüs altlarına&lt;br /&gt;- Tamam efendim&lt;br /&gt;- Çabuk çabuk&lt;br /&gt;- ..&lt;br /&gt;- kızım sen de alkolle temizle ... QRS volümü ayarlayın&lt;br /&gt;- 200 jul başlıyoruz .. lead selecti paddle a getir .. paddleları jelle .. apexteki charge düğmesine bas .. hadi be olum ..&lt;br /&gt;- hazır efendim jelleri sürdüm .. buyrun ..&lt;br /&gt;- 3 deyince şoklayacağım .. biiir ben çekildim .. iki sizler de çekiliiin .. üüç herkes çekilsin&lt;br /&gt;- VF/VT devam ediyor efendim&lt;br /&gt;- 0,9 mg adrenalin ver .. Tekrar alıyoruz .. 300 jule çıkar .. bir ben çekildim .. ikii sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin&lt;br /&gt;- Nabız yok ..&lt;br /&gt;- 1mg/kg lidokain yap .. Bi kez daha .. 360 julden giriyoruz .. jelle şunları .. hazır şimdi .. bir ben çekildim .. iki sizler de çekilin .. üç herkes çekilsin ..&lt;br /&gt;- Döndü ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;Flashback : 30.mayıs.2006 14:46 / ilk tanışma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anlamı ne&lt;br /&gt;- Yeryüzüne en yakın yağmur yüklü bulut.. ama sen bana kısaca &lt;strong&gt;yağmur&lt;/strong&gt; de :)&lt;br /&gt;- sen meteoroloji mi okudun&lt;br /&gt;- yok işletme&lt;br /&gt;- hım.. ben de toprak..&lt;br /&gt;- aslında toprak, ben 2 senelik işletme mezunuyum 4 e tamamladım sonra işte&lt;br /&gt;- muhasebecilik filan düşünmedin mi&lt;br /&gt;- aslında önceki işim finansmandı ama bilmiorum çabuk sıkılıorum sanıırm&lt;br /&gt;- aa Damla geldi&lt;br /&gt;- selam ben geldim .. Toprak bu Yağmur , Yağmur bu Toprak&lt;br /&gt;- yaa biz tanışıyoduk zaten&lt;br /&gt;- e o zaman ben aradan çekileyim Toprak&lt;br /&gt;- şaka yaptım yaa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;10:45 - koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hastanın durumu nedir Mehmet bey&lt;br /&gt;- Toprak Kaya 25 yaşında .. efendim bu sabah getirildi ilk müdahaleyi acilde yaptık .. bilinci yerinde değildi .. sonra I46 hasıl oldu miyokardiuma debifrilatör ile I46.O a getirdik kardiyopulmoner resusitasyonda başarı sağlandı yalnız Kalp ve koroner dolaşımın tanısal görüntülemesinde ortaya çıkan anormal bulgular var.&lt;br /&gt;- Ekokardiyografi sonuçlarında ne gibi bulgular var ?&lt;br /&gt;- Doppler ekokardiyografik incelemeye göre Filtreye kan aort kanülüne bağlanmış bir luerli konnektör yoluyla geliyor, ultrafiltreden Amicon, Diafilter 10 sonra bir 33 ile hastaya ya da rezervuara geri dönüyor. İşlem için aort kanülünü UF bitene dek yerinde bırakmaktayız; vönez kanülü ise, çekerek aynı yerden filtrasyon sirkuitinin venöz ucunu sağ atriyuma yerleştirdik. Filtreden önce yerleştirilen bir pompa yardımı ile hastanın kanını aortadan sağ atriyuma doğru çevirmekte, ultra filtrasyon ucuna ise 100-150 mmHg'lık bir vakum uygulamaktayız. İşlem sırasında arter basıncı, CVP, arter hattı basıncı ve vakum basıncı izlendi. CVP ve arter basıncına bakarak gerektiğinde rezervuar ve oksijenatör sıvı ile yıkanarak içindeki dilüe kan da konsantre edilerek hastaya verildi. Bu şekilde hatlarda kalmış olan tüm kan elemanları hastaya verilebilmekte ve aynı anda hatlar da kristaloid ile dolu tutulabilmektedir.zaten Koroner Anjiografi de bu yönde bilgi veriyor. Defibrilasyon sürecinde 1 mg/kg lidokain verildi. VF devam ettiği için 5 mg/kg bretilyum tosilat bolus olarak verildi. olumlu sonuç verince amiodarone infüzyonu uygulandı. Zaten defibrilasyona başlamadan önce hastaya 0.9 mg 1:10.000 lik solüsyondan 0,7ml adrenalin atropin verilmişti.&lt;br /&gt;- Keşke 50mg/ml bretilyum tosilat verseydiniz.&lt;br /&gt;- Hastayı supin pozisyonunda tutamadık efendim ama prematüre atımlara ihtiyacımız vardı. bu yüzden 20mg/ml lidokain daha elverişliydi.&lt;br /&gt;- Neyse sonuç olarak teşhis nedir Mehmet ?&lt;br /&gt;- Efendim , kanda bulunan doymamış aşk oranı çok yüksek seviyede.koroner arterlerdeki akut tıkanmalar yüzünden kalp kaslarını zayıflatmış. Sol koldan atardamardan katateri verdik .. kandaki yoğuşma koroner atardamarı tıkamış &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Koroner_tromboz"&gt;koroner tromboz&lt;/a&gt; oluştuktan sonra bu ardı ardına yineleyince de &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Angina_pektoris"&gt;angina pektoris&lt;/a&gt; oluşmuş. Myokard beslenemediğinden haliyle &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ateroskleroz"&gt;ateroskleroz&lt;/a&gt; da kaçınılmaz hale gelmiş. Koroner arterler tıkandığından miyokardiyum hücreleri ölmeye başlıyor ....&lt;br /&gt;- Hımm .. koroner arter bypass greftleme yapıyoruz o zaman ..&lt;br /&gt;- Evet efendim . 4 ünite hazır Or rh+&lt;br /&gt;- 6 yapın onu.. işi tesadüfe bırakmayalım .. bir ömür yetmez sonra ..&lt;br /&gt;- tamam murat bey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;flashback 8 haziran 2006 18:59 / msn messenger&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sayın editör Yağmur hanım bi şey danışcaktım size :P&lt;br /&gt;- beni bi sen anladın sen de yanlış anladın Toprak .. uff arabesk gibi oldu :) arabeske amma da taktım ben de di mi ? sen müslüm’ü dinledin mi son albümü çok güseel .. aşk tesadüfleri sever&lt;br /&gt;- evet gördüm de indirmedim sana bi danışıyım dedim :P&lt;br /&gt;- indir indir güzel bi şey&lt;br /&gt;- bi yorum alayım dedim editör hanımdan&lt;br /&gt;- tamam apla hemen indiriom&lt;br /&gt;- indir yavrucum :P&lt;br /&gt;- du bakim ben de çıkmadan bi dinlim&lt;br /&gt;- uff 7,69 mb&lt;br /&gt;- bi şarkı daha vardı bu albümde yaa .. neydi neydi ?&lt;br /&gt;- bakim ben bi : Affet Ah Oğlum Artakalan Ayrılık Rüzgarı Aşk Bu Aşk Tesadüfleri Sever Bir Ömür Yetmez Döndür Yolumdan Hayat Berbat Kadınım Kış Oldum Nilufer Sebahat Abla İstanbula Elveda&lt;br /&gt;- evveet o .. bir ömür yetmesssssss .. ben kaçim yavaşça aforoz olmiim sonra servisi bekletmekten ..&lt;br /&gt;- görüşmek üzre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21:15 / msn messenger&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- noldu çok beklemiş mi servis aforoz olmuş gibisin ?&lt;br /&gt;- yok az beklemiş :) o dizi mi film mi ?&lt;br /&gt;- hangisi ? kişisel iletide yazan mı ?&lt;br /&gt;- evt&lt;br /&gt;- film trt-2 de başlıcak&lt;br /&gt;- hımpıtı .. konusu neymiş&lt;br /&gt;- copy paste yapmak gerekirse FELIX VE LOLA - TRT 2 23.00 YÖN.: PATRICE LECONTE OYN.: ALAIN BASHUNG, CHARLOTTE GAINSBOURG Felix, ilk kez gördüğü bir genç kıza âşık olmuştur. Lola adındaki kız çok mutsuz ve hüzünlü görünmektedir. Felix o üzgün gözlerde özel bir şeylerin olduğunu hisseder. Genç adam Lola’yı takip etmeye karar verir. Onu anlamaya ve yardım etmeye çalışacak, yüzüne tebessümü geri getirmek için elinden geleni yapacaktır.&lt;br /&gt;- Aa . çok güselll ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11:28 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- narkoz verildi mi Sibel&lt;br /&gt;- 11:26 itibariyle verildi hocam.&lt;br /&gt;- neşter ver&lt;br /&gt;- neşter&lt;br /&gt;- Mehmet ben göğüsten sternumu kesip koroner arterlere ulaşıyorum .. sen sol koldan radial arter al .. Filiz kızım sen de göğüsten mamarya internayı çıkar greftileri hazırlayın. Koronerdeki 4 damarı değiştiriyoruz. Aykut sen de sağ bacaktan safeni al toplardamar greftini çıkar. 3lü koroner bypass kurtarır belki. Kalp akciğer makinesi hazır mı ?&lt;br /&gt;- Hazır hocam .&lt;br /&gt;- Sol göğüs altından yukarıya doğru göğüs kesişine başlıyorum.yaklaşık 13 cm.&lt;br /&gt;- Ben de sol koldan başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11:34&lt;br /&gt;- Kızım elektrikli testereyi ver&lt;br /&gt;- Buyrun hocam.&lt;br /&gt;- Sternumu kesiyorum. Bu kemikler de 6 haftada anca kaynar tabi böyle kesmesi kolay. Sibel sen ne alemdesin kızım&lt;br /&gt;- Sol koldan atardamar greftini çıkarıyoruz murat bey&lt;br /&gt;- Mehmet ?&lt;br /&gt;- Hocam damarı ayırıyoruz&lt;br /&gt;- Öznur kızım terimi siliver. Bi de benim parçayı çaldırsana ordan&lt;br /&gt;- Tamam hocam .. Can Atilla mıydı murat bey&lt;br /&gt;- Evet evet .. Hamamda İlk Gözyaşları var ya onu koy kızım .. yeterince stres olduk zaten burada ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;flashback 8 haziran 2006 18:36 / msn messenger&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- pişt Toprak orda mısın ? Can Dündar Beyoğlu D&amp;amp;Rdaymış bak&lt;br /&gt;- Bugün mü ?&lt;br /&gt;- Yok cumartesi 16da&lt;br /&gt;- Sen ne kadar sosyalsin kızım yaa&lt;br /&gt;- Aslında ben cafe istanbula gitcektim bilio musun sen orayı tahtakalede ama manyak bi yer&lt;br /&gt;- Yoo bilmiyorum Yağmur&lt;br /&gt;- Çok güsel hellim peynirli sandviçler yapıolar&lt;br /&gt;- Ben taksime pek takılmıyorum oranın kalabalığı sanki beni boğuyormuş gibi oluyor böyle nefessiz kalıyorum bi sürü vücutlar arasında. sadece limonlu bahçeyi biliyorum orda&lt;br /&gt;- Hımmss .. yok bura taksimde değil&lt;br /&gt;- Açık hava mı&lt;br /&gt;- Yok ama buraya gitmelisin kesinlikle .. çok eski bir hamam bosuntusu .. sonradan restore edilip kafe yapılmış .. harika ötesi diim ben&lt;br /&gt;- Yaa .. hamam mıymışmış önceden ?&lt;br /&gt;- Yaa .. :)&lt;br /&gt;- Nereye bakıyor peki burası piyer loti gibi haliçe mi ?&lt;br /&gt;- Yok hiç bi yere bakmıyo o uzunçarşı var ya tahtakalede eskiden çok ünlüymüş kağıtçıların olduğu sanırım genelde ..&lt;br /&gt;- Peki ben kimle gidicem oraya kaybolurum. ben küçüğüm kızım daha :p&lt;br /&gt;- Hımms .. ben seni götürebilirim .. ama bir cumartesi olması lazım çünküm Pazar günü han kapalı olduğu için onlarda kapalı oluolar. Eminönünden bi şekilde gidiyosun iştem. Arada derede saklıca bir yer.&lt;br /&gt;- Sen ne kadar çok şey biliyorsun öyle tü tü tüü maşallah&lt;br /&gt;- Tü tü tü bana :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;12:05 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tüü ulan Allah kahretmesin .. pleurodezu yırtıyorduk az kalsın&lt;br /&gt;- hocam akciğerle ne işin var kalbe gir sen direk&lt;br /&gt;- oldu canım&lt;br /&gt;- o değil de murat bey bu zidane olayına ne diyosun herif kafayı koydu çıktı&lt;br /&gt;- helal olsun diyorum ne diyim .. kariyermiş yıldızmış karizmaymış onlar bi yana onur gurur bi yana Mehmet .. Sibel kerpeteni ver&lt;br /&gt;- hocam öyle de son maçıydı ama asılsalar biraz daha kupa gelirdi . bi onur için dünya kupasından olmaya değer mi yani .. Filiz gazlı bez hazır mı ?&lt;br /&gt;- değer Mehmet değer .. ben olsam ben de aynısını yapardım zaten bazıları böyle onuruna ve gururuna düşkün olurlar bi şey söylerseniz gözü görmez artık bıçak gibi keser bitirir her şeyi.&lt;br /&gt;- Zizu da söyledi zaten ‘ yaptığımla gurur duymuyorum ama pişman da değilim dedi’&lt;br /&gt;- Aynen öyle işte ..&lt;br /&gt;- Perikard gözüküyor .. birazdan kesiyorum .. solunumu ve nabzı makineden yaptıracağız .. hazır mı Sibel makine&lt;br /&gt;- Makine hazır hocam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flashback 17 haziran 2006 sirkeciye giden tramvayda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15:38&lt;br /&gt;- bu makinenin markası ne Yağmur ?&lt;br /&gt;- bu mu olympus bu&lt;br /&gt;- dijital di mi ?&lt;br /&gt;- hı hım evet ama bunun bi büyüğü var e-500 o çok süper çekiyo gerçi profesyonel işi biraz ama öyle yani&lt;br /&gt;- burada iniyoruz sanırım&lt;br /&gt;- hım evet&lt;br /&gt;- sağdan&lt;br /&gt;- yok soldan burdan gidelim&lt;br /&gt;- tamam soldan gidelim .. csi ı izler misin&lt;br /&gt;- a evet gil grissom karakterine bayılıyoruz kardeşimle .. süper rol yapıyor adam.. bi ara csi miami filan da vardı ama tutmadı onlar pek&lt;br /&gt;- evet :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;13:15 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sol kol atardamar grefti hazır efendim&lt;br /&gt;- bacak toplardamar grefti de hazır hocam&lt;br /&gt;- göğüs damar grefti hazır mı filiz ?&lt;br /&gt;- hazırlanıyor hocam damara enjekte işlemini yapıyoruz şu anda&lt;br /&gt;- tamam .. perikardı kesiyorum . birazdan kalp açığa çıkıcak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;flashback 17 haziran 2006 16:14 Cafe İstanbul girişi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- işte geldik .. burası&lt;br /&gt;- dediğin kadar varmış gerçekten güzel sakin sessiz gizemli&lt;br /&gt;- en güzel yanı da bu zaten&lt;br /&gt;- nargile de mi varmış burada&lt;br /&gt;- hı hım evet&lt;br /&gt;- şurası nasıl&lt;br /&gt;- ıı şu tarafa oturalım mı&lt;br /&gt;- olur&lt;br /&gt;- yaa burası da çok orta bi yer oldu .. şu arkandaki köşe yer güzelmiş .. adama bak tek başına kapatmış orayı nargile içiyo&lt;br /&gt;- kalkar mı birazdan acaba&lt;br /&gt;- bilmem bize oturaduralım burada .. giderse biz oraya geçeriz&lt;br /&gt;- hoş geldiniz&lt;br /&gt;- hoş bulduk menüyü alabilir miyiz&lt;br /&gt;- buyrun&lt;br /&gt;- hangileri güzel sandviçlerin ?&lt;br /&gt;- bak bence şöyle yapalım ben hellim peynirli alıyım sen de biftekli söyle sonra birbirimizden otlanırız karışık olur :)&lt;br /&gt;- olur :)&lt;br /&gt;- bize bir hellim peynirli İtalyan ekmeğine tereyağlı sandviç bi de biftekli&lt;br /&gt;- içecek olarak ?&lt;br /&gt;- elmalı kokteyl vardı ya ondan iki tane&lt;br /&gt;- elmalı kalmadı ama elmamız yok şu anda maalesef ..&lt;br /&gt;- yaaa .. elmalı çok güzeldi ama .. neyse ossaman havuçlu olsun&lt;br /&gt;- bi daha ki gelişimizde dışardan elma alıp gelelim .. o kadar övdün merak ettim&lt;br /&gt;- nargile içen çocuk kalkıyo ordan geçelim mi oraya ?&lt;br /&gt;- geçelim ..&lt;br /&gt;- önceden burada servisi yapan güzel bi kız vardı o yok sanırım bu hafta&lt;br /&gt;- bu kadın da iyi .. yani ortama süper uymuş .. gayet otantik olmuş .. esmerliği filan sanki duvardaki tablolardan birinden çıkmış gelmiş kıyafetleri de güzel :)&lt;br /&gt;- di mi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17:05&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bak ordaki aile de kalkıyo ordan oraya geçelim mi ?&lt;br /&gt;- geçeliiim .. sanırım akşama kadar sırayla tüm köşeleri dolaşıcaz&lt;br /&gt;- ama orası daha güzel&lt;br /&gt;- tamam&lt;br /&gt;- ayakkabını çıkarmana gerek yok tahta kısıma uzat yeter .. şu minderi de arkana al&lt;br /&gt;- evet burası daha rahat hem de merkezi her tarafı görebiliyoruz :)&lt;br /&gt;- evet :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17:38&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ordaki adam mı buranın sahibi&lt;br /&gt;- h ıhı&lt;br /&gt;- adam ne kadar rahattır her gün burada kesin emeklidir bi yerden sonra burayı açmıştır hatta bence Giresunludur :)&lt;br /&gt;- :)&lt;br /&gt;- ben bi lavaboya gidim gelim&lt;br /&gt;- ..&lt;br /&gt;- yoo gelmene gerek yok ben gidebilirim&lt;br /&gt;- aşağıdaydı di mi&lt;br /&gt;- evet&lt;br /&gt;- tamam bekliyorum ben burada ( evet eminim artık ben bu kızdan hoşlanıyorum .. evet doğru tanışalı iki üç hafta oldu .. belki çok erken ama napiyim hoşlanıyorum işte .. gerçi söylemişti bana .. unutamadığım birisi var demişti .. ama 3 kez görüşmüşler sadece sonra bitirmişler galiba .. bitirmişler mi .. evet bitirmişler .. emin misin .. emin olmak istiyorum .. işine geldiği için mi .. yoo yaa bi sus sanane sadece hoşlanıyorum işte ben .. söylicek misin kendisine .. bilmem söylesem de kurtulsam mı senden .. benden ? evet senden her gün beynimi yemektense senin yüzünden söyliyim en iyisi .. ama ben senin içgüdünüm benden kurtulamazsın o kadar kolay kolay .. ben onu kaybetmek istemiyorum .. daha kazanmadın ki .. sen hep haklı çıkmak zorunda mısın ? beni dinlesen de dinlemesen de bana yani içgüdüne inanmak zorundasın .. neden ? seni sen yapan benim çünkü ? yine haklısın bravo ? .. ama söyle bence bu sefer .. hayırdır acıdın mı bana bu kez ? .. yok öncekiler aklıma geldi de hep kahrolan sen olmuştun bu kez mutlu olman için yardım etmek istiyorum sana .. bak sen eee sonra ? sonuç olarak diyebilirim ki ilk önce kazan onu .. bu çok zor .. neden .. çünkü onun unutamadığı birisi var ve o beni belki unutamadığı kişiyi anlatıp dertleşip rahatlayacak bi arkadaş olarak görüyor bunu ona yapmaya hakkım yok ? peki napıcaksın ? -mış gibi yaşamaya devam edicem hayatı hani hep seninle beraber yapıyorduk ya ? ağlarken gülermiş gibi aşık iken arkadaşmış gibi hatırladın mı ? evet hatırladım da sen bıkmadın mı hala o oyunlardan ? bıktım .. o zaman söyle bak acele et hızlı ol sen kazanırsın .. şişşt geliyor tamam sus .. söylediklerimi unutma duygularından ben de eminim .. tamam sus artık Yağmur geliyor bak .. yaa çek elini ağzımdan .. sussana olum yaa bir dur dursana dursanaaaaaaaaaaa ..&lt;br /&gt;---------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;13:45 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kalp duruyor .. perikard kesildi&lt;br /&gt;- akciğer kalp makinesi hazır&lt;br /&gt;- solunumu başlatın&lt;br /&gt;- makineye bağlı solunum ve nabız başlatıldı&lt;br /&gt;- göğüs grefti hazır damarı kesiyoruz&lt;br /&gt;- kalp durdu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flashback 17 haziran 2006 18:01 cafe İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bizim hesap ne kadar&lt;br /&gt;- Toprak lütfen ..&lt;br /&gt;- yaa tamam bu sefer ben verim bi daha ki sefere sen kapatırsın hesabı ( bi daha hiç gelmeyecektik ki ! )&lt;br /&gt;- ama ben çağırdım seni buraya&lt;br /&gt;- abi sen buradan alır mısın .. memleket nere Giresun mu&lt;br /&gt;- yok Konyalıyım ben&lt;br /&gt;- yaaa hemşeriymişiz o yüzden buradan alın hesabı hem ben getirdim arkadaşı&lt;br /&gt;- abla senden alırsak parayı bi daha getirmezsin kimseyi en iyisi biz arkadaştan alalım&lt;br /&gt;- yaa gördün mü&lt;br /&gt;- ufff&lt;br /&gt;--------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;13:49 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- buzlar hazır mı kızım&lt;br /&gt;- hazır hocam buyrun&lt;br /&gt;- kalp haznesine ve kalbin etrafına buz yerleştiriliyoruz&lt;br /&gt;-------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Flashback 17 haziran 2006 18:25 mısır çarşısı büfe önü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- buz mu bunun içindeki .. buzu mikserden geçirip toz gibi yapmış adamlar .. türk ticari zekası işte&lt;br /&gt;- evet abi&lt;br /&gt;- pembe olan neli&lt;br /&gt;- çilekli abla&lt;br /&gt;- kahverengi de kahveli olmalı&lt;br /&gt;- evet&lt;br /&gt;- ben çilekli sevmiyorum&lt;br /&gt;- bize iki tane kahveli verir misin ?&lt;br /&gt;- tabi ... buyrun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18:32 yeni camii arkası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bi yere otursak Yağmur ben böyle ayakta .. bunlar elimizde&lt;br /&gt;- a evet fark ettim .. şuraya oturalım&lt;br /&gt;- senin kahvenin buzları erimiyor mu&lt;br /&gt;- yok anca böyle ezmek lazım bak bunu dinlesene bi tak şunu kulağına&lt;br /&gt;- çok güzel kim söylüyo bunu&lt;br /&gt;- nada .. şu hani karşı pencere filminde vardı ya soundtrackler .. filmdeki şarkılardan birisi bu&lt;br /&gt;- güzelmiş&lt;br /&gt;-----------------&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;14:10 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- koroner artere kesi yapılıyor&lt;br /&gt;- bacaktan alınan toplardamar grefti artere dikiliyor&lt;br /&gt;- kızım anastamos açık mı kontrol edin&lt;br /&gt;- anastomoz açık hocam&lt;br /&gt;- aman dikkat edin yırtılma olmasın&lt;br /&gt;- dikiş bağlanıyor&lt;br /&gt;- diğer koroner arterin kesisine başlandı&lt;br /&gt;- sol koldan alınan atardamar grefti hazır mı&lt;br /&gt;- hazır hocam&lt;br /&gt;- atardamar grefti diğer koroner arter ile birleştiriliyor .. kızım terimi siler misin&lt;br /&gt;- anastomuzu kontrol edin&lt;br /&gt;- anastomoz açık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;flashback 20 haziran 2006 23:19 msn messenger&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yo hayır hani geçenlerde kötüyüm diyordun ya&lt;br /&gt;- Yağmur lafı fazla dolaştırmak istemiyorum artık .. bilmem şok mu olursun artık başka bi travma mı geçirirsin benim hoşlandığım kişi sensin&lt;br /&gt;- ( 4 dk sonra ) uff Toprak naptın sen&lt;br /&gt;- Yağmur bana karşılık vermek zorunda değilsin bu sadece benim içimden gelen bi şeydi .. sen yine arkadaş kalma moduna da geçebilirsin .. yani nasıl istersen öyle olur .. benimkisi bi teklif değil.. sadece söylemek istedim .. en azından söyleyebilecek kadar cesaretimin olduğunu farkettim bir an için.. bundan sonrası yine senin istediğin gibi devam eder ..&lt;br /&gt;- Nefret ediyorum bu sözden .. şimdiye kadar benim istediğim şekilde gelişmedi ama şimdi benim istediğim gibi devam edicek öyle mi ? ne ala&lt;br /&gt;- tercih senin değil mi ? hayat senin değil mi yürüdüğün yol sana ait değil mi ? seni tutup da kolundan çekmiyorum sadece hoşlandığımı söylüyorum istersen benimle beraber yürürsün bu hayat yolunda istersen devam edersin dilediğin gibi dilediğin kişiyle .. nefes alamıyordum nerdeyse ama söyledim söyleyip de rahatlamak için söylemedim sadece bil istedim ..&lt;br /&gt;- SADECE SANA ii GECELER DILICEKTIM .. çok yorgunum hoşça kal ..&lt;br /&gt;- İyi geceler ..&lt;br /&gt;----------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;14:58 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- göğüsten alınan damar en önemli koroner artere dikiliyor&lt;br /&gt;- kızım anastomozu kontrol et dikişi bağlıyorum .. damarlar çok kötü olmuş .. ah be çocuk kim dedi sana bu kadar sev diye ?&lt;br /&gt;- hocam hazır mı&lt;br /&gt;- birazdan Mehmet&lt;br /&gt;- makineyi de kontrol edin kalbi çalıştırıyoruz yeniden&lt;br /&gt;- kalp yeniden çalıştırılıyor&lt;br /&gt;- makine off konumuna getirildi&lt;br /&gt;- kalp çalışıyor&lt;br /&gt;- tamam şimdi ana atardamara delik açıp greftlerin diğer uçlarını buraya dikiyoruz kızım&lt;br /&gt;- nabız 90&lt;br /&gt;- kalp normal seyrine geçiyor&lt;br /&gt;- hadi geçmiş olsun çocuklar ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;flashback&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 temmuz pazar 2006 18:14 sultanahmet havuzun karşısındaki banklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- evet alalım ifadenizi beyefendi&lt;br /&gt;- ( alalım ifadenizi diyo yaa ne desem ki beni yargıla hüküm ver sonra da ister as ister kes sen de ben de kurtulalım mı desem acaba ? .. dur sakin ol şimdi başla ) ıııı .. eo benim söyliceklerim geçen ki sana attığım smslerle aynı şeyler .. yani duygularımı biliyosun artık .. ben sadece seviyorum .. ama senin yorumladığın gibi yani zamandan dolayı çok hızlı olması ve beni yeterince samimi bulmayışın açıkçası umurumda değil ..ben içimdeki hisleri ispat etmek zorunda değilim burada görüşmemizin ana sebebi de yüzyüze olması içindi zaten ( evet iyi bi girişti tebrik ederim seni .. saol içgüdüsüm )&lt;br /&gt;- ben anlamıyorum yaa daha dün bir bugün iki ..&lt;br /&gt;- ( abi ne diyor bu kız yaa .. dur olum sakin ol .. şimdi gözlerinin içine bak seni seviyorum de .. bakamıyorum gözlerinin içine .. niye .. yaa arkasında güneş batıyor gözümü alıyor o da .. saçmalama lan hadi çabuk .. yok ben sultanahmete bakarak söylicem .. ama o senin gözlerinin içine bakıyor bak konuşurken .. hadi yaa .. valla .. ya belki ayasofyaya doğru bakıyordur o da .. ne halin varsa gör bee .. tamam söylüyorum ) evet zaman konusunda yani zamanın kısalığı konusunda haklısın ama bu kişiden kişiye değişir parmak izi gibi yani .. belki benim norönlarımda bi eksiklik vardır .. belki bu yüzden sabırsızım .. ama yıllar geçse sen 3 çocuklu dul bi kadın da olsan ben seni yine bu kadar severdim ( neeee 3 çocuklu dul kadın mı puhahha .. gülmesene olum ne diyecektim ya .. neyse sen içinden geldiği gibi devam et ben biraz geziyim şu havuzun kenarında .. yaa dursana olm hani beni ben yapan sendin yardım etmicek misin .. ya ederdim valla da şimdi bu kızı beklerken bi saattir çalıştığımız yerler vardı yaa .. eee ? .. işte çalıştığımız yerlerden sormuyor o yüzden biraz yokum ben sana kolay gelsin .. satıcısın .. evet ama korkma ucuza gitmiyorsun )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;15 : 22 koroner yoğun bakım ünitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu nedenle, kalp kasının birbirinden elektriksel olarak ayrılmış ventrikül ve atrium bölümleri kendi içlerinde bütün olarak uyarılırlar. Kalp kasının bu özelliği "hep ya da hiç kanunu" olarak bilinir. Bunu da not alın ..&lt;br /&gt;- Tamam hocam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------&lt;br /&gt;tekrar&lt;br /&gt;Sultanahmet 18:22&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bu nedenle Yağmur ben seninle arkadaş olarak kalamam ..&lt;br /&gt;- anlıyorum .. ama sana söylemiştim .. unutamadığım birisi var demiştim .. hayır demiştim .. ama sen ısrarla msnden yazıp sms atıyorsun .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme ..&lt;br /&gt;- ( içgüdüm nerdesin yaa .. Topraaakk burdayım olm havuzda, su çok güzel gelsene .. işin yoksa şu yeri yarsan da bi içine girsem dicektim neyse boşver ) peki tamam aramam bi daha bundan sonra olabildiğince resmi oluruz ..&lt;br /&gt;- sigaraya başlamışsınız Toprak bey&lt;br /&gt;- evet .. içsen de aynı içmesen de .. sadece belli bi süre sonra aldığın nefes yetmiyor o kadar&lt;br /&gt;- bi fırt çeksene sigarandan .. gölgenin resmini çekicem&lt;br /&gt;- olympustu di mi o&lt;br /&gt;- hı hhım evet ..ben şu tarafa doğru geçicem bi kaç fotoğraf çekmek istiyorum&lt;br /&gt;- peki olur .. ben de kalkıyordum zaten ( yalanını yiyim bre yalansız dönmüyor dünya .. evet aşksız da dönmüyor )&lt;br /&gt;- sana iyi günler haftalar aylar yıllar&lt;br /&gt;- size de iyi günler Yağmur hanım&lt;br /&gt;- bil mukabil&lt;br /&gt;- ( hayır bil mukabil değil çünkü ben sadece iyi günler dedim devamını söylemedim .haftalar aylar ve yıllar da günlerden oluşmuyor mu zaten ) hoşçakal ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( içgüdü gidiyoruz hadi gel .. geldim geldim e noldu anlatsana .. bitti bitirdik .. neyi .. güzel soru hiç bi şeyi yani hiç bi şey başlamamıştı ama bitti işte gördüğün gibi gidiyorum acaba arkamı dönüp baksam mı son kez .. laaaaaan ! önüne bak taksi geliyor .. hayy aksi taksi .. tamam önüme bakıyorum )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün 15 temmuz 2006 cumartesi ; cafe istanbula gidiyorum tek başıma .. beklemiyorum tabi ki gelmesini de .. iki bardak elmalı kokteyl söylerim ama her ihtimale karşı şu manavdan 4 tane elma alayım belki elmaları yoktur .. o esmer kadın sorarsa niye iki bardak diye ben de arkadaş yolda gelcek birazdan derim .. 3 saat beklesem yeter .. 15:00 den 18:00 e kadar .. 3 saatte öldürürüm zaten içimdeki hislerin hepsini .. evet 3 saat yeterli ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cafe İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nargile içen çocuk yok bu sefer oraya oturuyum en iyisi ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- beyefendi kapatıyoruz&lt;br /&gt;- ne kapatıyor musunuz&lt;br /&gt;- evet saat 8e geliyor&lt;br /&gt;- aa harbiden saat 20:00 olmuş&lt;br /&gt;- neyse ben de kalkıyım&lt;br /&gt;- kokteylleri içmemişsiniz&lt;br /&gt;- a evet hiç içmedim onların tadını bilmek istemiyorum eminim ki gerçekten çok güzeldir çok lezzetlidir .. ama içmicem .. ilerde bi gün olurda buna benzer bi şeyler içersem bugünleri hatırlamaktan korkuyorum .. kusura bakmayın&lt;br /&gt;- pardon anlayamadım da .. önemli değil&lt;br /&gt;- sorun değil iyi akşamlar&lt;br /&gt;- güle güle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karşıya geçiyorum Anadolu yakasına .. acaba o da hiç binmiş midir Paşabahçe vapuruna .. bindiyse nereye oturmuştur .. şu yerdeki delikten hoplayıp dibime düşen deniz suyu gibi birden karşıma çıksa yanıma otursa ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taksiiii ..&lt;br /&gt;- hayırlı işler&lt;br /&gt;- eyvallah abi ne tarafa&lt;br /&gt;- sen sür ben söylerim&lt;br /&gt;- tamam abi&lt;br /&gt;- şunun sesini açabilir misin biraz&lt;br /&gt;- ne demek abi sen de sever misin müslüm babayı&lt;br /&gt;- yo yaa .. yani bu şarkısı güzel aşk tesadüfleri sever-miş&lt;br /&gt;- öyle be abi&lt;br /&gt;- sağda inebilir miyim&lt;br /&gt;- tamam abi&lt;br /&gt;- neresi burası&lt;br /&gt;- kızıltoprak tarafı abi&lt;br /&gt;- eyvallah hayırlı işler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızıltoprak .. yürü yürü bitmez .. hayat gibi yürü yürü tökezle düşmek üzereyken bi el uzansın sana ittirsin seni ki sağlam düş .. saat gecenin 12sini geçmiş sabaha kadar yürümek istiyorum .. başım dönüyor .. kalbimde bi ağrı var .. gece gibi karanlıkta kalmış hislerim .. en çok geceleri seviyorum diye bi hikaye vardı biz ortaokul-2 de iken .. yazarın anafikri çünkü gece her pisliğin üstünü örtüyordu .. ama gözyaşları parlıyor işte karanlıkta bile olsa .. kalbim .. kalbim .. kim dedi sana bu kadar sev diye .. sabah ezanı okunuyor .. sanki birisi bana mı bağırıyor .. büyük binalar gece bir başka güzel .. kim der ki şu ışıl ışıl yanan yer siyami ersek kalp ve göğüs hastalıkları hastanesi içinde onlarca inleyen hasta var ama sanki alanyada bir 5 yıldızlı otel .. trafik lambaları da gece daha güzelmiş ama .. şu karşımdaki gibi kırmızı bir yanıyor bir sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. yanıyor .. sönüyor .. sönüyor sönüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 temmuz 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09:11&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-alo&lt;br /&gt;-112 acil buyrun ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 yıl sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 temmuz 2015&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kızım kapı çalıyo .. baban geldi&lt;br /&gt;- bakıyorum anneee&lt;br /&gt;- hoş geeeldin baba&lt;br /&gt;- aman da kapıyı kim açmış benim minik kızım açarmış&lt;br /&gt;- yoo annem açtı mutfağa gitti sona&lt;br /&gt;- hımm&lt;br /&gt;- baba bugün benim doğum günüm ne aldın söyle hadi&lt;br /&gt;- kaç yaşına bastın sen bakim söyle ben de ne aldığımı söylicem&lt;br /&gt;- 6 yı bitiriyorum hooop 7 ye giriyorum&lt;br /&gt;- aferin sana kocaman olmuş benim kızım&lt;br /&gt;- evet büyüdüm artık ben hem bugün Fatma teyze de söyledi&lt;br /&gt;- yaa ne dedi Fatma teyze&lt;br /&gt;- dedi ki Yağmur sen artık büyüdün kocaman kız oldun .. okula ne zaman gidiceksin dedi ben de eylülde dedim çünküm annem önceden öyle söylemişti banaa&lt;br /&gt;- aferin kızıma benim&lt;br /&gt;- ee söylemicek misin ne aldığını&lt;br /&gt;- al hadi .. aç bakalım ne varmış içinde&lt;br /&gt;- aa ne güsel .. anneee fotorap çekme makinesi almış babam banaaa&lt;br /&gt;- ee hani öpücük&lt;br /&gt;- babaaaa&lt;br /&gt;- yaa tamam 3 tane bi bu yanaktan bi bu yanaktan bi de gıdıktan&lt;br /&gt;- ama bıyıkların batıyo senin yaa&lt;br /&gt;- o zaman gıdıklarım ben de&lt;br /&gt;- yaa ya ya baba yaa .. tamam öptürcem ta tamama ahahaaa&lt;br /&gt;- hooop kucağaaa .. canım biz bahçeye çıkıyoruz&lt;br /&gt;- tamam hayatım .. Yağmur un üstüne bi şeyler giydir hava kapalı yağdı yağacak&lt;br /&gt;- tamam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- baba bu ağacın ismi ne&lt;br /&gt;- bu mu .. bu çınar ağacı&lt;br /&gt;- ne kadar büyük di mii&lt;br /&gt;- evet kızım ..&lt;br /&gt;- insanlar niye bu kadar büyük olamaz&lt;br /&gt;- çünkü bizi böyle yaratmış Allah&lt;br /&gt;- baba senin ellerin kocaman .. benim ellerim de bu kadar büyük olur mu&lt;br /&gt;- hayır canım bayanların eli minik olur böyle&lt;br /&gt;- kolundaki çizgi ne baba&lt;br /&gt;- hangisi&lt;br /&gt;- yaa bu işte .. saatinin olduğu kolundaki .. upuzun .. baaak&lt;br /&gt;- haa bu mu bu şey .. bi kere karanlıkta yolda yürürken düşmüştüm .. ondan sonra olmuştu&lt;br /&gt;- yaa .. canın yandı mı düşünce&lt;br /&gt;- evet kızım&lt;br /&gt;- ağladın mı peki&lt;br /&gt;- evet Yağmur .. çok ağlamıştım çok&lt;br /&gt;- yaa&lt;br /&gt;- sen burda otur biraz kızım ben şu masanın örtüsünü alayım yağmur geliyor ..&lt;br /&gt;- peki babişko&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur geliyor .. evet yağmur geliyor .. ben bu sözü bi yerden hatırlıyorum .. ben de içgüdüm .. o zaman zorla ağzımı kapatmıştın sus artık yağmur geliyor bak demiştin .. evet lavaboya gitmişti ordan geliyordu .. şimdi ? .. şimdi de gökyüzünden geliyor yavaş yavaş .. yine ağzımı kapatıcak mısın .. hayır .. susmamı istiyor musun .. hayır .. dinle o zaman .. dinliyorum.. kaç yıl geçti .. dokuz yıl .. unutabildin mi .. hayır .. peki sana ne demişti .. zamanla unutursun kapanmadık yara yok merak etme demişti .. kolundaki izi görüyor musun .. evet görüyorum .. dokununca acıyor mu .. bilmiyorum .. hayır biliyorsun sen 9 yıl önce hak vermiştin herkese zamanla unutursun bu da geçer diyenlere .. evet hak vermiştim ama bi bu kadar daha birini sevemeyeceğimi söylemiştim onlara .. söyledin biliyorum yanındaydım ama sen ne yaptın .. ne yapmışım ben .. daha doğrusu ne yapmadın demeliydim .. ne diyosun yaa .. neden peşinden gitmedin neden üstüne düşmedin neden ısrarcı olmadın zamanında .. ben kimsenin peşinden gitmem kovalamam bunu sen de biliyordun aylarca bir adım atmadan bekledim gelir mi diye ama peşinden gitmedim çünkü hep ama hep içinden gelsin istedim kendi isteği ile olsun dedim .. aferin iyi yaptın şimdi mutlu musun .. mutluyum lan mutluyum .. ha ha haa sinirlenince pek bi şeker yalan söylüyorsun .. sus lütfen sus artık .. niye yağmur mu geliyor .. burnum kanıyor ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- babaaaa&lt;br /&gt;- ....&lt;br /&gt;- baba kalksana yerden yağmur yağıyo bak ıslanıyosun&lt;br /&gt;- ....&lt;br /&gt;- hem sonra annem sana da kızar hasta olursan&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- baba burnun kanıyoooo&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;- anneeeee anneeee&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- anneeeee .. anneeeeee&lt;br /&gt;- efendim kızım&lt;br /&gt;- babam yere yatmış uyuyoo kolundan çekiyorum ama konuşmuyo benimle .. burnu da kanamış .. hem üstü de ıslandı yağmur yüzünden hasta olucak... baba baba dedim konuşmadı benimle .. kalk diyorum kalkmıyooooo ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçek hayata dönüş :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 temmuz 2006 11:56 bakırköy askerlik şubesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- birader burnun kanıyor&lt;br /&gt;- ha ne ? aa evet ya dalmışım ben de pardon .. daha ne kadar bekliyoruz sıramız gelmedi mi halen&lt;br /&gt;- Toprak Kaya ..&lt;br /&gt;- Geliyorum bi saniye ..&lt;br /&gt;- Sıradan iki kişi daha gelsin&lt;br /&gt;- Evraklarınız hazır mı ?&lt;br /&gt;- Evet 2 ay önce sağlık muayenesine girdim taksim gümüşsuyunda .. herhangibir sağlık sorunum yok&lt;br /&gt;- Peki askerliğinizi uzun dönem mi kısa dönem mi yapmak istiyorsunuz&lt;br /&gt;- Kısa dönem&lt;br /&gt;- Tamam işaretledim şurdaki kodları buraya buraya ve şuraya geçer misiniz kurşun kalemle&lt;br /&gt;- Peki&lt;br /&gt;- 1-2-3 ağustos Tuzla piyade okul komutanlığında sınava giriyorsunuz test ve mülakat merkezinde .. sınavdan sonra sonuçları www.msb.org den öğrenebilirsiniz .. 12 ağustosta birliğinize teslim oluyorsunuz .. askerlik görevinizde başarılar dilerim&lt;br /&gt;- teşekkür ederim .. iyi günler haftalar aylar yıllar .. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-1102014413158770271?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/1102014413158770271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=1102014413158770271&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1102014413158770271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1102014413158770271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/07/yamurdan-sonra-1-blm_30.html' title='Yağmur&apos;dan Sonra ( 1. bölüm)'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3076/2614349802_ee3e20bc70_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-4475870116154106607</id><published>2008-07-30T12:26:00.001-07:00</published><updated>2008-08-02T11:42:54.230-07:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 2. bölüm)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;YAĞMUR'DAN SONRA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci bölüm&lt;/strong&gt; .... saat altı buçuk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3278/2653850626_541a86941a.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3278/2653850626_541a86941a.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;saat altı buçuk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dudağımda bir sigara&lt;br /&gt;yanında iki günlük bir uçuk&lt;br /&gt;yalnız kalmasın diye&lt;br /&gt;arka bahçedeki ceviz ağacı&lt;br /&gt;hemen yanında duruyorum&lt;br /&gt;onun gibi ayakta&lt;br /&gt;senden sonraki ilk sonbaharda&lt;br /&gt;o kuruyor, ben kuruyorum&lt;br /&gt;tam altı buçukta&lt;br /&gt;senden sonraki ilk büyük yağmurda&lt;br /&gt;o ıslanıyor, ben ıslanıyorum&lt;br /&gt;yalnız kalmasın diye&lt;br /&gt;ayrılmıyorum yanından&lt;br /&gt;gökyüzü yırtılıyor&lt;br /&gt;rüzgarın düşüremediği yaprakları&lt;br /&gt;yağmur indiriyor başımdan aşağı&lt;br /&gt;ağaç ıslanıyor, ben sırılsıklam seni düşünüyorum&lt;br /&gt;her damla bir sonraki gelene yol açıyor&lt;br /&gt;askeri kıyafetimden tenime ulaşmak için&lt;br /&gt;bak şimdi üç beş tanesi sigaramı söndürdü&lt;br /&gt;uzaklara bakıyorum seni görüyorum&lt;br /&gt;kepimden süzülüp damlayan tanelerde&lt;br /&gt;bir çatının kenarından damlar gibi&lt;br /&gt;gözümün önünden&lt;br /&gt;atıyorlar kendilerini aşağıya&lt;br /&gt;saat altı buçuk&lt;br /&gt;saatleri bir saat geri aldık dün&lt;br /&gt;kararıyor artık hava&lt;br /&gt;dünden daha çabuk&lt;br /&gt;palaskamı çıkartıyorum&lt;br /&gt;dikkat etmeden kafiyesine&lt;br /&gt;çarpınca kırılan yağmur tanelerini dinliyorum&lt;br /&gt;hep bir ağızdan söylüyorlar&lt;br /&gt;hayır bi de anlasam dillerini&lt;br /&gt;söylerdim hemen : susun çağrışmayın !&lt;br /&gt;çocuklar caiz değil biraz kenara yağın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne kadar çok şey çağrıştırıyorlar kafamda&lt;br /&gt;nerden bulur ki bu kadar enerjiyi bir anda&lt;br /&gt;evladım uyma sen şu kafiyeye&lt;br /&gt;bozuyorsun ağzını atlama daldan dala&lt;br /&gt;çocuğum biraz önünden ye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat altı buçuk&lt;br /&gt;aşktan tasarruf etmek için&lt;br /&gt;ayları dört ay geriye alıyorum&lt;br /&gt;mekanı 950 km kuzeye&lt;br /&gt;yeni girmiş temmuzun ikisine&lt;br /&gt;buçuğunda altının&lt;br /&gt;biri 24 biri yirmibeşinde&lt;br /&gt;günün pazarında&lt;br /&gt;alman çeşmesinin yanında dikilen&lt;br /&gt;bir saat erken gelen&lt;br /&gt;aşka fransız kalan&lt;br /&gt;sütunun yılanlısı&lt;br /&gt;taşın dikilisi&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;Sedefkar&lt;/a&gt; Mehmet Ağa'nın bi tanesi&lt;br /&gt;sonradan devşirme Ayasofya’nın karşısında&lt;br /&gt;meydanında sultanın&lt;br /&gt;mezarında &lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;Ahmet&lt;/a&gt;’in&lt;br /&gt;yanında 24 simetrik bankın&lt;br /&gt;1 bölü 3 ünün 3 eksiğinin&lt;br /&gt;aklında tuttuğun sayının&lt;br /&gt;uğurlu sayından 5 eksiğine&lt;br /&gt;tekabül eden bir bankta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiç değiştirmedim seni&lt;br /&gt;senden bir anlam çıkarmadım&lt;br /&gt;eklemedim üstüne&lt;br /&gt;öylece duruyorsun hala&lt;br /&gt;o bankta&lt;br /&gt;bu şiirin adabını bozduğum gibi&lt;br /&gt;üslubu ile oynayıp üstünde tepindiğim gibi&lt;br /&gt;yapmadım hatırana&lt;br /&gt;eski mevsimleri yenisiyle değiştiriyorlar burada&lt;br /&gt;sen hiç değişmedin bende&lt;br /&gt;sen hiç değişmeyesin diye&lt;br /&gt;ben çok değiştim&lt;br /&gt;altı ay gece altı ay gündüz yaşıyorum seni&lt;br /&gt;ne kışın telaşı var içimdene kar suyuna düşen&lt;br /&gt;bahar çiçeklerinin kokusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazıyla&lt;br /&gt;2temmuzikibinaltısaataltıbuçuk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rakamla&lt;br /&gt;gözlerinin dolduğu 30 saniyeyi yaşıyorum&lt;br /&gt;4 x 30 gündür&lt;br /&gt;hala ıslak mı gözlerin bilmiyorum&lt;br /&gt;benim arkamda Ayasofya’nın kızıllığı&lt;br /&gt;senin arkanda Sultanahmet’in minarelerinden&lt;br /&gt;düşmekte olan güneşin imdat çığlığı&lt;br /&gt;hiç değişmedi bu manzara&lt;br /&gt;şimdi geceler uzun olsa da gündüzlerden&lt;br /&gt;bıraktığın bir dün kaldı senden&lt;br /&gt;hep altı buçuk saatim&lt;br /&gt;hep ardında kızıllığı var Efes'teki bu askerin&lt;br /&gt;ebr-u alud un anlamını sana kaç kez sordum hatırlamıyorum&lt;br /&gt;yağmurla ilgili idi sanırım&lt;br /&gt;her neyse üzülmüyorum hatırlayamadığım için&lt;br /&gt;aslında hiçbir şeye üzülmüyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyor musun ?&lt;br /&gt;bu kolumdaki saat su geçiriyor&lt;br /&gt;seni düşünürken saygısızlık olmasın diye&lt;br /&gt;ellerimi cebime sokmadım&lt;br /&gt;biraz üşüsem de&lt;br /&gt;parmaklarımdan damlarken tane tane&lt;br /&gt;bir kaç tanealtı buçukta durmuş saatim&lt;br /&gt;buçuk kadar yarım kaldım&lt;br /&gt;dört aydır kelimelerle oynadım&lt;br /&gt;geçsin diye vakit&lt;br /&gt;bu asker ocağında&lt;br /&gt;ıslak hayallerimi pişirdim&lt;br /&gt;A4 marka yanmaz teflon kağıtta&lt;br /&gt;botlarım yazlık olduğu için&lt;br /&gt;kenarları brandalı&lt;br /&gt;sivilde giysen hani biraz fiyakalı&lt;br /&gt;yalnızlığım afili&lt;br /&gt;bak hala çağrıştırıyorlar&lt;br /&gt;bu tane tane&lt;br /&gt;yağmur damlaları&lt;br /&gt;valla onlar bozuyorlar şiirin ahlakını&lt;br /&gt;her biri bi şeyler söylüyor yazıyorum&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;hayaller&lt;/a&gt; kurar yalnız odasında&lt;br /&gt;kalbine sorar kimsin bu cihanda&lt;br /&gt;çağrış C&lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;an&lt;/a&gt; Atilla sen çağrış&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;1453&lt;/a&gt; sultanlar aşkına çağrış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zeki girişimcinin açtığı&lt;br /&gt;"hamamda ilk gözyaşları"&lt;br /&gt;isimli hamamın çırağı&lt;br /&gt;ıslak ıslak oturur cevizden bir komidinin yanında&lt;br /&gt;2 çay söyle biri açık&lt;br /&gt;tamam usta hemen anında&lt;br /&gt;biri bana biri de şu ağaca&lt;br /&gt;ağaç dedimse aşağılamayın kinayesini&lt;br /&gt;her altı buçukta anlatır durur&lt;br /&gt;dalına &lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;tutunamayanlar&lt;/a&gt;'ın hikayesini&lt;br /&gt;arar bulur&lt;br /&gt;özben’liğinde &lt;a href="http://www.blogger.com/%3Ca"&gt;turgut&lt;/a&gt;’un&lt;br /&gt;ışığında &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=gunselim"&gt;günselim&lt;/a&gt;'in&lt;br /&gt;"istanbulun eminönüsünde&lt;br /&gt;hamamdan bozma bir kafenin&lt;br /&gt;hellim peynirli sandviçin&lt;br /&gt;kenarında yatar tuğla ikamesi kitap&lt;br /&gt;kalbine sorar oğlan nedir bu afet ?&lt;br /&gt;kimdir bu bitap ?&lt;br /&gt;kız başlar anlatmaya&lt;br /&gt;tam o esnada,&lt;br /&gt;saati sorar çocuk&lt;br /&gt;güya laf sokacak araya tam altı buçukta&lt;br /&gt;okumak için ocağında askerin&lt;br /&gt;kucağında yalnız nöbetlerin&lt;br /&gt;acısında aşkın&lt;br /&gt;tatlısında zehirin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok sevdiğim bir şey var&lt;br /&gt;canımdan aziz bilip uğruna seve seve&lt;br /&gt;öleceğim diye ettiğim yemin törenimde&lt;br /&gt;canımdan canım bilip unutamadığım&lt;br /&gt;birisinin olmasınave şahsına münhasır anısına&lt;br /&gt;zat-ı alilerinin şerefine&lt;br /&gt;huzurlarınızda&lt;br /&gt;bu yağmurda&lt;br /&gt;damadın sol kolundan içine su kaçmış&lt;br /&gt;bir saat&lt;br /&gt;ıslanmasın diye akrep&lt;br /&gt;yelkovan tam üstüne sarılmış altıda&lt;br /&gt;yani buçukta&lt;br /&gt;yani yarım kalanların yüzü suyu hürmetine&lt;br /&gt;yalnızlığına saygısızlık ettiğim&lt;br /&gt;bu ceviz ağacının dibine&lt;br /&gt;yağmurdan yumuşamış toprağına&lt;br /&gt;bu saati&lt;br /&gt;seni de&lt;br /&gt;bir iki&lt;br /&gt;bilemedin üç beş&lt;br /&gt;gözyaşının yumuşattığı kalbime&lt;br /&gt;gömüyorum …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( her damladan bir alkış kopar ; bulutların patlayan flaşlarında perde kapanır )&lt;br /&gt;( seni unutamamak, unutursun dediğin ikitemmuzikibinaltıpazarınınaltıbuçuğunu yalancı çıkarmak olmasa da umrunda olmasa da haberin, budur yegane istikbali mevcudiyetimin …. Susun çağrışmayın)&lt;br /&gt;- kapanış çok mu klişe oldu ne?- eh gecenin birinde, hesabında üçün beşin …- ya tamam sus sapıttın iyice haa normal hayata geldik hadi iniyoruz- olric ?- özenti ?- ha hahaaa &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-4475870116154106607?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/4475870116154106607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=4475870116154106607&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/4475870116154106607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/4475870116154106607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/07/yamurdan-sonra-2-blm_30.html' title='Yağmur&apos;dan Sonra ( 2. bölüm)'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3278/2653850626_541a86941a_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-2822533177820865588</id><published>2008-07-30T12:25:00.002-07:00</published><updated>2008-08-02T11:43:34.837-07:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 3. bölüm)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ÜÇÜNCÜ BÖLÜM .... yağmurdan sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://farm4.static.flickr.com/3219/2653880614_8ac4fa9e0c.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm4.static.flickr.com/3219/2653880614_8ac4fa9e0c.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paraf - 1&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Koş emre koş. Gecenin karanlığında rüzgar gibi yavaş değil, düşündüğün kadar hızlı koş. Koş yoksa unutacaksın. Ay ışığında kuru dallara çarpmadan hızlıca geç aralarından. Ardından sarı yapraklar havalansın sessizce. Sıkı bas toprağa sıkı bağlı botlarınla. Kaldırdığın her adımda toprak kalksın biraz havaya. Asker koş yanıma gel. İçeri gir içeri. Koridoru geç üç kapı var,sağdaki koğuş girme. içerde boş boş konuşan iki asker var görürler seni. Soldaki mutfak. Dur girme sakın mutfakta biri var emre kibritle oynuyor. Tam karşıya banyoya gir. Kapa kapıyı kilitle bir daha. Yasla sırtını kapıya soluklan biraz. Birisi geliyor nefesini duyacak suları aç çabuk. Lavabodakini de aç. Suyun sesine dalıp gitme sakın. Delikten akıp gitmesin hayallerin kağıda dök hepsini. Sol cebinde kağıtlar. Kalem, palaskanı çıkar ilk önce. Kepini as askıya. Dur kamuflajın üstünü çıkarma. Tüm hayallerin cebinde. Çıkar kağıtları nerde kaldıysan devam et düşünmeye. Yok o kağıt dolu ötekine geç. Yasla soğuk fayanslara kağıdı. Kalemin kapağını ağzınla aç. Acele etme ama. Yanındayım emre. Korkma sakın. Kurtarabilirim seni. Yaz nerde kalmıştın. En son arka bahçede, yağmurdan sonra ayakta kalan ceviz ağacının yanındaki bankta oturuyordun. Yağmur bulutlarının olmadığı karanlığın yıldızlarına mı bakıyordun. Yıldızları görebilmeni sağlayan neydi ? Yağmurun olmaması mı ? Tüm gerçekleri göstereceğim sana emre. Acele etme göremezsin beni henüz. İlk önce bana dokunman gerek beni görebilmen için. Söylerim sana gerçeklere dokunacağın zamanı. Sen şimdilik sadece yaz. Burada bulamazlar seni düşünürken. Hayallerinden bahset beyaz kağıda. Çok sevdiğini söyle unutamadığını. Emre dur söyleme sakın. Kapıda biri var. Bak duydun mu ?&lt;br /&gt;- tık tık tık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa’nın sesi bu. Adanalı çocuk. Koşarken önünden geçtin tabi gördü seni. En sevdiğin askerin Mustafa. İlkokuldan kaçmış tarlaya gitmiş, askerlik olmasa köyünden çıkamayacak anasından başka kadın sevmemiş.baba ocağından ayrı. Her şeyi sensin onun emre, bu asker ocağında. Ah Mustafa tarlasından başka toprak bilmeyen anne kucağı kokan yirmi yaşında tombul minyatür esmer Mustafa. O da seni çok seviyor emre. Senden öğreniyor sevmeyi. Senin mustafa'dan öğrenebileceğin bir şey var mı ? sana soracağı çok şey var daha mustafanın. Sadakatini göster emre hadi cevap ver sorusuna :&lt;br /&gt;- çavuşum yav. Soldan saa üç. Güven itimad ne dimek ? ha dur hatırladım az önce didiydin : sadagat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ah Mustafa g ile değil k ile. g yazdığın için yukardan aşağıya 5'in cevabı "aşg" olacak senin yüzünden! Aşk'tan ne anlarsın sen Mustafa! Neyse gitti tamam. Emre yaz hadi en baştan başla. Kimden öğrendin bu incelikleri anlat. Çok önemli bir şey düşünürken bile yanına gelip gürültü yapar gibi sorular soran Mustafaları eli boş göndermemeyi kim öğretti sana ? O mu ? Yağmur mu öğretti ? Ondan öğrendiğin her şeyin altında eziliyor musun şimdi ? Çok mu değiştirdi seni ? Emre sıcak suları kapa buhar oldu her taraf. Aynanın buğusunu sil. Gözlerime bak. Gördün mü beni sonunda. Gözlerime bak ne renk. Tek farkımız bu mu seninle ? Ben kimim sen kimsin emre ? kim yaptı bunu bize ? Dur anma adını çağırma. Bulutsuz gecelerin yıldızlarına bakmıyorsun şu anda. Gözlerime bakıyorsun. Bak hiç doluyor mu benimkiler. Gerçekleri gösteren bir yerden bakıyorum ıslak gözlerine. Sen gerçeğe bak emre. Ahh çocuk ! Tüm gücünle mi vurdun bana ? Gerçeklere böyle vurulmaz. Elini kestin emre. Kan kaybediyorsun. Yandı mı canın söyle ? canın yandıkça böyle kana bulanacak elinde olmayan hayallerin. Elinden gelen ne var sadece onu söyle. Elinde ne var üstünden kan damlayan kağıttan başka ? Kağıdı suya düşürdün emre. Hayallerin suya düştü. Bırak biraz arınsın. Sen bana bak şimdi kırık aynadan. Kaç tane sen var. Kaç parçaya ayırdın bizi. Hangisi sensin bunların. &lt;strong&gt;Emre&lt;/strong&gt; kim ? &lt;strong&gt;Efe&lt;/strong&gt; kim ? &lt;strong&gt;Toprak&lt;/strong&gt; kim ? bir gün &lt;strong&gt;toprak&lt;/strong&gt; olacağım diye yaşanmaz emre. Bir askerin disiplini ile yaşamalısın hayatı. Sana askerlik hayatında başarılar dilemediler mi ? Emre dışarı çık. Çıkar sorumlusu olduğun 6 sorumsuz askeri dışarı. Göster onlara komutanın yokken gerçek komutanın kimin olduğunu. İlk geldiğin haftayı hatırla acemi birliğini tamamlayıp bu şubeye gelmiştin :&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;‘bugünden itibaren, sizinle birlikte 4 ayım bu şubede geçecek. Sizden istediğim en önemli şey verilen emri eksiksiz yerine getirin ve sorgulamayın. Emre itaat etmesini bilin. Sakın ola ki ağzınızdan -niye- diye bir kelime duymayayım. Geçmişteki ‘ ben size ölmeyi emrediyorum’ da bir emirdir şimdiki yerleri süpürün de bir emirdir. Emirler tereddütsüz yerine getirilsin diye ağızdan çıkar. Verdiğim emirlerde eşitlik aramayın. Ben çok çalıştım o çok dinlendi demeyin. Askerliğin vatan borcu olduğunu unutmayın adam gibi borcunuzu ödeyin. Yok kafanız basmıyor oyun olarak görüyorsanız canınız yanınca kuralları hatırlatırım ben size. Siz sadece verilen emri yapacaksınız fazlasını değil. Yolun ortasındaki 3 taştan birini kaldırın kenara koyun dersem, sadece birini alacaksınız ikisini değil üçünü hiç değil, sadece birini. Devletin size vereceği eşitlik : aynı yemek, aynı su, aynı yatak, aynı yorgan. Bunu dışında özel hayatınız beni ilgilendirmez. Bu orduyu ayakta tutan disiplindir. Disiplini bozan cezasını çeker. Askerlikten taviz verilmeyeceğini unutmayın. Pazarları traş olmamak diye bir şey yok. Botlar boyalı ve sıkı bağlı olacak her daim. Hangi milletin askeri olduğunuzu unutmayın. Kamuflajınız temiz olacak. Cep kapakları düzgün duracak. Palaskanız belinizde tam oturacak. Keplerin ucu kaş hizasında olacak. Çarşı izinlerinizde liseli kızlara laf atmayın. Bunun sebebi bu ilçenin küçük bir yer olması değil elbette. Dışarıdaki insanların törenlerde size ne gözle baktığını unutmayın. İstanbuldan törenle geliboluya uğurlanan askere de aynı halk bakıyordu. Her ne kadar sizinki gibi kaliteli ve düzgün kıyafetleri olmasa da onların çok kuvvetli disiplinleri vardı düşmanın cephede göreceği. Bugün ola ki devlet sizi de bir ülkenin toprağına gönderirse oradaki yardıma muhtaç halk size türk askeri gözüyle bakacak. Onların gözünde değerinizi düşürecek işler yapmaya hakkınız olmadığı gibi buradaki halkın da gözünden düşecek işler yapamazsınız. Sivil hayat yeterince bozuluyor. Bu mikrobu kaptıysanız bile orduya bulaştırmayın. Yoruldum, üşüdüm, üşendim, acıktım, karnım ağrıyor burnum akıyor, uykum var, anamı özledim yok. Burası sadece şube bile olsa Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olması yeterlidir sizin için. Hasta olursanız doktor raporu ile istirahat edersiniz sadece. Sorusu olan adabıyla gelsin sorsun. Nöbetinizi düzgün tutun. Soğuk sıcak fark etmez hep ayakta duracaksınız. Batıda askerlik yapıyor olmanız lakayt davranmanızı gerektirmez. Doğudakilerinde askerlik yaptığını unutmayın. Şubeyle işi olan sivili içeri alın. Haricindekilerle konuşmayın. Özellikle şube önünden gelip geçen kızlarla. Duydun mu Hüseyin ? Nöbetin kutsal bir görev olduğunu unutmayın. Askerliğiniz bittikten sonra isteseniz de tutamazsınız bu vatanın nöbetini. Göreve başladığım andan itibaren aranızdaki devrecilik olayı kalkmıştır. Sizden sonra askere geldi diye mustafanın onurunu ve gururunu ezerseniz ben de sizin kafanızı ezerim. İlkerin onbaşı rütbesine pırpır dediğinizi bir daha duymayayım. Mareşale kadar ordunun her rütbesine saygı duyacaksınız. Askerlik dışında öğreteceğim bir şey yok size. Ben sizin arkadaşınız değilim askerlik harici bir şeyler sormayın. Ben konuşurken kıpırdamayın. İlker kıpırdama. Esas duruşunuzu iki şey bozar biri rahat komutu diğeri ölüm. Silahınızı şaka olarak birbirinize doğrultmayın. Es kaza bir vukuat olursa sadece vukuat olmuş olur hakkınızda şehitlik raporu tutulmaz. Herkes mıntıkasını adam gibi temizleyecek çer çöp kalmasın. Sizinle aynı koğuşta yatıp aynı masada yemek yiyeceğim. Benim üniversite sizin ilkokul mezunu olmanız sizi aşağılık kompleksine sokmasın. Her okuyan akıllı her okuyamayan salak diye bir şey yok. Gerizekalılık yaptığı işten doğacak olan besbelli hatayı önceden akıl edememektir. Ne sebeple okuyamadığınızı bilmiyorum. Beni ilgilendiren sadece benden sonra da devam edecek olan askerliğinizin benimle birlikte geçen kısmı. Söylediklerimi unutmazsanız her gün sayıp durduğunuz şafağınız daha çabuk geçer ve son gününüz doğan güneş miydi ? doğan güneşiniz daha erken doğar. Şimdi herkes işinin başına. Marş – marş.’&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre ne yapıyorsun sen karşında bir ordu yok. Sadece 6 tane sap gelmiş bir baltaya sap olamadan gidecek cahil adamlar var. Sanane liseli kızlardan, kızın mı var sanki senin. Senin kızın mı liseliler ? halkın bu askerlere baktığı gibi bu adamlar sana aynı gözle bakmıyorlar. Çekemiyorlar seni senin okumuş olman onlardan sonra gelip önce gidecek olman gözlerine batıyor. Söylediklerinden bir şey anlamaz onlar anlasalar bile yarın unuturlar. Sen bütün bunlara rağmen yine de onları seviyorsun değil mi ? böyle adamları sevmeyi sana kim öğretti ? Yağmur mu ? O kız mı ? Askerlik dışında öğretecek bir şeyim yok diyorsun farkında olmadan neler öğretmeye çalışıyorsun. Çalışma emre çelişiyorsun. Gündüz gerçeklerle gece hayallerle yaşayamazsın. Bu dengeyi kuramazsın geceler ağır basar sonra. Anlamıyor musun onların kaderi bu değiştiremezsin. Düzen bu emre. İlla ki bir gün orduya da bulaşacak. Sonra böyle gelmiş böyle gidecek olacak. Seni anlamayan adamların içinde yalnızlık çekeceksin. Yağmurun hayali kurtaramaz seni yalnızlıktan. Tamam emir ver komut ver sola dön de ama yanlışlıkla sağa dönen mustafaya gül. Diğer askerler sana bakıyorlar sen gülersen onlar da gülecek. Böylece sağını solunu bilmeyen aptal Mustafa bilmemenin bedelini ödeyecek. Gülsene emre ne bu surat. Onlara bakınca kendini mi görüyorsun yoksa ? senin de onlar kadar başka konularda cahil olabileceğini mi düşünüyorsun ? ince düşünmeyi kimden öğrendin Yağmurdan mı ?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 2&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yalnız mısın emre ? Koş o zaman emre telefon sana. Arayan sekiz yıllık istanbuldan dostun. Emre koş yalnız kalma. Alo de bak. Anlatacakları var sana sıkılmayasın diye. Bu haftasonunu hangi fotomodelle geçirmiş. Hani demişti ya sırtıma kaplan dövmesi yaptırdım diye. Sen bilmezsin emre sırtındaki tırnak izlerini kastediyor. Senin de böyle izlerin var mı ? Senin de böyle övünecek yanların yok mu ? Aa ne kadar ayıp. Söylesene emre kime saklıyorsun kendini. Biri mi bekliyor seni. Kalbinde iz bırakacak yer kalmadı çocuk. Kalbinde sakla sen gösterme kimseye. Sahi emre anlatsana hani bi kız vardı seninle masumca yatmak isteyen. Niye tersledin niye kırdın kalbini. Nerde kaldı senin inceliğin. Aldatma kendini emre hayatında aldatacağın biri bile yok. Allah’tan mı korkuyorsun. Allah’tan kork emre bi kız bu kadar sevilir mi ? kul emre köle emre bir fani bu kadar zikredilir mi ? emre koş canım hızla bozulan düzene ayak uydur geri kalıyorsun bak geri kafalı mısın emre ? hem ne demiş bir halk aşığı ‘aşk bir yarış aramızda ödül mutluluk. Hiç fark etmez sen ya da ben aldatmalıyız’ hay bin kunduz. Dilim sürçtü. Sürç-ü lisan ettim affetsene beni emre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Affetme emre sana inanmayanı affetme. Dün bir bugün iki deyip aşık olabileceğine inanmayanı affetme. Bırak inanmasınlar sana. Seni sadece arkadaş olarak görsünler inanma sen de oğlum. Ne sanıyorlarsa bırak öyle sansınlar. Film senaryosu mu bu diye soran olursa evet de. Hadi oynayalım kurtlarımızı dökelim de. Dur dalga geçme. O zaman affetmezler seni böyle aşk kaldı mı yahu diyenler. Okurken çayı soğuyan gözü yaşaran tüyleri diken diken olanlar affeder ama seninle arkadaş olarak kalmak isteyen bir kıza git dersen affetmez bir daha seni geri.&lt;br /&gt;Yaz emre parmakların kopana kadar yaz. Hem yaz hem dinle beni. Zararın kendine senin kopacaksın inceldiğin yerden. Emre ne yazıyorsun bir şizofrenin karşılık bulan aşkını mı ? Onu mu yazıyorsun. Yağmur demekten başka bir şey bilmez misin sen ? Askerlik anıların yok mu senin anlatsana. Sürekli kendini anlatıp kendinden bahsedenlerin, sus diyemeyen nazik insanlara verdiği sıkıntıyı yaşatmaktan mı korkuyorsun. Senden başka emre yok oğlum anlat kendini bana dinlerin ben seni. -Çok yemiş şişmanlamış köpeği zayıflatın yağlı yedirmeyin- emrini veren komutan ertesi gün - köpeğe bir tas hoşafı hangi salak verdi ? – demedi mi ? Yuh İlker hadi büyükşehirde yaşamışsın da köpek hoşaftan ne anlar lafını da mı hiç duymadın ? okuyup öğrenseydin keşke eşeğe altın semer vurmakla yine eşekliğinden bir şey değişmeyeceği. Anlatsana emre gece kurduğun hayallere gündüz yakalandığın anlardan bahset. Boş bir caddede yürürken, rüzgarın Yağmurun geçtiği yollar olduğunu düşünürken, kağıtsız yakalanmıştın düşüncelerine. Uçarak senin gibi hayalperestten kaçan bir gazete kağıdını kovalamadın mı ? Yakalayıp boş kenarına yazmaya başlamadın mı ? seni gören Japon turistler ne dedi ? yaz emre tüm dilleri bilirim ben. Yaz gazetenin boş kenarına : ne kadar ince düşünceli çevreci bir Türk askeri. Hem çöpleri kaldırıyor hem de yazarak kağıdın geri dönüşümünü sağlıyor. İnce düşünceli asker, ince yağan yağmurları mı düşünüyorsun. Emre yeter yazma bak gülüyor sana Japonlar. Sen de eğleniyor musun emre ?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 3&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hatırlıyor musun askere gelmeden önce bir keresinde eğlensin diye arkadaşın seni taksimdeki çınaraltı diskoya götürmüştü. Kapıdan yüzüne vuran uğultuya surat asarak girmiştin içeri. Herkes şişenin dibine vururken sen kolanı yarım bırakıp terli ve sarhoş vücutlara çarpa çarpa, boynuna davidoff sıkıp diskoya gelmiş aptal kızın yanından geçip kapıdan çıkmıştın. Peşinden gelen arkadaşına ‘abi sevemedim burayı’ dedin. ‘eğlenmesini bilmeyen emre zehir ettin lan hayatı kendine yeter be oğlum’ lafını dinle şimdi kapının önünde. Emre karşıya bak iki kapı var. Biri siyah biri beyaz. Hangisinden gireceksin ? öğretirim ben sana korkma. Uy sen bana. Arkadaşına uy. Alışkanlıklarınızda farklılık gösterseniz bile can ciğer kuzu sarması arkadaşına uy. Yağmur’a kendisini sevdiğini söylediğin gece, o da sana ‘iyi geceler çok yorgunum hoşça kal’ dediğinde, sevdiğine inanmadığında gecenin birinde arabaya atlayıp gelmedi mi arkadaşın. Teselli etmek için üstüne gelmedi mi sonra senin ‘unut artık başka kız mı yok dünyada çıkar şunu içinden at’ demedi mi ? ‘ anlamıyorsun çıkartamıyorum damarlarımda geziyor sanki’ dediğinde anladı mı arkadaşın seni kağıt üzerinde olmayan laflarınla. Hatırladın mı deliliğe ilk adımını attığın geceyi ? içeri gidip geri geldin. Elinde kağıt kalem mi vardı ? bir şey mi yazıp çizecektin arkadaşına ? o zaman mı başladın böyle deli gibi yazmaya ? ‘ Bak şimdi nasıl çıkartıp atıyorum içimden deyip, o bıçağı sol kolunun damarına bastırıp, keskinliğini teninden kaydıracağın esnada, başka bir yere bakmakta olan arkadaşın, elindekinin kalem olmadığını görüp üstüne atlamadı mı ? Sandalyeden kaldırıma bıçak bi yana siz bi yana savrulmadınız mı beraber ? ucuz mu kurtarmıştı seni ? Sana bir tokat attığında ‘ kendine gel manyak herif ’ dediğinde sen mi kendine geldin ? yoksa o mu kendinden geçti. Yaz ucuz kurtulan emre, ne kadar pahalı bir aşka sattın benliğini kaybettin kendini akacak kan damarda durmaz anlayamadın bunu !&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 4&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Emre noldu bize böyle ? zavallı mı olduk ? acınmanın acısını yaşayarak ! yazsana emre Mustafalara güldüğün yılları mı çok özledin yoksa liseli kızlara laf attığın yılları mı ? gelecek yıllar daha neler getirecek, şimdilik bozuk düzene girme önce kendinden başla bencilliği öğren biraz emre. Tanıyamadan evlendiğin birinin hazırladığı akşam yemeğini kimle baş başa yiyeceksin ? Söyleme emre yaz ! aynı masada yüzüne baktığın kadının yüzünde kimin yüzünü göreceksin ? buz gibi yemekle oynarken elindeki kaşığı masada bırakıp, gecenin karanlığında boş sokaklarda, yalnız ve gölgesiz yürüyerek ‘ yaşadığım bu hayat bana mı ait’ diyeceksin. Hala seviyorum mu diyorsun. Aylar geçti emre. Kaç mevsim tükettin. Bir kere yaşayacağın ömrü bin kez mahvettin. Emre yüzüme bak hala seviyor musun ? kaçırma gözlerini aynadan. Yüz çevirerek erkekliğin gururunu gösterme bana ! emre cevap ver susma. Evet dediysen duyamadım sustuğunda. Sen neye inandın. Filmlerde mi gördün küçükken böyle yaşamayı. Kim kandırdı çocuk seni ? Yaz emre yaz. Senaryosunu yaz bu aşkın. Film çeker para kazanırız. Olmadı kitap basarız gazetelere çıkarız – çektiği aşk acısından kazandığı parayı çınaraltında çıtırlarla yerken görüntülendi -&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 5&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emre bak çarşıdasın izmirde işin varmış. Kalabalıklar içinde yalnız geceden kalma hayallerinle yürüyormuşsun. Emre dur kırmızı ışık yandı. Yavaş gitsene kardeşim sen de şehir içindesin be ! emre saat 11 yönünden bir çift aşık geliyor. Dur niye mutluluklar diledin ? halbuki kafanı saat 2 yönüne çevirip dişlerin gıcırdatman gerekirdi. Emre bak bir çift beyaz güvercin süzülüyor havada, birisi ağlıyor hayallerinde duyabiliyor musun ? güneş batmakta izmirde sen dar kalabalık caddelerde. Kaldır başını emre, bak iki yıldız peşpeşe kayıyor birinin gözü yaşlı emre görebiliyor musun ? yağmur olsaydı göremezdin yıldızların güzelliğini yoksa onun güzelliğinden başka bir güzellik mi görmezdin. Yıldızların hepsi çift emre sen tek misin ? ben varım yanında. Yalnız mısın emre yaz o zaman. İmpala’dan rica et aşkına bir taç taksın. O kısa saçlı çocuk anlar seni. Ona da bulaştır acını. Acı lazım güzel yazabilmek için. İmpala yağmurun sevdiği yazıları yazan impala. Bir gülü dererken içine çekmek gibi okunan impala.&lt;br /&gt;Hem yürü hem dinle beni. Emre sakın durup dinlenme. Sen niye yağmur koydun bu kızın adını ? hiç mi aklına gelmedi seni habersiz yakalayıp ıslatacağı. Emre dur nereye gidiyorsun. Tamam şubenin işlerini hallettin de komutanın siparişini unuttun. Unutman gereken şeyleri unutabilseydin keşke. Gel konakta kemeraltı çarşısında ali galip pastanesini bulmamız gerek. Kedi dili alacağız. Şu köşede boş boş durmanın rahatlığı ile yaşayan adama sor bakalım neredeymiş ali galip :&lt;br /&gt;- 3 sokak ilerde, yağmur gelinlik evini geçince tekrar sold…&lt;br /&gt;Emre dur koyverme hemen kendini. Tesadüf işte. Dinlesene adamı nereye gidiyorsun ? gerçekten boş boş duruyordu orda. Onun işi o. Boş konuşan adamın sözlerine ne bakıyorsun ki ? sadece tesadüf her sözü alma kendi üstüne. Olmayan anlamlar çıkarma içi boş laflardan. Emre bak kızlarağası çarşısına giren dar sokakta iki kız karşı karşıya duruyor. Onlara soralım bir de. Soldaki kıza sakın sorma emre, sağdaki elinde cep telefonu ile oynayan kıza sor. O biliyor adresi soldaki bilmiyor. Hay aksi kızın telefonu çaldı. Emre dur bekle soldakine sorma yanlış numara kız kapadı bile telefonu çabuk sağdakine .. ah geç kaldın emre&lt;br /&gt;- valla ben tam olarak bilemiyorum. Arkadaşıma sorayım bi : yağmur baksana biraz ali galip ne tarafta ?&lt;br /&gt;bu da tesadüf emre. Valla tesadüf billa tesadüf. Hangi aptal aradıysa yanlış numarayı keşke aramasaydı kelebek etkisi işte. Aramasaydı hiç duyamayacaktın kızın adını. Böyle düşün. Yok, o köşede boş boş duran adamın aradığını sanmıyorum. nerden bilsin kızın yanlış numarasını. Tamam emre kim olduğunu ve nerde olduğunu hatırlamaya artık. insanlara çarpa çarpa gidiyorsun. ‘ pardon teyze’ ‘amca afedersin’ bak özür diledim senin yerine sertçe özür bekleyen bakışlardan. Sen önüne bak emre. Bak 3 kasetçi karşılıklı dükkan açmışlar. Kimbilir para kazanmak için nasıl rekabet ediyorlardır. Emre bak bir çocuk sana gülümsedi. Hay lanet olası nerden çıktı şimdi bu şarkılar. Emre kulaklarını kapa emre aydın çalıyorlar geceleri dinlediğin şarkılar. ‘gülüşlerim vardı benim ben kimim ben nerdeyim’ emre duyabiliyor musun beni ses çok yüksek kapa kulaklarını hadi. bunlar da tesadüf emre ‘ yine sen bırak beni unut gittiğin bir yerde kim kaldı ki çok büyüdüm sayende’ emre durma yürü. Kapatsanıza kardeşim siz de üçünüzde aynı şarkıcıyı çalarak rekabet edemessiniz. Farklı tarzlar yeni sesler deneyin. Emre sık dişini geliyor ‘ dayan yalnızlığım’ emre sussana artık sana demedim emre şarkıcı olan emreye dedim. Tesadüf emre ‘ tesadüfen’ bak şarkıcı da katılıyor bana bu konuda. Emre yeter kaldır başını yirmi metre kadar geçtin pastaneyi. Bir gün gerçekleri öğreneceksin emre. Gerçeklerle yaşamayı. O zaman duysan bile inanmayacaksın bu tesadüflere.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 6&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Emre mutfağa gel. Saat 7. haberler başlıyor unuttun mu ? nerden bilsin ki yarım saat önce saatini gömdü ceviz ağacının dibine zamansız yağan bir yağmurda. Zamana hapsolmamayı da mı yağmur öğretti sana ? ne çok biliyormuş bu kız. Ah sırılsıklam ıslak, yağmura aşık delikanlı, ceviz ağacının kuru dallarına serip sabah güneşinde kurutmak lazım seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dur tombul minik Mustafa, değiştirme kanalı sanane canerden tülinden. Aç haberleri çabuk.emrenin meşgul olması gerek. Boş bırakmaya gelmiyor.artık gündüzleri bile hayallere dalıyor. A bak Ecevit ölmüş. Gel ayşe gel tatilden gel. Cenaze merasimi var siyahlar giy de gel. Önsaflarda yer tut ayşe. Yeni bir gündem maddesi oluştur memlekette. Ayakta kaldıysan ülke gündemine otur oyala milleti. Emreyi unutma ama. Mustafa ile bir olup oyalayın emreyi. Yaz Mustafa meleke sen de yaz emre de yazsın.soldan sağa iki : iyi huy , meleke. Hangi melekten öğrendiyse. Emre bak Mustafa sana çay getirdi. Mustafa iki ay geçti hala öğrenemedin emre çay içmez, sevmez. Ama senin elinden zehir olsa içer. Yeter ki insanlara bir şeyler ikram etmesini öğren eline sağlık demesini öğren. Bak çavuşun emreden başka kimse yapmaz sana bu inceliği. Elinde patlatırlar valla bir bardak çayı. Emre sana da böyle incelikler yaptılar mı ? yağmur bilir mesela emrenin çay sevmediğini. Hep bir bardak su içerdin işyerine gittiğinde. Hatırlar mısın emre .. bir ilimiz adana. Tühh Mustafa naptın sen ? Mustafa kaç emrenin kutsal mabedine girdin namahremini çiğnedin ezecek şimdi kafanı. Koş Mustafa şiş yandı kebap yandı adanaya kadar yolun var şimdi kaç çabuk. Ananın kucağına kaç yoksa dünyanın kaç bucak olduğunu göreceksin. Bırak bulmacayı adanayı bile unutacaksın. Kaç emre yakacak seni. Senin yüzünden yeryüzünde ne kadar senin gibi Mustafa varsa yanacak. Hepsini toplasan yağmurun bir kirpiğini görmeye nasibi olmayan Mustafalar cayır cayır yanacak emrenin öfkesinde. Öteki dünyada bile göremeyecekler bir damla yağmuru, orda da yanmaya devam edecekler. Ah Mustafa emre Yağmur’u düşünüyordu bunu bilemedin. Zaten memleketin olmasa adanayı da bilemezdin. Aferin bulmaca çözmeyi öğrendin. ( Mustafa sana kaç demiştim angut niye kaçmadın ) şimdi gazetenin diğer sayfalarına bakalım Mustafa, sakinleşmeye çalışan emreyle beraber. Sen de bak badem gözlü Mustafa. Bu ülkede badem gözlü olabilmek için gözlerini kapaman gerek hayata. Yoksa kimse anlayamaz yaşadığın hayattaki değerini. Bön bön bakma Mustafa. Emre gibi bakabilmen gerek. Emre de hep yağmur gibi bakar. Onun gibi görür. Onun gibi düşünür. Gözleri yağmurdur emrenin. Gözlerine değil Mustafa habere bak. AB üyeleri ve kenarda onlardan ayrı duran tek başına bir Ecevit fotoğrafı. Ne yazmış medya altına. ‘ karaoğlan doğru bildiği yollarda bile yürürken hep yalnızlık çekti ’ o zamanlar karaçocuk Mustafa sen tarlada top mu oynar yoksa gazeteleri tandırda mı yakardın bilemiyorum ama hatırladığım kadarıyla Ecevit başbakan iken aynı fotoğrafa ‘ işte türkiyenin AB yolundaki vahim hali’ yazmışlardı. Mustafa gördün mü iki yüzlü insanları. eceviti zamanında kimler yalnız bırakmış anladın mı Mustafa ? bu adamlar yazarmış Mustafa. Yok arama öteki sayfalarda seni yazmazlar. Seni emreden başka kimse yazmaz. Ne zaman ki devrin başbakanı ‘ lan çiftçi Mustafa anana selam söyle’ der o zaman alırlar selamını bu yazarlar çiftçi Mustafa. Mustafa gibi yaşarsan Mustafa gibi insanlar yönetir seni. Sen burada mektup yazamazsan anana, bu adamlar o zaman yazarlar ananı sütunlarda.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 7&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gel Mustafa bitmedi daha. Kaçma otur yanına emrenin. Kaçacak yerin yok dünyada. Bir ilimiz adana derken düşünecektin, bir ilimiz adana mı diye ? düşüncesiz Mustafa. Hiç düşündün mü dünyadaki yerini. Bir kucak yerin var Mustafa dünyada ananın kucağı kadar. Meraksız Mustafa. Bak bu yemekten başka bir şey bilmediğin masanın üstüne serilen dünya haritası. Günde 24 öğün dünyayı yiyip aç kalan adamları duydun mu ? gördün mü Mustafa dünya yemek masası kadar küçük, senin hayallerinde kafan kadar küçük mü Mustafa ? bak Mustafa burası Fransa. 1789da tam emrenin işaret parmağı üstünde bir ışık yandı. Duydun mu E.T. kafalı Mustafa. Fransa sokaklarında millet elinde gaz lambasıyla liberté egalité fraternité diye bağırıp ( özgürlük eşitlik kardeşlik Fransız Mustafa ) piyer liderliğinde yürüyerek dar sokaklı Paris köyünü aydınlatmaya çalışırlarken millet hak hukuk diyip bastille hapishanesini basmak üzereyken kraliçe Mustafa marie antoinette 100 yılın pasta tarifleri kitabını yazarken, kalabalığın ardından avanak avanak havaya bakarak gelen sakar Mustafa dé angut elindeki gaz lambasına rağmen önünü görememiş ve tökezip bir samanlığa düşmüş. Bir rivayete göre de Mustafa dé angut bunu kasten yapmış samanlık yanarsa daha çok aydınlarınız hem ısınırız hem de samanın kilosuna zam gelir ekonomik yönden kalkınırız diye düşünmüş. Her neyse Mustafa dé angut büyüyen alevleri söndürmek yerine öteki köye kaçarken alev, piyer ve arkadaşlarını yutmuş. Çok az aydın kurtulabilmiş. Paris banliyölerinde yaşayan öteki vurdumduymaz Mustafalar da madem ekmek yok krem şantili bir pasta yapalım da bu eşsiz aklı bize veren kraliçemiz Mustafa marie antoinette’a şükranlarımızı sunalım demişler. tamam mı Kaçan mustafa. Netekim Mustafa, yangından önce saraya varan birkaç aydın, kraliçe Mustafa marie antoinette u yakalayıp giyotine diklemesine koymuşlar.mumlarını üfleyip kurdelayı kesmişler.ilk seferde başaramadılar ama çünkü kraliçe Mustafa marie antoinette çok kalın kafalıydı. Eletrikli testere olmadığı için ikincide kesebildiler. Mustafa dé angut ise her gittiği köye ışık götüreyim derken saman alerjisi olduğundan mütevellid yine tökezdi samanlıkların önünde ve tutuşturdu köyleri. Şu sigaranı yağmur ormanlarının üstünden çek yakacaksın odun kafalı Mustafa. Evet orası. O tırnaklarınla da dokunma bi daha yağmurun temizliğine. Kes yoksa parmaklarını keser emre. Nerde kalmıştık unutkan Mustafa ? işte tüm dünya yanlış ışıkla aydınlanıyordu. Alevler her yeri sardı. Ne hikmetse şanslı Mustafa de angutlar da hep kurtuldu. Şans eseri ülke yönetimine kadar ulaştılar. Tüm dünya milletleri ırkçılık ve milliyetçiliği birbirine karıştırdı. Dedim ya yönetimde Mustafalar vardı diye. Mustafa kafalı koyunlar kör çoban mustafanın ardından uçuruma yuvarlandılar. Dinliyor musun lan sadece spor sayfasını okuyan Mustafa ? vücudunun her kıvrımı yuvarlak olan Mustafa ! dilin ne senin Mustafa ? dinle o zaman. çocuklar kardeşçe futbola benzer bir oyun oynuyorlardı doğu Avrupa liglerinde. Birileri oyunları bozdu. Kurallarına göre oynayın dediler. Futbolu dünyaya biz öğreteceğiz dediler. Sen-sen-sen. Yunan Bulgar sırp ermeni ve arap forvetler : bu oyunda azınlıksınız dediler. Bu takım bu kadar yabancı oyuncuyla dünyada top koşturamaz dediler. Herkes kendi köyüne ait sahada oynayacak pasif ofsayttan doğan endirek serbest vuruşu biz yapacağız sizin henüz top vurmaya gücünüz yok dediler.&lt;br /&gt;Mustafa keçilerini mi özledin emre anlatırken. Dünyada ne keçiler var Mustafa. Takvime bakıp durma yoksa bitmez askerliğin.şimdi tarihler 1914 ağustosunu gösteriyor. İki keçi Mustafa mostar köprüsünde karşı karşıya gelirler. Bir inat yüzünden kimlerin geleceğinin öleceğini bilemezler.keçi işte adı üstünde Mustafa.o esnada köprüden geçmek isteyen avusturya-macaristan imparatorluğu veliaht prensi, keçilerden yol ister. Keçiler laftan anlar mı Mustafa ? prens kışt der. Bunu duyan keçilerin sahibi eli pankartlı sırp Mustafa üstünde ‘ Jr.Mustafa dé angut başkan,sırbistanspor şampiyon’ levhasının sapını prense saplar. Köprüye dökülen kan milyonların kanıdır. Hitler Mustafa, musolini Mustafa, Stalin Mustafa .. minyonların sevgilisi minyon mustafa !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 8&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kanal değiştir Mustafa. Gelelim Türkiye liglerine. Oynat Mustafa. Diyarbakırspor sokaklarında altyapıdan yetişen çocuklar sokakta top oynuyorlar. Anne Mustafalar televizyonda kadın Mustafaların sesini dinlerken. Baba Mustafalar okeyden dönerek taş çalarken, birileri onların yerine çocukları yetiştiriyor. İki kardeş vardı mahallede. Birinin adı Bekir birinin adı Mehmet. Gazozuna maçların vazgeçilmez forvet ikilisi. Onların kendilerine has gol sevinci vardı. Bekir mehmetten aldığı her pası gole çevirir Mehmet koşar bekirin alnından öperdi.dün gece Bekir Mehmetçiği alnından vurdu cudi dağında. Noldu lan Mustafa kafan mı şişti ? senin alnına vuran olmadı daha.&lt;br /&gt;Eyvah ki ne eyvah Mustafa ! o botlar ne lan ? niye asker gibi bağlamadın. İpler ayaklarında dolanıyor. Bu halde nöbete gideceksin değil mi birazdan ? emre ilk günden demedi mi botlar adam gibi bağlanacak diye ? bir çift botu bağlamaya mı üşendin botsuz ataları geliboluda ölen Mustafa ? Mustafa senin anan bacın var mı ? o botları bağlamadın ya emre şimdi senin geleceğinden geçmişinden başlayacak doğmamış kız çocuğundan çıkacak. O çamurlu ayaklarınla girdin ya ikinci kez kutsal mabedine, aynı hatayı ikinci kez yaptın ya üçüncü kez de yapacaksın ya Mustafa ! Japon kafalı Japon askeri misin lan sen Mustafa ? kafanı kıracak Mustafa şimdi emre ! keşke botlarımı bağlasaydım bile diyemeyeceksin keşke bot bağlarımdan beni taksimde sallandırsalardı diyeceksin. Demek üşendin ha Mustafa ? baban senin fotoğrafına bakıp çakı gibi asker mi diyor ? yoksa botların gözükmüyor mu resimde ? neren çakı oğlum senin ? dur emre şakayla da olsa vurma kafasına. Çivi bile değil o iş görmez. Öde Mustafa üşenmenin bedelini öde şimdi. Kaçamazsın da bu sefer bağları dolaşık botlarınla.Bu düzensiz halinle parçası olduğun bozuk düzenin getireceği yılları öğren. Madem geçmişten bir şey anlamadın alnındaki yazıyı okusun emre suratına. Sen okuyamazsın bakma aynaya. Okusaydın şimdiye kadar çoktan okurdun. Öğren Mustafa her şeyi öğren. Bot bağlamaya üşendin öğrenmeye de üşenme. O yediğin domates sadece senin tarlanda yetişmiyor bu ülkede. 100 yıldır kardeş kanıyla suladılar topraklarınızı. Senin gibi Ortadoğulu Mustafalar da üşendiler kendi köylerinden çıkıp dünyayı tanımaya geri dönüp gördüklerini kalan Mustafalara anlatmaya. Onlar da caner Tülin izliyorlardı onlar da cenaze namazındaki ayşeyi tartışıyorlardı. Hiçbir şeyden haberi olmadıkları için habersizce yakalandılar. Kendilerini yöneten diktatörün ne haltlar karıştırdığını kimlerle pazarlık yaptığını öğrenmeye alaşağı etmeye üşendiler. Onların yapamadığını okyanus aşıp gelmeye üşenmeyenler yaptı. Ellerini açıp gökte sandıkları Allah a dua ederlerken üzerinde - sevgilerle – yazan bir bomba düştü köylerine. Zamanında bot bağlamaya üşenmişlerdi çünkü. Evlerini bırakıp senin evine geldiler şimdi Ortadoğulu Mustafa. Açma kapıyı Mustafa misafir değil gelen. Televizyonu kapasaydın zamanında duyardın düşmanın ayak seslerini. Sen bu köyü yönetemiyorsun muhtar Mustafa. Azınlıklar eziliyor biz senin köyüne özgürlük ve demokrasi getirdik derler. Çıkar somyanın altındaki kimyasalları çabuk derler. Koşar bakarsın Mustafa somyanın altında kimyasal silah yok dersin. Hiç sığar mı oraya kimyasal silah Mustafa ? git çabuk televizyonun üstüne bak ! gitmişken kapa televizyonu caner Tülin sırası değil şimdi kapıda bekletme adamları. Gördün mü Mustafa sen hiç televizyonda kimyasal silah ? göremedin mi ? yok mu çeyiz sandığında ? nasıl göremezsin iyi bak Mustafa adamlar uydudan gördü de geldi o kadar yolu üşenmeden ! 30 yıl önce eski muhtarı devirip tarımsal ilaç almadın mı bu adamlardan ? sana alma dedik muhtar Mustafa. İnanma dedik. O piyonu yeme vezirin gidecek elin kolun bağlanacak dedik ! bu adamlar kapıdan kapıya pazarlamacı değil uluslar arası bush Mustafa ticaretin dolandırıcıları dedik. Kapıdaki dost değil kapıdaki düşman dedik. Onlar bizi kollamıyor Mustafa onlar zaman kolluyor dedik. Bizim bu ilaçlara ihtiyacımız yok dedik. Sattıkları zehir kolundaki kelepçenin bahanesi olacak dedik.30 yıl sonrasını göremedim Mustafa. Şimdi eğ başını bak kollarında ne var ? seni kollayan dostlarının kelepçesi ! kelepçeye bak Mustafa hatırlayamadın mı bir yerleri ? çağrışmadı mı küçük kafanda ? tarımsal ilaçlama adı altında gittin köyün kuzeyindeki çiçekleri kelebekleri katlettin. şimdi elini kolunu bağlayan kelepçe değil Mustafa : Halepçe. Zehirlediğin tüm çiçeklerin genetiğini değişti. Kin kusuyorlar sana. Dikenleri var artık onların. Zehiri içip zehirli sarmaşık oldular. Üremeleri için rüzgar bile yetiyor. Hızla çoğalıyorlar. Toprak yetmiyor onlara. Kendi kuzeylerindeki köye dolanacaklar budayan olmazsa. Sen bir bot bağlamanın hesabını yaptın adamlar otuz yıl önceden nelerin hesabını yaptı ! anlayabildin mi hesapsız kitapsız Mustafa ! ilim öğrenmek için çine gitmek gerektiğini okumadın. Hadi çine gitmeye üşendin de gazetelerde televizyonlarda ayağına kadar gelen çine bakmaya mı üşendin ah bi görseydin. dünya ekonomisini yutmak için hammaddeye aç, doymak için güç kazanıp tekrar yutabilmesi için, ağzını kocaman açmış şimdilik sesi kısık bir dev ile karşılaşacaktın. amerikanın ırak'a fırlattığı füzelerle hem zayıf cüceleri, ordan havaya fırlattağı hampetrol fiyatlarıyla, kendisini bile yutacak bir devin aç karnına vurduğunu görürdün okumadığın için bilemediğin o kadar çok şey var ki. okumadığın için hakkın olan şeyleri bile öğrenemedin.&lt;br /&gt;kaç bakalım şimdi bozuk düzenin bize de getireceği yılları düşün kaçarken. Yok mısırcı mustafaya saklanma. Almaz seni evine bir yardım da bekleme. Komşun seni yeterince tanımıyor Türk Mustafa ! komşunla aynı camiye gidip aynı Allah a inanıyor olmanız yetmiyor artık sözde Müslüman Mustafa. Şimdi ellerini açıp rahmet diliyorsun ama azap yüklü gemiler geliyor uzaklardan. Şimdi sıra senin köyünde. Şimdi senin köyün için iftar vaktinde kan ve barutun tadına bakma vaktidir kendin gibi bir minarenin altında harabe Mustafa. Anlamını bilmeden okuduğun sureler dualar kurtarabilir mi seni ? hiç mi merak etmedin 1 günde defalarca okuduğun iyya kena'büdü ve iyya kenestain ne demek ? söylesene bot bağlamaya üşenen Mustafa şimdi kime kulluk edip kimden medet umacaksın ? bu gelen adamlardan mı ? yoksa mısırcı komşundan mı ? Türkçe konuşuyorum Mustafa anlamıyor musun ? senin dilin işte ! türkçesini söyledim. Komşun yok artık gelmiyor camiye. Evinin önünden geçerken hiç mi merak etmedin bu adam niye gelmedi camiye bu adamın ışığı niye yanar bu saatte ? hasta mıdır sağ mıdır ? adamı üşüttün Mustafa camiden soğuttun soğan sarımsak yiyip pis kokulu halde Allah ın evine girdiğin dünlerde. Temizlik imandandır camiye imansız girdin Mustafa. Komşun sana gelmiyorsa sen ona gitseydin. Kapının karşısındaki kapı mı daha uzak yoksa gelen düşmanın kapısı mı ? bir araya gelmeniz için camilerden başka mekanlar yok muydu ? kahvede renkli okeyde çifte gidip okey vurunca kaç sayı düştüğünü, ıstakanda yan yana kaç tane 1 olması gerektiğini öğrenene kadar üşenmeseydin de oğlunun karnesinde altalta kaç tane siyah 1 var bu lekeyi öğrenseydin. Kendin gibi cahil nesiller yetiştirdin Mustafa. Gelecek nesillere kıydın. Bir kez oğlunun ödevlerine baktın mı hiç ? seninle aynı anlamı taşımayan Mustafa kemal kimdir ölmeyi emreden asker bu emri verirken üşenmiş midir ? rütbesi nedir ? yok Mustafa yok bu kez yukardan aşağı 4 rütbesiz asker er değil. Üşenmeden kurtardığı ülkeyi botları sıkı bağlı düşman askeri çiğniyor şimdi ! sana öğren dedik zamanında öğrenmedin botlarının nasıl bağlanacağını. Şimdi yerini öğrendiler Mustafa. Bastılar köyünü. Taşını toprağını özlediğin köyünde taş taş üstünde kalmadı, sen de bir musalla taşının üstünde veya bir yazılı taşın altında bile kalamadın.kitle imha silahları var parçalarlar seni. Hasat zamanı ceset toplarsınız tarlalardan. O zaman ananı mı özlersin babanı mı bilemiyorum. Bak adamlar üşeniyor mu. Küçük oğlunun düğününe gelebilmek için milyar dolarlar harcadılar. Onlar hep beklediler Mustafa. Bu ülkede Mustafaların çoğalmasını beklediler. Halkın içinde caner – Tülin izleyen annelerin oğullarını askere göndereceği günü beklediler. Geliboluyu bilmeyen adamlara emanet edilecek vatanı beklediler. Tüm türk askerinin botlarını bağlamaya üşendiği günü beklediler. Bir neferin 270 kiloluk top mermisini kaldıramayacak kadar güçsüz düşeceği günü beklediler. Önceden yemişlerdi çünkü böyle bir mermi. Hiç üşenmeden vazgeçmeden beklediler. Kollarına Halepçe takıp astıkları muhtar mustafadan sonra seni kollarlar sanmıştın ama yanıldığınla kaldın. Onlar yine zaman kolladılar. Şimdi saç dolarları havaya aşiret ağası Mustafa. Havaya bak havaya. Akdeniz açıklarından havalanan düşman uçakları tepenizden geçerken, yerde iki düşman askeri ellerini bağlamaya üşenmedikleri kızının ırzına geçiyorlar. Dizlerinin bağı çözülsün Mustafa. Bacısından bi haber büyük oğlun cephede bot bağcıklarına dolanıp düşerken bir yandan da vatan düşüyor. O elindeki kürekle kurtaramazsın kızını biçare Mustafa. O devir geçti Mustafa. Herkesin devri teknoloji ile geçerken sizin devriniz o gözünün önündeki sahneyle geçti. Öz bacılarınızın ırzına geçtiniz ağlama Mustafa şimdi sıra düşmanda. İtiraf et hadi onlara barışta biz savaşta siz de ! müşterek yaşadığınız özgür hayatın kıymetini bilemediniz. Cahilinden okumuşuna kadar enerjinizi köyünüzü kalkındırmaya değil didişmeye harcadınız. Hangi pilin üstünde sizin adınız yazıyor. Köyünüzün enerjisi bitti.yeni enerji kaynakları bulamadığınız gibi var olanı da yoketttiniz. Elektrik tellerine kurşun sıkıp eğlendiniz. Şimdi yiyin sıktınığınız kurşunları. Tellerini çaldınız kilosunu 5 kuruştan ciğeri 5 para etmez adamlara sattınız. Devlet bize elektirik versin dediniz. Şimdi size direksiz elektriğin hasını, bizzat kendisini vermeye geliyorlar. Dünyanız aydınlanacak oranıza buranıza takılacak tellerle. Siz o halde bile yaşadığınız acıyı karanlık cahilliğinizin acısından büyük sanacaksınız. Üstünüze olmayan toprakları sahte belgeler düzenletip şerefsiz muhasebecilerle devletten daha fazla mazot parası koparmaya çalıştınız şimdi sizin kafanızı koparacaklar. başkalarından gördüğünüz cahil aklınızla devleti soydunuz şimdi soyunun bakalım Mustafalar.altın yumurtlayan tavukları kızartıp alem yaptınız. Bir türlü köyün idaresinin kayıtsız şartsız kime ait olduğuna karar veremedi muhtarınızla ihtiyar heyetiniz. birbirinize köyün anayasasını fırlattınız. Şimdi yeni yasalar geliyor sevinin ! sapla samanı birbirine karıştırdınız olan köylünün para etmez samanına oldu. Hep arkanızda bırakılan izlerle övündünüz. O izlerin sahipleri üşenmeden suratınıza tükürürdü yaşasalardı. Hepinize yetecek suya kan akıttınız. Kanı yerde koymadan elinizin kanı kurumadan utanmadan arlanmadan arınmadan yağmur duasına çıktınız ! yine de son bir yağmur gelmişti. Şimdi yağmurdan sonraki kurak zamanlardasınız. Atalarınız sizi temiz sudan içebilsin diye kimlerin kanını döktü siz kimlerin kanını döktünüz. Doktorları öldürdünüz devlet bize bakmıyor dediniz. Öğretmenleri öldürdünüz namussuz öğretemiyor dediniz cahil kaldık dediniz. Şimdi sevinin Mustafa hayat nasıl yaşanırmış size öğretmeye geliyorlar. Hiç değilse kızına ağlarken üşenme Mustafa. Başıboş bırakıp arkadaşlık etmeye derdini dinlemeye üşendiğin kızına ağla. Onu botlarını bağlamaya üşendiğin gün düşünecektin. Merak edip öğrenecektin. Bu kız gecenin bu saatinde nerden gelir eve. Kimlerle arkadaşlık yapar öğrenmedin. Keşke bilseydin üşengeç Mustafa. Namuslu karının bileziklerinin namussuz kızının kürtajına gittiğini anlayabilseydin. Bilseydin de vursaydın değil mi ? ölseydi de bugünlerini görmeseydin kızının. Tören batsın Mustafa. İlk sen kirlettin onun hayallerini. Niye okutmadın kızını cahil Mustafa. Yetmedi mi 5.000 dolar başlık parası. Parayı bastıran mı alırdı kızını. Şimdi kime verdin Mustafa kızını. Kaç bin dolar verdi sana bu hayvanlar ? üzülme Mustafa yine de aklın başında kaldıysa sanatından başka işlerin sanatını yapan ünlü bir ses sanatçısı olabilir kızın bir de sesinden başka yerleri güzelse kimse orospu diyemez kızına. Televizyondan izleyip imrenirler kızına hemen yanlarında kendi kızları oldukları halde.&lt;br /&gt;Mustafa sen hala o kapının önünde misin ? bekleme açmaz kapıyı dedim ya ! komşun mısır kafalı mısırcı Mustafa şimdi mısır patlatmış televizyonda reyting rekorları kıran bir dizinin gişe rekorları kıran filmini izliyor. Rahatsız etme adamı. Konusunu mu soracaktın ? sorma sensin konusu. Çırılçıplak soyulup üst üste yatırılan Mustafalar var şimdi ekranlarda. Açmadı kapıyı değil mi ? şimdi söyle bakalım Mustafa efendi caner gibi mi ağlıyorsun Tülin gibi mi ? herkes ağlıyor Mustafa senin yerine, ekranları başında mısırda bir tv kanalında. Sağır dünyaya bir film ile duyurmaya çalışıyorlar canlı bomba Mustafaların patlamaları ile üşengeç Mustafaların kısık sesle çıkan imdat çığlıklarını. Yok Mustafa mısırlı aktör seni değil kendi (mısır kafalı başı püsküllü belada olan) halkının onurunu kurtarmaya çalışıyor filmde, cansız bedenini mısırlı bir figüran canlandırıyor Mustafa. Mustafa ruhun şad olsun. Sıra ekranları başındaki mısır halkında. Evlerinde patlattıkları mısır seslerinden rahatsız oluyor hep o birileri.&lt;br /&gt;Masum ama senin gibi üşengeç vurdumduymaz mısır halkı terörist ilan edilecek kurtlar sofrasında, sonra yiyecek bir mısır tanesi bile bulamayacaklar.&lt;br /&gt;Şimdi anladın mı emreyi Mustafa ? tüm meselenin sadece bir bot bağlamak olmadığında. Anladıysan fermuarını da kapa da açtırma yine emrenin ağzını. Sonra bir an önce değiştir bu kafayı Mustafa !&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;paraf – 9&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Mustafa dur kanalı değil kafayı değiştirecektin. Emre çok ağır konuştun Mustafa anlamadığı halde alır bunun intikamını senden. ‘Yağmura tutulacaksınız’ bir gün sen de Mustafa gibi bunun sadece mobilya reklamı olduğunu anlayacaksın. Şimdi sana göre Mustafa seni zayıf yerinden vurdu. Noldu yine kaybettin kendini. İnsan kendini böyle kaybetmez. Az önceki kaybettiğin gibi kaybet kendini. Dur Mustafa yardımcı olsun sana. Mustafa değiştir şu reklamı. Menülerden radyoya gir. Bak emre adaşın : ‘kaybettim bugün kendimi hükümsüzdür’ emre sinirlenme uzan televizyonun yanındaki sözlüğe. Bak bakalım kaybetmek ne demek ? emre şarkı hala devam ediyor ‘ bu kez anladım’ anladın mı emre sen de kaybetmek ne demek ? ‘ vazgeçtim bugün her şeyden halsiz şu kalbim, kan revan içinde hep kanamaz denen yerlerim’ hayallerinin kanamaz olduğunu mu sandın emre. O kadar gerçekci yaşadın ki vazgeçmek hiç aklının ucundan bile geçmedi. Kapat Mustafa radyoyu. Nöbetin var yürü. Sıkı bağladın mı botlarını ? bağladı emre hem de nasıl bağladı. Nöbetten sonra botlarıyla yatacak yatakta sabaha kadar. Ah emre sen de hiç değişmeyeceksin Mustafa da. Hazır mısın Mustafa namluyu mazgala sok-şarjör çıkar-emniyeti aç- kurma kolunu çek- bırak – tetik düşür-çıt-boştur çavuşum-şarjör tak tamam emniyeti kapa Mustafa. Emniyetsiz kibrit Mustafa. Hele sen bir aşık ol da gör nasıl yanıyor o tasasız başın.saçmalama emre Mustafa aşık olsa ne yazar ? senin gibi oturup deli deli yazar mı sanıyorsun ? Mustafa alır anasının beğendiği kızı oturur köyünün yağmurlarında minik evlerinde. Aşk Mustafa için –avrat suyu ısıt- dediği andır. Bir köylü kızından ne beklersin emre ? ‘ hatırlıyor musun Mustafa bana ilk – avrat suyu ısıt – demenin üstünden tam 5 yıl geçti bugün evlilik yıldönümümüz’ mü der ? Mustafa tarlanın yorgunluğu ile uzandığı somyasından gözgöze gelip karısıyla ateşli bir tango mu yapar ? yıllar geçse bile hiç değişir mi Mustafa olacak iş mi bu ? ‘ avrat suyu ısıt bugün sallama bitki çayı aldım cildine iyi gelir hem parlaklık yapar hem de kırışıklıkları giderir’ emre değişmez bu adamlar uğraşma boşuna. İnsanları değiştiremezsin.yarının işsizleri bu çocuklar. Kendi suçlarını ya devlete ya Allah’a atarlar. Emre nankör bunlar. Yarın bize işverin derler.sonra grev yaparlar senin gibi işverenleri zor durumda bırakırlar. Söylesene emre ben vize final üniversitede kafa patlatırken sizin eliniz armut mu topluyordu desene ! emre kapkaççı olacak bu çocuklar. Gözünü oyacak kargaları besliyorsun. Kuşlara yem vermeyi kimden öğrendin emre ? ah Mustafa bunları bi okusaydın da öğrenseydin emrenin seni ne kadar sevdiğini öğrenseydin. Mustafa okusa ne olur emre. Okusa bilgisayar mühendisi olsa sanal ortamda okey oyunu için taş çalma programı geliştirir okusa makine mühendisi olsa bir at kiralar boluda gider ormana neyse .. Mustafa iyi nöbetler sana. Merminin birini kendine sakla Mustafa emre gibi olursun sonra. Yok yapmaz emre öyle şeyler. Aptal ve düşüncesiz değil senin gibi. Hayallerine daldığı bir gece yatağından fırlayıp namlusunu dayayıp çenesine basmaz tetiğe. Bak iyi dinle basamaz demiyorum basmaz diyorum. Bu acıyı yüklemez ardında kalanlara. Kendi hayatı gibi onların hayatını da zehir etmez.dedim ya emrenin zararı hep kendinedir. Es kaza yağmur duyar sonra perişan olur . yok yapmaz emre kendisine incelikler öğreten yağmura, yağmurdan sonra böyle bir şey yapmaz ihanet etmez.&lt;br /&gt;Emre ne yazıyorsun nöbet defteri yazıyorum komutanım deme bana. Yaz yaz bıkmadın mı. Yazar mısın sen işin gücün yok mu sivil hayatında ? kompozisyon sınavında kendisinden kopya çektiğin lise arkadaşın okusa bunları yine der miydi, kelimeleri değiştir hoca anlayacak mecaz yap biraz ya da eşanlam. Bak bakalım liseli genç, yeterince değişmiş mi kelimeler yeterince eşanlam mecaz var mı ? kaç aldı sınavdan emre ? o kadar yazdığı halde sene tekrarına mı kaldı ? yıllarca aynı yerde kalacaksın bu gidişle emre ! emre yatsana artık saat 2 oldu 24:00 te yatman gerekmiyor muydu senin yat saatin. Askeri ceza kanunları var bak emre. Emre tamam yattın da uyu artık saat 3 oldu. Merak etme kaldırırım ben seni 6 buçukta. Yok gözümün nuru 2 temmuzun altı buçuğunda değil koğuş kalkın altıbuçuğunda. Emre kalk uyan bu rüyadan. Onu mu gördün yine ? ne dedi bu sefer sana ? kağıda yazma bana söyle semrin olmin mi dedi ? kelimeler birbirine mi girdi emre heyecanından ? dur bu dili de biliyorum ben. Senin olamam demek. Rüyaların dili işte bu. Bir yazıyı okumaya çalışırsın okuyamazsın. Bana sor sen hepsini. Hadi örttüm üstünü, uyu artık yanındayım korkma çok yüksekten düşer gibi olsan da tutarım seni. Yok emre nerden çıkartıyorsun, çıkmaz senin rüyaların tersine ümit etme. Emre kalk sabahın dokuz buçuğu olmuş.dur açma henüz gözlerini. Uyan ama açma. Sadece hatırlamaya çalış. Duvar sağda mıydı solunda mıydı ? emre evdesin artık bak kimse sana hoş geldin istanbula dememiş. Daha gitmemişsin askere. Dün gece arkadaşın sana bir tokat atmış kendine gel diye. Emre dur nereye gidiyorsun ? kağıt kalem yastığının altında. Emre dışarıda yağmur var çıkma üşürsün. Emre ıslanıyorsun sular akıyor çenenden. Yapma nolursun indir o silahı çenenden. Şarjörü dolu bak emre onun. Mustafa nöbetten sana bakıyor emre yaptıklarına anlam vermeye çalışıyor. Açma emniyeti dokunma tetiğe .. yapma değmez .. hadi çek parmağını ordan böyle kurtulamazsın emre .. düşün emre tamam istediğin kadar düşün ama sakin düşün. Hayat bu emre bi sen misin kaybeden. Dur yapma hayıııııııııır. Tamam korkma yanındayım rüyaydı geçti işte bak. Tamam yalan söyledim tersine çıkar senin rüyaların. Emre dur nereye gidiyorsun ? kağıt kalem yastığının altında. Emre dışarıda yağmur var çıkma üşürsün. Emre ıslanıyorsun sular akıyor çenenden. Rüyalarla hüküm verilmez emre ! emre yapma nolursun bırak o ahizeyi elinden. Mustafa nöbetten sana bakıyor emre yaptıklarına anlam vermeye çalışıyor. Saat sabahın beşi. Kimi arıyorsun emre bu saatte ? onu mu ? dur çevirme numaraları. Dur yapma basma son rakama. Çek elini sekizin üstünden. Emre dur ölürsün bak aylarca sesini duymadan yaşadığın hayalin gerçek sesi öldürür seni. Unuttun mu gerçekleri, elinden akan kanı? Hadi çek parmağını o kareden. Ne söylemek istiyorsan bana söyle emre. Her şeyi söyledin bitti işte. Git dedin gitti işte. Emre daha duymak istediğin ne ? ne duymak istiyorsun emre ondan ? arkadaş mı kalmak istiyorsun ? çok mu ihtiyacın var sesine ? telefon uyarı vermeye başladı bak emre ! ne düşünüyorsun hala ? tüm geçmiş telefon konuşmalarınızı mı ? emre onun sesine başkasının ihtiyacı var artık. birlikte çok mutlular şimdi. Sevgilisi olan bi kızı sevmeye utanmıyor musun emre ? Bırak hadi ahizeyi. Yavaş emre kıracaksın sakin ol. Gel yanıma sarıl bana. Islandın hasta olacaksın. Al şunu sırtına senin kamuflajın. Seni emre yapan giysin. Tüm hayallerin içinde üstüne sinmiş. Hep yazdıkların . tamam susuyorum. Yırtıyor musun hepsini ? şimdi söylesene emre yazarken mi rahatladın yırtarken mi ? ne diyordu rüyandaki ihtiyar köylü ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah oluyor emre bak bulutlar gidiyor artık.&lt;br /&gt;uyuyabildin mi biraz ? emre gel otur yanıma. Bak açık hava güneşli cıvıl cıvıl kuşlar. 3 mavi önlüklü minik yaratık sana doğru koşuyor. Asker abi diyorlar. Kaça gidiyorsunuz bir-üç-beş mi ? ikisi kız biri erkek mi ? kim öğtetti sana emre çocuklarla konuşmayı çocuklarla çocuk olmayı benim bilmediğim bu dili kimden öğrendin ? emre cebinde kağıt mendil var bi tane.dün geceki yağmurda ıslanan onu at, altından yeni bi tane çıkar.bire giden kızın burnu akıyor silsene ! iğrençsin emre. Evet katılıyorum sana. Ne tatlılar değil mi emre ? oğlanın yakasını düzelt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Adın ne senin ?&lt;br /&gt;-Ali&lt;br /&gt;-ya senin ?&lt;br /&gt;-Gülümser&lt;br /&gt;-ne güzel gülüyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre dur o sümüklü kızın adını sorma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Benimkini sormadın asker abi&lt;br /&gt;-Gözlerine bakıyordum senin ne kadar güzel gözlerin var ismin ne ?&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Hatice&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Tamam yanıldım emre bu sefer. Herkes yanılabilir ne var yani sen yanılmaz mısın sanki hiç ? yanılma artık emre ! sana herkesi yanıltabilmeyi öğreteceğim ! yanlışlara inandın emre ! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-2822533177820865588?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/2822533177820865588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=2822533177820865588&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/2822533177820865588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/2822533177820865588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/07/yamurdan-sonra-3-blm_30.html' title='Yağmur&apos;dan Sonra ( 3. bölüm)'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm4.static.flickr.com/3219/2653880614_8ac4fa9e0c_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-3359824473241718432</id><published>2008-07-30T12:25:00.001-07:00</published><updated>2008-08-02T12:14:39.847-07:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 4. bölüm)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;DÖRDÜNCÜ BÖLÜM&lt;/strong&gt; ..... &lt;strong&gt;Bir Damla&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm3.static.flickr.com/2192/2494436687_775402e0aa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paraf - 10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Emre bugün 16 ocak 2007. son gecen burada. Gel otur son kez ceviz ağacının altındaki banka. Yarın sabah doğan güneş, senin doğan güneşin. Tüm gerçekleri gösterecek sana emre. Kısa adımlarla çıkacaksın bu kapıdan. Gel şimdi uzun uzun konuşalım yıldızların altında. Dinliyor musun emre ? ne dinliyorsun sakin bir şeyler dinle ama sözleri olmasın.yağmurdan sana kalan hatıraları dinle sonra kez. O mu vermişti bu sözsüz şarkıları sana ? can Atilla mı ? hangisi ? gülbahar mı ? istanbulda ilk gezinti mi ? yoksa hamamda ilk gözyaşları mı ?constantinopolis mi dinliyorsun ? tamam dinle. Nedir o çalan ud mu ? yanında yağmur olsa bilirdi di mi ? alırdı kulaklığın birini söylerdi sana olmayan sözlerini bile. Emre bak birazdan Mustafa gelecek yanına. Çavuşum ne dinliyorsun ferdi mi diyecek ? hamamda ilk gözyaşları deme sakın emre! Mustafa nın zekası hamamı ve gözyaşını bir araya getiremez.sonra aklına anasının kendisini leğende yıkarken, gözüne kaçan sabunlardan ağladığı günler gelir. Gözleri dolar. Constantinopolis da deme emre. Soldan sağa bir istanbulun eski adı diye sorarsa o zaman söylersin zaten yazamaz da. Bitmiş aşkların şehri İstanbul. Gözlerini kaydır şimdi yokuş aşağı emre. Karşındaki yıkık dökük artemis tapınağına bak. Çok benziyor şimdi bi zamanlar mustafanın patavatsızca girdiği kutsal mabedine. Hayat böyle yaşanmaz emre. İstanbul böyle yaşanmaz. Ayine gider gibi ayasofyanın önüne gidip matem tutamazsın yıllarca. İstanbulun istiklali var seni bekleyen. Uykulardan böyle uyanmaz insan. Hiç merak etmiyor musun tadını. Tüm yasak meyveler tadına bakılsın diye yaratıldı. Adem bu fıtrat üzerine yaratıldı emre. Tövbe etmesi için kelimeler yaratıldı ona öğretildi. Affetmek daha güzeldir cezalandırıcı için. Hakkının bile farkında olmayan insanların hakkını yemeye mi korkuyorsun ? hakkını helal edene hakkından fazlası verilecekmiş. Hakkını al hayattan emre. Yaşamasını bilmeyenlerin de yaşama hakkını da al. elma ağacı çiçek açıp daha meyve vermediğinde bile ademin o elmadan yiyeceği alnında yazılıydı. demedi mi : yeryüzünde bir halife yaratacağım diye. ademden önce kaderi yaratıldı. ademin de yeryüzüne inebilmesi için de sadece o elmadan bir ısırık alması kalmıştı geriye.şimdi bütün suç onu kandıran şeytanda mı yoksa her daim hak yemeğe müsait fıtratıyla yaratılmış insanda mı ? işinize gelmeyince cennetten çıkmanızın suçlusu ya şeytan oldu ya da ademe önayak olan havva. zaten erkeğe göre narin ve zayıf yaratılmış kadınları ezmekten başka neyi bilirsiniz ki ? ben olsam açlıktan ölmektense haram dediğin hakkı yemeği tercih ederim. çünkü içimde sadece bunun pişmanlığı olmaz ben de adem gibi, pişmanlıktan daha kuvvetli olan, içimde yeşerttiğim büyüttüğüm bağışlanma ümidinin gölgesinde af diliyor olurdum.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 11&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emre ayağa kalktı. Sesi dinledi. Nerden geldiğini anlamaya çalıştı. Daha önce kendisine söylediği sözü hatırladı&lt;br /&gt;- beni görebilmen için dokunman lazım! gerçeklere dokunmalısın emre !&lt;br /&gt;yere diz çöktü. Sağ elini havaya kaldırdı ve bir hızla toprağa indirdi. Sesin sahibini boğazından yakaladı. Ayağa kalkarak dışarı çekti. Karşısında simsiyah bir beden vardı. Gözlerinin içine baktı.&lt;br /&gt;- sen beni rüyalarımda kovalayan siyah köpek kadar korkunçsun ! şimdi beni iyi dinle !&lt;br /&gt;- sen kimsin ? emre nerde ? burası neresi ?&lt;br /&gt;- ben toprak ? o seni nasıl göremediyse, sen de burada emre'yi göremeyeceksin ! burası onun hayal dünyası ve şimdi senin sonunu yazıyor&lt;br /&gt;- vay toprak efendi ! sen gebermedin mi hastanede ?&lt;br /&gt;- dinle adi yaratık ! dinle ki tüm gerçekleri öğren. Dinle de her istediğini elde edip bir kalbi alamayan adamın çektiği acıyı anla ! dinle ki senin gerçeklerin mi daha güçlü yoksa emrenin gerçek olan hayalleri mi ! kafa karıştıran her sorunun cevabını alacaksın. Öğren bu aşkın nasıl doğduğunu, bu aşkın emrenin kaç yıl önceki kutsal gecesine dayandığını. Öğren ticaretin t sinden anlamayan bir memur babanın, işadamı olan oğlunun hayallerine nasıl hükmettiğini öğren ! asker gibi yaşa dediğin askerin, hayatı boyunca unutamayacağı yemin törenini dinle !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toprak bu leşten bedenin etrafında dolanarak anlatmaya başlar :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 temmuzdan sonra yağmurdan hayır cevabını alan emreyi bir hayır değil ‘sana inanmıyorum’ lafı yıktı. Yağmurdan sonra hep içine kapandı. Her zaman geyik yapıp güldükleri arkadaşı berkan bile yüzünü güldüremedi. Emre eğlensin kendine gelsin diye diskoya götürdü. Yağmur aklımdan hiç çıkmasın diye emre kola içti. Masalardaki içki dolu kadehleri titreten müzik eşliğinde bile hoplayıp zıplayan insanlar arasında, emre hep oturduğu yerden yağmuru düşündü.&lt;br /&gt;25 temmuz 2006 da arkadaşıyla tekrar bir kafede buluştu. Arkadaşı kendince hep emreye yardımcı olmak istiyordu. Emrenin yağmurdan bir ay önce tanıdığı ama hiç sevmediği kızı hatırlattı.&lt;br /&gt;- bak hani bi kız vardı seninle olmak isteyen. Sen aptallık edip kızı terslemiştin. Ben senin derdine dermanın kimde olduğunu biliyorum. Bir kızı ancak başka bir kız unutturabilir. Bu haftasonu izmire gidelim çeşmeye geçeriz kızları da alırız yanımıza. Bir iki günlük mükemmel bir tatil yaparız ha ne dersin ?&lt;br /&gt;emre uzun uzun düşündü zavallı hallerini hatırladı. Ve hep yenik düştüğü öfkesini kendisi yarattı&lt;br /&gt;- tamam ulan gidiyoruz izmire&lt;br /&gt;- koçum benim. Haftasonuna ayarla o zaman kendini.&lt;br /&gt;- hayır bu gece gidiyoruz&lt;br /&gt;- ciddi misin&lt;br /&gt;- evet hem de çok. Sen biletleri ayarla. Ben eve geçip sırt çantamı alayım. Akşam hareket saatinde buluşuruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve giderken bile hep aklı yağmurdaydı. Yine kendi kendine konuşmaya başladı :&lt;br /&gt;- yağmur bana neden inanmadın ? inansaydın da keşke öyle hayır deseydin !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eve girdi. Salondaki babasının yüzüne bile bakmadan kendi odasına geçerken&lt;br /&gt;- ben izmire gidiyorum sadece haber etmeye geldim. Dedi&lt;br /&gt;babası ‘nereye’ diye sordu. Emre geri döndü. Salonun eşiğinden tutunarak konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- izmire&lt;br /&gt;- gidemezsin&lt;br /&gt;- sebep ?&lt;br /&gt;- hak ettin mi ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babasının ağzından çıkan bu laf emreye göre sadece bir laf olsa da kendisini delirtmeye yetti. Yüzüne bile bakmayan babasını izlerken tırnaklarını duvardan indirip elleri yumruk olduğunda içinde büyük bir nefret doğdu. Öfkeye dönüştü, boğazını geçti tam ağzına geleni söyleyecekti ki, kendisini tuttu öfkesini geri yuttu ‘ peki ’ dedi. Kapıyı çarparak evden çıktı. Marketten sigara alırken telefon açıp berkan’a gelemeyeceğini söyledi. Yuttuğu öfkesini boş sokakların kaldırımlarına kusmaya başladı. Ağzından burnundan ateş gibi duman çıkıyordu. Her ateşte yeni bir sigara yanıyordu. Halbuki babasının hiçbir şeyden haberi yoktu.emrenin ne halt yemeğe gideceğini bile bilmiyordu. Bilseydi de öyle deseydi neyse. Boş kaldırımlarda babasını yeniden karşısına dikti. Yüzüne söyleyemediği her şeyi hayalindeki adama söyledi. Sinirlendiği için gerçekleri göremeyen körler gibi emre de kendisinin ne olduğunu nasıl bu yerlere geldiğini unuttu. Babasının nasıl bir adam olduğunu bile unuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hak ettin mi ne demek ? cevap ver çabuk ! neyi hak etmedim ben ? bir günlüğüne izmire gidip tatil yapmayı mı hak etmedim ? ben senin eline zayıflarla dolu bir karne verip yaz tatili isteyen çocuk muyum ? senin gözünde bu muyum ben ? ben 25 yaşındayım. Senin eline sayarken şaşıracağın paraları verdim. Yemesen içmesen altı ayda biriktireceğin maaşının hepsini bir ayda kazandıracak işi ben kurdum ! sen yağ ile balı bi arada göremezken şimdi bir elin yağda bir elin balda ise benim sayemde değişti hayatın. O kadar saçma bir sebep belirttin ki açıklamasını kendin bile yapamadın. Çünkü bunun açıklaması yok zaten. Anlamı yok çünkü. Senin perde gibi arkasına saklanacağın hayat tecrübelerin varsa, benim de hepsini yırtacak kadar keskin zekam var ! ben gencim ve akıl bende. Senin yaşında değil ! yaşlandın sen yaşlısın artık. bu saltanatın imparatoru mu sandın kendini ? unuttun mu karşındaki, akıl ve iradenin genç hükümdarının korkusuz cesaretini ? bu beyliği kimin kurduğunu unuttun mu ? tamam. Peki. Öyle olsun. Madem sana isyan etmek yok, madem babaların kalbini kırmak yok, o zaman ben de bu işi kalbini kırmadan yaparım. Korkma kalbine hiç dokunmayacağım ruhun bile duymayacak. Tamam sözümü tutuyorum. İzmire gitmeyeceğim. Ama yine de benim dediğim olacak. Ben izmire gidemiyorsam İzmir benim ayağıma gelecek !arkadaşına telefon açtı. Yapacağının büyük bir rezillik olduğunu bildiği halde ilk adımı kendisi atmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kızlara söyle haftasonu istanbula gelsinler. Bu iş eninde sonunda istediğim gibi olacak. Bu aşkın nasıl bitmesini istiyorsam öyle bitecek. Bunu ben yarattım yok edecek olan da benim !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftasonu kızları almak için arabayla terminale giderlerken arkadaşı emreye gece için tüm planlarını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- emre bak şimdi, bu gece tüm ipler senin elinde olacak. Çünkü sen daha samimisin bu kızlarla. Eğer sen kendine düşen kızı ayartırsan bi şekilde, ben ötekini dünden ayarlarım. Bizim arkadaşlığımız gibi bunlar da arkadaş çünkü. Bizim ıssız yazlığa gideriz okey mi ? ilk önce mangal filan takılırız sonra gecenin koynuna gireriz.&lt;br /&gt;- tamam abi. Sen hiç merak etme bu gece bitecek bu iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre içinden devam etti&lt;br /&gt;- demek inanmadın bana inanmadın ha yağmur ? inanma sen ! bu gece senin inanmadığın birisi olacağım. Bu gece senin için hayallerimde kurduğum dünyanın sonu. Bu gece mahşeri yaratacağım o dünyada. Dünya yerle bir olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazlığa gittiler. Gece oldu. Sabah oldu. Akşam oldu emre eve geldi. Annesi ile karşılaştı. Duşa girdi. Çıktı. Kurulandı. Üstünü giydi. Odaya annesi girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- nerden geliyorsun emre ? arkadaşına mı gitmiştin&lt;br /&gt;- hayır anne. 2 kız 2 erkek bir yazlığa gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesinin gözleri doldu. Bir kız çocuğu namusu ile yetiştirdiği oğlunu hep korktuğu istanbula giderek kaptırdığını düşündü.&lt;br /&gt;- anne ben 25 yaşın..&lt;br /&gt;- aferin oğlum çok büyüdün. Hayatını kazandın ama kendini her geçen gün kaybediyorsun.&lt;br /&gt;Giderek değişiyorsun yabancılaşıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre karşısındaki gözleri dolmuş kadına baktı. Babasına istediği kadar yalan söyleyip kandırabilirdi. Ama bu kadına hiç yalan söylememişti. Yalan söylemesine gerek yoktu ki. Bu kadın emreyi korkuyla büyütmedi ki. Emrenin en eski arkadaşıydı hem. Emre düşündü ‘en iyisi yine gerçekleri söylemek’ dedi. Lafı uzatarak, dolaştırarak sonunda söyleyecekti. Kadının gözünden bir damla yaş düşünce emre vazgeçti. En son söylemesi gerekeni tek cümlede açıkça söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- anne ben 25 yaşındayım ve sana hiç yalan söylemedim. Ben dün geceyi bir kızın bacakları arasında geçirmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre ağzından böyle bir laf çıktığı için utandı kızardı. Cevabın açık saçıklığından korktu odadan çıktı evden çıktı. Yollarda yine dünkü geceyi düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece yağmur öyle bir vurdu ki yazlığa, tüm planları alt-üst etti. Yağmur bir vurdu tüm hesaplar boşa çıktı. Uyanan her hevese kaldırdı bi daha vurdu. Bir tek emre sağ kurtuldu diğer üçü kendi odalarında ölü gibi sabaha kadar uyudu. O yıldızlı gecede Emrenin yağmura olan aşkı sanki gökyüzünden indi elini kırdı emre kıza dokunamadı bile. Ne zaman yanında oturan kıza elini uzatsa karşısındaki yüzde, ayasofyanın önündeki gözü yaşlı yağmuru gördü. Dokunmak istedi yine dokunamadı. Hem yağmura aşık olduğu için dokunamadı hem yağmur kendisine inanmadığı için dokunamadı. Karşısındaki kendinden emin kız şaşkınca sordu :&lt;br /&gt;- sana göre çok mu çirkinim ben ?&lt;br /&gt;- yo. Hayır. Güzelsin. Çok güzel bir kızsın sen&lt;br /&gt;- peki dokunabilmen için sabaha kadar bekleyecek miyim ? iyi misin sen ? hasta mısın bakayım ateşine bi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre kendini bir anda geri çekti.&lt;br /&gt;- sakın bana dokunma. Lütfen. Yani. Bunun seninle bi ilgisi yok. İyi geceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre terasa çıktı plastik sandalyeye oturdu. Ayaklarını önündeki pervaza uzattı. Bozkırların üzerindeki yıldızları izlemeye başladı. Arkadaşı rüzgar gibi geldi peşinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- abi içerdeki kız az önce bana ne dedi biliyor musun ? ‘bu çocuk ya karşı cinse ilgisi olmayan bir ibne ya da aşık olduğu birisi var’ ki ona göre birinci seçenek daha ağır basıyormuş ! ulan kıza hiçbir cevap veremedim ya. Abi sen aptal mısın ? hayır inanamıyorum yani. Bence sen kafayı yedin. Bırak beni istanbuldaki tüm erkeklere anlatsam kimse inanmaz. Şu içinden geçip geldiğimiz cahil köylüler bile bizim ne halt yemeğe geldiğimizi biliyorlardı. Abi 2 kız 2 erkek birbirlerine hiç dokunmadan bir gece geçirebilmeleri için anca öz kardeş olmaları gerekir. Aklım almıyor yani senin bu halini. Sen yağmurun elinden tutup gezmeyi bırak, sana inanmayan bir kız için bile içerdeki kıza el süremedin. Valla çok cinssin ya ! evli misin oğlum çocuğun mu var senin ? töbe töbee ! neyse bu yaptığını unutma ama. Senin yüzünden ben de bi halt yapamadım.&lt;br /&gt;Yatıyorum ben iyi geceler&lt;br /&gt;- iyi geceler ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;paraf – 12&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre yıldızları izlemeye devam etti. Tam dolunay olması için 3 gün vardı. Ama aklı hep yağmurdaydı. Ve yağmurla nasıl tanıştılar nasıl oldu da birbirlerinin yoluna çıktılar bunu düşündü. Bu gece kendisini bir pislikten kurtaran aşk mutlaka kutsal olmalıydı. Ve her şey gibi tüm bu olup bitenlerin de bir sebebi olmalıydı. sebepler sonuçlara ulaşmak için yola çıkarlardı. her şeyin olacağına varması gibi sebeplerin de gerçek bir sonuçta can bulması varolması gerekiyordu.. Hayatını düşündü. Son 3 yılda 180 derece değişen hayatını gözden geçirdi. Mutlaka yağmur ile tanışacağı güne kadar gelişen sebeplerde yatıyordu bu gecenin anlamı. Bir damla kadar küçük sebeplerde. Hayatta aldığı en önemli kararlar getirdi kendisini bu noktaya. Ama bunların içinden bir tanesinin bu gece ile ilgisi olmalıydı. Düşündü, düşündü, düşündü sonunda hatırladı. Bu gece olan biten her şey 15 yıl öncesinde yatıyordu. Filmi başa aldı en önemli yerlerini tekrar izledi parlayan yıldızların üzerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1991de emre 11 yaşında iken, ilk dönemi kapanan okul çıkışı soğuk bir kış günü, eve geldi. Önündeki 15 günlük tatilin rahatlığı ile uzandığı yatağından tavana bakarken akşam ezanı okundu. Nerden estiyse akşam namazı için camiye gitti. Caminin içi buz gibiydi. Üçüncü rekat biterken emre secdeye gitmedi ve otuduğu yerden insanları izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ne kadar güzel manzara .dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;camiden çıktı eve geldi ‘ insanların aynı anda secde etmesi ne kadar etkileyici’ dedi. ‘Nerden öğreniyorlar acaba ? onları çeken ne bu soğukta ? kitaplardan öğreniyorlardır bence’ yattığı yerden, kitaplıkta süs diye duran kitaplara göz gezdirdi. Milliyet hürriyet ansiklopedilerinin arasına sıkışmış gazalinin 4 ciltlik kalın eserini gördü. Ayağa kalktı. ‘bunların hepsini 15 günde bitirirsem eğer ben de bir bilgin olabilirim ve ikinci dönem okulda fırtına gibi eserim. Ama hangisinden başlasam ? o piti piti dedi üçüncü cilde denk geldi. Zorla ağır kitabı çekti çıkardı. Masanın üstüne dik koydu bıraktı ortalardan bir sayfa açıldı. Yatağa uzandı. Kitabı kucağına aldı. Merakla sadece bir sayfa okudu. Gazali insanlardaki inanma konusunu anlatıyordu. Ve konuyu kendi içinde 3e ayırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci ve en alt tabaka ; buradaki insanlar yani avam tabakası, inanma konusunda sadece anne ve babalarından görüp duydukları kadarıyla inanıyorlardı. O insanlara yan odada Ahmet diye birisi var dersen, inanırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta tabakanın inancı biraz daha kuvvetli idi. Yan odada Ahmet var dersen, ilk önce görmeseler bile sesini duymak isterler, duydukları ses ahmetin sesine benzeyen bir ses bile olsa yan odadaki ahmetin varlığına inanırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En üst tabaka alimler ise ; ahmeti görürler böylece sesin ahmete ait olduğuna kanaat getirip öyle inanırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre kitabı sehpaya koydu, uzandı tekrar düşündü.&lt;br /&gt;- demek ki tüm mesele görünmeyeni görebilmekte. Ama nasıl ? nasıl görebilirim ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yatsı ezanı okunurken tekrar camiye fırladı. Tıklım tıklım dolu sobası yakılmış minik camiye tekrar girdi. Üşüdüğü için sobaya yakın bir yere oturdu. Birazdan sobayla kendisi arasına, emrenin soluna, bir adam oturdu. Bu adamı tanıyordu. ‘Bu sarhoş yolunu şaşırdı’ galiba diye düşündü.. namaz başladı. Soba giderek kızıl bir metale benzedi. Yanındaki adamla aynı anda eğilip kalktığı için adam, emreyle soba arasında ateşe karşı kalkan vazifesi görüyordu. Üçüncü rekatın secdesinde emre yine eğilmedi ve oturduğu yerden tüm milletin kıçına bakıp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ne kadar simetrik bir manzara. Dedi. Allah biliyor ya, bu adamlardan bazıları secdede bile gündüzden yarım kalan işlerini veya yarın yapmaları gereken işleri düşünüyor. Çünkü yaratanı görmek yerine anne babalarından gördükleriyle yetiniyorlar. avam tabaka bunlar !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emrenin söylediği laflar, tokat gibi suratına çarptı sanki. Hemen secdeye gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- beni affet ben yanlış düşündüm !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayağa kalktı yanında kıpırdanan adamın hareketleri dikkatini çekti. Soba iyice kızdığı için adamı rahatsız ediyordu. Sonra ayakta düşünmeye başladı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ normalde böyle bir adam gelmezdi camiye. Belki bu ayaz gecede heves etti. Belki bir şeylerden pişman oldu, belki af dileyecek, belki bir şeyler dileyecek, belki de menfaati için geldi. Belki de dindar birinden borç isteyecek çıkışta. Ama her ne olursa olsun geldi. Onun secdesini ben kabul edecek değilim. Sobanın ateşinden rahatsız olduğu her halinden belli. Ben bile burada bu kadar yanıyorsam, sobayla arasında bir şey olmayan ne yapsın. Evet kesinlikle canı bile yanıyor bence. Bu yüzden kıpırdanıp duruyor. Sanki camide değil cehennemde namaz kılıyor adam. Ve bu ateşin sıcaklığı onu camiden soğutabilir bence. Belki bir daha gelmez bile.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazın farzı bitti geriye sünnetleri kaldı. Emre yanındaki adama dönüp suratına baktı ve dedi ki :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- benimle yer değişir misin ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam üşüdün mü çocuk der gibi baksada kabul etti. Emre daha ilk rekatta secdeden kalkamadı. Hep düşündü ve herkes namazı bitirene kadar dua etti :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ ben az önce çok büyük bir günah işledim. İnsanların namazda başka şeyler düşündüklerini düşündüm. Ama ben de seni düşünmüyordum. Sen o kadar büyüksün ki, insanlar seni yeteri kadar tanıyamasa da huzuruna gelip secde ediyorlar. Seni gerçekten görenlere bakıp onların izinden senin evine geliyorlar. Başka şeyler düşünseler de, kendilerini kandırsalar da, seni kandırmaya çalışsalar da, onları buraya getiren bir güç var. Belki de sen hepsinin secdesini kabul ediyorsundur. Çünkü sana inanıyorlar, günah işlerken bile varlığını biliyorlar, hiç unutmuyorlar, unutsalardı tövbe etmezlerdi. Ve ben şimdi anlıyorum, en büyük günahın inanmamak olduğunu. Ve insanları neden inanma konusunda serbest bıraktığını. Akıl ve iradeyi neden verdiğini. Şunu da anlıyorum ki, tüm duygular inanmaktan doğar. İnsan inandığını sever, inandığını yapar, inandığına tapar. İnancı her daim ayakta tutan ise aşktır. Aşk inanmış bir bedenin ruhudur. Aşk inanmış bir bedene hareket gücü verir. Sadakat, bağlılık, vefa, hırs, onur, bunlar da aşk dolu bir bedenin alıp verdiği nefestir. Beni hayatım boyunca ismimin anlamı ile yaşat. Hırsımı doğru yerde ve doğru zamanda kullanabilmeyi öğret. Ademe kendi canından can verdiğini biliyorum. Ve ben de içimde sana ait bir can taşıyorum. İlk inandığım günah inanmamaktır. Diğerlerinin sadece adını biliyorum. İçimdeki canı taşıyan bedenime pislik bulaştırma. Bir gün yarattığın dünyaya bakarak diğer günahları da anlayıp inanacağım. İnanmak öğrenmekten bilmekten ezberlemekten daha kuvvetlidir. Her yarattığına bakıp anlamına inanarak bir gün seni de göreceğim. Tüm alemi bir damla sudan yaratmışsın. Yağan her yağmurdan bana düşen her damlada hatırlat yine. Yarattığın her şeye imrenerek ben de kendi dünyamı yaratacağım. Bana yoktan var edenin yalnıza sen olduğunu unutturma. Var ettiklerini kullanarak ben de vardan var edeceğim. Hayallerim hep bunu üzerine kurulacak. Kelimeleri öğrettin, yaratmak kelimesini de sen yarattın. Bana düşen anlamı ile kullandır her zaman. Hayallerimin gerçek olması için, onlara can verilmesini yalnız senden isteyeceğim. Aklım ve iradem en büyük hediyendir. Hayatta aklım ve iradem ile sahip olacağım para,kadın,mal mülk de senin hediyendir. Bunlara taparak hediyeyi vereni unutan birisi olmak istemiyorum. İçimdeki hisleri ve sesleri sana yönlendir. Hayatım boyunca en zayıf yönümün unutmak olduğunu biliyorum. Bir gün bu duamı da unutabilirim. Ama sen unutma. Senden imdat dilemeyi bile unutursam eğer, sen yarattığın sebeplerle yetiş ve yine de kurtar beni. Beni yalnız bırakma. Amin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre bozkır tepelerden yıldızları izlerken ‘evet hatırladım’ dedi. Yağmura olan aşkım da yaratılan ve yeryüzüne indirilen tüm sebepler ve olasılıklar gibi, gökyüzünden inen bir damlaydı. Ama yağmur nasıl karşıma çıktı ? bu iş bu noktaya kadar nasıl geldi ?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;paraf - 13&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ve yıllar geçti emre duasını unuttu. Adam gibi namaz bile kılmadı. Ne zaman kötü bir şeye niyet etse tüm kötü hayalleri başına yıkıldı. Başka bir bedenle ortak günahlar işleyemedi. Başkasının hakkını ağzına almadı yemedi. Yaptığı kötü işlerin zararı hep kendine dokundu. Kimsenin canını yakamadan hep kendi canını yaktı defalarca. Ama bir gün görmek için hayatı izlemekten hiç vazgeçmedi. Hayat en iyi yine hayatın kendisinden öğrenilirdi. Kitaplarla hayatın nasıl yaşanılması gerektiği öğrenilemezdi anca iki kere ikiler öğrenilirdi. Hem kitaptan öğrenilenler daha çabuk unutulurken, her sabah okunmaya başlanan hayatın altı çizili satırları ertesi sabaha kadar geceleri devam ederdi. Emre o camiden çıktıktan sonra birkaç gün boyunca hiçbir şey düşünmeksizin namazda durmak istedi. Daha fatiha bitmeden pişen yemeğin kokusundan tahminler aklına düşüyordu. Sinirlendi namazı bozdu. Ayağına ok saplanan halife aklına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Evet’ dedi. ‘ çünkü o bir araptı ve Arapça biliyordu’ surelerin türkçesini ezberledi. Arapça okudu ikinci rekata kadar dayansa da namazı bozmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra hayatı hayalleri ile şekillenmeye başladı. Kendince bir günü üç parçaya ayırdı. Bir: yaşadığı hayat. İki: uyuduğu geceler. Üç: uyuyamadığı gecelerde kurduğu hayaller. Hayal dünyasını yarattı. Bir gün kendisini gerçek aşka götürecek ve bunun için yol gösterecek hisler ve sesler olarak üç tanesini seçti. O zaman adı olmayan ama görevi belli olan seslerdi bunlar. Bunları hayalinden karşısına aldı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sizler beni bir gün gerçek aşka ulaştıracaksınız. Ve bunun için hayatım boyunca aşka olan inancımı taşıyacaksınız. Ama akıl ve irade hep bende olacak ve son karar benden çıkacak. Bir gün sizlerle birlikte hayatı okuya okuya, insanların yüzlerindeki ifadeye bakarak, gözlerinden bana ait olan aşkı taşıyan kızı bulacağız. Ve sadece sevdiğimizi söyleyeceğiz. Tutup kollarından sarsarak ‘ seni seviyorum lütfen anla artık beni bana inanmalısın’ lafına inanacak kızlarla işimiz olmayacak. Bu kızlar aptaldır, kördür. Akıl ve iradelerini kullanmayı bilmezler. Karşısındaki erkeğin hal ve hareketlerinden sezinlemek varken, illa ki kas gücüne dayalı taklalar atan bir maymun görmeleri gerek inanmaları için. Oysa biz hiç dokunmadan aşkımızı hissettireceğiz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Sen, ( efe )&lt;/strong&gt; sen sabırsızlığımı taşı, aklım ve iradem ile emin olduğum zamanlarda kullanacağım hırs ile hayallerimin ve düşlerimin hızıyla gideceksin hayal dünyamda. Senin bedenini kullanacağım.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sen, ( toprak )&lt;/strong&gt; aşkın bütün yükü senin omuzlarında. Omzuna başımı koyup ağlayacağım dostum kadar güveniyorum gücüne.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sen, ( canım )&lt;/strong&gt; sen sabrımı taşı, vazgeçmemenin hissini ver bana. Biraz daha dayan der gibi fısılda içimden. Ve aşka bağladığım tüm duygularımı da taşı. Bir gün aşk yüzünden canım yanarsa beni yalnız bırakma. Vazgeçirme beni aşktan yürü hep ardımsıra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmadan söylemem gerekeni söylüyorum : inanmak benim her şeyimdir. Ne zaman ki aşk için kurduğum dünyanın temelleri sarsılır ne zaman ki hep beklediğim aşkı bulup kaybedersem ve aşka olan inancımı kaybedecek hale gelirsem, size ait his olarak duyduğum seslere inancımı da kaybederim.hayal dünyamda çiçekler kuşlar değil düz mantıktan ibaret nesneler kurarım.İnanmadığım şey benim için artık yok demektir. Ve siz de cansız bir beden gibi, yığılıp düşersiniz hayallerimde. Sizinle bir daha hiçbir işim olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre hayal dünyasını ilk yarattığı yıllarda, beşyüzbin kişilik bir stadyum inşa etti. Dünya kupası final maçında, 10 numaralı milli formayla çıktı, üç gol attı hat-trick yaptı kupayı kaldırdığında herkes adını haykırıyordu. Ertesi gece pistlerin en hızlı formula pilotuydu. bir boksör yorgunluğunda uyayakaldı bazı geceler.Yaşı ilerledikçe hayalleri de büyüdü. Çok fazla kitap okumadı. Hayatı görebilmek için gazeteleri ve haberleri, yazılı ve görsel kaynak olarak kullandı. Lisede tarih okudu. Kaybedilen tüm savaşları kazanan komutan edasıyla uykuya daldı. Başkalarının hayallerini kurdu. Gemiler ilk önce hayallerden kaydı. Sonra kağıt üstünde. Genç hükümdarın yarattığı hayal dünyasına biraz can gelince gemiler Kasımpaşa sırtlarındaydı. Yarattığı her hayal can bulunca, o da hayallerindeki şehre beyaz bir at sırtında giriyordu.&lt;br /&gt;Sözelde iki yanlışı çıktı, 15 matematik neti vardı. Çok istediği mimar Sinan üniversitesi sinema televizyon bölümü 1999 haziranında 1 puanla kaçtı. Orta ölçekli bir üniversitede işletme okumaya başladığında ‘ ben de kendi senaryolarımı kendim yazarım, gerekirse tüm film boyunca başrolde yalnız oynarım. Ama illaki bana ait bir eser olmalı. Her şeyi ile bana ait bir iş olmalı’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 14&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Daha birinci sınıfta, -maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi’ni – kitaptan okuyan bayan doçent hanım ile tartıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hocam afedersiniz ama, anlattıklarınızdan bir şey anlayamıyorum. Tamam bunlar basit konular ama bu konularda bile güncel örnekler veremiyorsunuz. Bunları biz evde okusak yine anlarız. Bence anlatım tarzınız çok yanlış. İnsanların hafızasına kazıyacak şekilde gerçeklere dayandırmalısınız konuyu. Sadece siz değil birkaç hocamız da böyle. Bize şirket nasıl kurulur bunu anlatmaya çalışıyorsunuz ama öncelikle nasıl batırılır bunları bilsek daha sağlıklı olur. Bunları bilelim ki bir bataklığın üstüne kurmayalım firmayı. Neden bize amerikan devi enron’un nasıl battığını anlatmıyorsunuz ? neden ekonomiden bihaber ekonomi dersini işliyoruz ?&lt;br /&gt;bayan doçent tiz sesi ile yanıtlar :&lt;br /&gt;- sen çok istiyorsan git evde çalış evladım. Anlamıyorsan bu senin sorunun. senin için ekstra bir yöntem uygulayamam. Emre kitabı alır ve koridorda söylene söylene kantine iner. ‘ sana doçentlik veren adamın ben …’ kantindeki kalabalığa bakar boş bir masaya oturur. Kitabı açar ve kendi kendine konuya gelir.&lt;br /&gt;- evet ben şimdi bir doçentim. Bu geyik yapan topluluk da benim öğrencilerim. Henüz ders başlamadığı için böyle gürültü yapıyorlar. Çünkü ben daha derse girmemişim. Odamda anlatacağım konuya hazırlanıyormuşum. İlk önce ben anlamalıyım ki sonra bu kazık kadar yavrucaklar anlasın. Güzel ve esprili örnekler bulmalıyım. O zaman kimse gülmekten esneyemez bile. Şimdi bakalım ne demiş maslow efendi. İnsan ihtiyaçları ikiye ayrılır. &lt;strong&gt;Bir fizyolojik ihtiyaçlar : yeme içme uyuma vb .. &lt;/strong&gt;evet şu karşı masada 3 kızla beraber oturan hüseyine bakalım şimdi. Kızlar yiyor içiyor ve fizyolojik ihtiyaçlarını gideriyor.hüseyin de onlara bakıp çene çalıyor. &lt;strong&gt;İki, sosyolojik ihtiyaçlar : toplum içinde sevilme sayılma itibar görme, saygı duyulma gibi kişinin benliğine ait olan ihtiyaçlardır.&lt;/strong&gt;evet tekrar bakıyoruz olay mahaline. Hüseyin kızlara kendini ispatlamaya çalışıyor. Bütün çabası onlar tarafından sevilmek okşanmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli not : bazı durumlarda sosyolojik ihtiyaçlar, fizyolojik ihtiyaçların önüne geçebilir. Savaş esnasında vatan sevgisi yüzünden günlerce açlığını ve susuzluğunu hissetmemek gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hımm.. evet doğru hüseyinin cebinde 5 kuruş para yok. 1 ay önce benden borç aldı hala ödemedi. Muhtemelen bu sabah yine kahvaltı yapmadı. Ama Hüseyin kızlara olan sevgisi yüzünden açlığının farkında bile değil. Belki de bu kızlarla günlerce bu masada aç susuz oturabilir. Halbuki gündüzleri part-time bir iş bulabilirdi. ( kitabı kapatır) evvvet işte böyle doç.dr.aptal kadın. Bilgiler böyle çakılır adamın beynine. Şimdi ilk önce bir tane en basitinden bir denek alıp üzerinde deneyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ercan gelsene biraz&lt;br /&gt;- efendim abi&lt;br /&gt;- gel otur yanıma. Ercan sen burada ne iş yaparsın kuzum&lt;br /&gt;- nasıl yani ?&lt;br /&gt;- oğlum yaptığın işi anlat bana.&lt;br /&gt;- abi ben kantincinin çırağıyım tanımıyor musun sanki beni ?&lt;br /&gt;- Ercan senin hiç hayallerin yok mu ? bir gün kantinci olmak ister misin ? bir gün kimseden emir almadan kimselere hesap vermeden kendi işini yapmak istemez misin ? kazandığın para ile merkez kantini ele geçirmek, sonra şehirde büyük bir market açmak, sonra çevre illerde marketler zinciri kurmak, sonra ülkenin en büyük gıda toptancısı olmak istemez misin ? kimbilir Ercan belki bir gün dow jones’te hisselerin tavan yapar. Senin ne eksiğin var oğlum kraft foods’u kuranlardan ?&lt;br /&gt;- abi ne diyorsun ya anlamıyorum.Dalga geçip durma benimle. Hangi parayla olacak bu işler ?&lt;br /&gt;- sana en büyük sermayeyi ben vereceğim şimdi Ercan. Sonra sen de gidip dedenin zararı karından fazla olan dağın başındaki tarlalarını satacaksın. Mahalleye küçük bir bakkal dükkanı açacaksın. Korkma küçük diye. Batmaktan korkma oğlum. Sabırlı ol akıllı ol yaparsın bu işi. Ama önce bilmen gereken bazı şeyler var. İnsanların ihtiyaçlarını bilmen gerek mesela. İçecek ayranı yokken atla gezip tozan adamların bu zaafından yararlanacaksın. Onlara sorsan hayat tarzım bu derler. Sen de onlara ucuza aldığın eğeri 5 kat fazlasına hesapsız para harcayan at binicilerine çakacaksın. Şimdi sana maslow’dan bahsedeceğim&lt;br /&gt;- maslom kim yaa&lt;br /&gt;- o da senin gibi kantinci çırağı idi. Geçen sene merkez kantinde çalışıyordu. Şimdi para basıyor.&lt;br /&gt;- ne biçim ismi var bu adamın yabancı gibi sanki. Hem ben hiç duymadım öyle birini merkez kantinde ?&lt;br /&gt;- oğlum onun asıl adı mazlum. Nüfus memurunun hatası işte. Neyse anlatıyorum bak&lt;br /&gt;-…..&lt;br /&gt;- ….&lt;br /&gt;- anladın mı Ercan ?&lt;br /&gt;- anladım abi&lt;br /&gt;- aslanım benim biliyordum zaten anlayacağını. Pür dikkat bakışlarından sezdim bunu.&lt;br /&gt;- sağol abi&lt;br /&gt;- evet, şimdi de sen bana anlat Ercan. Kitabı kapatıyorum&lt;br /&gt;- hımm.. ehomm.. abi istersen ben sana bir bardak çay getireyim hem kendine gelmiş olursun - kalk ! defol git yanımdan Ercan. Sen bana bi soğuk su getir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra emre makaraya sardı tüm işlerini. fakültenin üçüncü sınıfında&lt;br /&gt;konuşursun-konuşamazsın diye aptalca bir iddiaya girip kendilerinden bir üst sınıfta olan bir kızla konuşmak için sırasına gitti. Maliyet muhasebesi için vize tüyoları ve ders notları almak adı altında kızla tanıştı. Halbuki kız da emre gibi bi-haberdi dersten. Yoksa ne işi vardı Emrelerin sınıfında alttan aldığı derste. Emre bir iddia için, gelecek senelerde ruh ikizim diyeceği Gülderen ile böylece tanışmış oldu. Kızın saflığına ve beyaz yapraklı ağaçlardan oluşan hayal dünyasına hayran kaldı.Kız her daim emrenin hayallerine inandı ve onayladı. Emre Gülderen’in hayal dünyasını gezdi kırık ve çatlak yerleri onardı. Kendi hayal dünyasının kapılarını ardına kadar açtı. Her köşesini gezdirdi. Henüz tiryaki olmayan emre hep kızın camel-light’ından otlandı. Biri sade, biri sütlü kahveler buğusunda, şehir gecelerinde, emrenin soğuk elleri Gülderen’in minik gözlerinden akan, sıcak taneleri silmek için mendil vazifesi gördü. Otlandığı sigaralara karşılık, ellerinde oyuncak kova küreklerle gülderen ile beraber kumdan kaleler yaptılar emrenin hayal dünyasında. Emre sonra kovayı da, küreği de, kumu da kıza verdi. Bi daha da geri istemedi. Kız emreden 1 yıl önce okulu bitirip adanaya döndükten sonra emre için yalnızlık başlasa bile, aradan geçen 5 yılda sadece saatlerce telefonda görüştüler ve emrenin tüm zamanlara ait en iyi arkadaşı. karşı cinsten konuşursun-konuşamazsın iddiasının kurbanı gülderen oldu. Ve emre için ders notu demek, küt kızıl saçlı, mor etekli, gözyaşından büyük gözleriyle, beyaz teniyle bir Çerkez kızı Gülderen demek oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paraf - 15&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aşığım diyen erkeklerin sevgililerini kızlar yurduna bıraktıktan sonra başka bir kızın evinde sabahladıklarını gördü. Yaz sezonu bir erkek, eğitim-öğretim sezonu başka bir erkek idare eden kızları gördü. Ciddi ilişkilerden uzak durdu. Kızlarla tokalaşmaktan öpüşmekten ileri gitmeyi hiç istemedi. Hep bir gün gerçek aşkı bulacağım dese de gırgır şamata şimdilik en güzel aşkıydı. Aşıklarla dalga geçmek en büyük eğlencesi olduğunda 2003’te dördüncü sınıfa başladı. Bu esnada emreyi bir gün yağmur ile tanıştıracak sebepler yaratılmaya devam ediyordu.&lt;br /&gt;Kep törenine bir ay kala, geyik malzemesi olsun diye, arkadaşlarıyla bir iddiaya girdi. Ama bu sefer başlatan arkadaşları olmuştu. Neymiş de fakültenin en güzel kızı gonca imiş. Kimseye pas vermezmiş, kimseyle yemeğe çıkmazmış, herkesi reddetmiş, her sınıfta en az 5 erkeğin hayallerini süslermiş, kızın İstanbullu olması bile yetermiş. Emre ‘görürsünüz siz’ dedi. Kahkalarla gülerek ‘kilosu 20 milyondan bir tepsi 50 milyon eder’ dedi. ‘Kep törenine kadar süre verin bana’ dediğinde arkadaşları da gülerek ‘ baklavamız mümkünse cevizli olmasın fıstıklı olsun’ dediler. Emre ‘ ağzımın tadını 4 yılda öğrendiniz demek ama hala beni tanıyamadınız ya yazık valla’ dedi. Elindeki peçeteyi rafa koyarken devam etti ‘ baklavayı goncayla birlikte şu masada yediğim gün siz de ağzınızın suyunu bu peçeteye sileceksiniz’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitti gonca ile tanıştı. İp üstündeki gözü bağlı cambaz hüneriyle cümleler kurdu. Gonca da ilk defa sirke gitmiş gibi emreyi dinlerken, beşinci kez yedikleri akşam yemeği için teşekkür etti ve yarın kep töreninde görüşmek üzere dedi. Emre "dur nereye daha tatlı yemedik bizim arkadaşlar masayı donattılar peçeteler bile hazır" dediği anda yemende bir tekstil firması kuruldu,Almanyada bir organizatör işten atıldı, istanbulda bi öğrenci muhabir olarak gazetede işbaşı yaptı emrenin akrabası recep ailesi ile istanbula taşındı ve emre goncaya aşık oldu. Kepler havaya atıldı yere düşmek üzereyken, emre ilk dönem 2 ikinci dönem 8 dersten çaktı. Okul bir yıl uzadı. Okul kapısından çıktı ‘ asıl okul şimdi başlıyor’ dedi.1 hafta sonra İngilizce kursu bahanesi ile goncanın peşinden istanbula gittiğinde gazeteci ilk haberini buldu, almanyadaki organizatör hala iş arıyordu. Yemende sıcaklık gölgede 45 derece idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre ilk iş olarak istanbuldaki uyuyamadığı ilk gecede gonca için bir şehir kurdu. Gonca ile istanbulda ilk buluşmalarının son buluşmaları olduğunu anladığında, emre goncanın hayal dünyasının kağıt paralar üzerine kurulu kulelerden olduğunu gördü. Goncanın tapınağı bile para kokuyordu.(- ki emre 2 yıl sonra bu görüşünde haklı çıktı. ‘Ay yanlış numarayı aramışım’ ayağına yatıp emreyi arayan sildiği numaranın sahibi gonca olacaktı ve emre de çok işim var diyerek yeniden buluşmayı istemeyecekti ) goncaya sevdiğini bile söylemeden ve bir damla gözyaşı dökmeden gonca için kurduğu şehri yerle bir ettiğinde, adım adım günlerce ağlayacağı ama bir tek taşına dokunamayacağı şehri yağmur için yeniden kurmaya gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer aşk sadece filmlerde ise filmlerde gerçek hayata dayalı olaylardan veya gerçekleşmeyen hayallerden ibaretti. Emreye göre hayat tam bir pazar yeriydi. Ücretsiz alışveriş yapabileceğiniz gibi, para karşılığı hayallerini veya gerçeklerini satan yazarlardan film yapımcılarından alışveriş yapabilir, malzemeleri kendi hayal dünyanızın mutfağına getirir, size göre çürükleri atıp sağlamlarından güzel bir salata yapabilirdiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 16&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emre 22 yaşında 2003 yazında, defalarca geldiği istanbulu ilk kez geziyormuş gibi gezdi. 2 ay boyunca istanbulun günlüğünü okudu. Batanları gördü çıkanları gördü, bina dikenleri gördü, altında kalanları gördü. Eli ayağı tutan, mendilinde para biriktiren dilencilere baktı. ‘ bu adamların suçu parayı yastık altında biriktirenlerin suçundan fazla olamaz’ dedi. ‘Yaratan 6 günde alemleri yaratırken, haftanın 6 günü yatıp yedinci günü eğlenmeye gidenlerin suçu bu. Bankadaki, taştaki, kuru topraktaki paranın kimseye faydası yok. Asıl bu rahatlık batırır adamı, sonra da ülkeyi gerçekten üreten ülkelere bağımlı kılar. Üretmekten aciz adamlar yemekten başka bir şey bilmeyen evlatlar yetiştirir. Yastık altındaki her para yatırım yapmaktan korkan adamlar yüzünden, bu mendillerin sayısını artırmaktan başka bir işe yaramaz.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceleri hayaller kurdu, gündüzleri sırtına binen hayatın ciddiyeti sektörleri gezdi, ince eledi sık dokudu. Ve hayatının kararını verdiğinde, yemendeki firma ulusal pazara yayıldı. Emre tüm ciddiyeti ile son kez düşünüp babasına telefon açtı. Aklında son 20 yılın ekonomi lokomotifi, ihracat pastasının en büyük dilim sahibi tekstil vardı. Hem de işin çıkış noktası pastanın kaymağı imalat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- alo baba. Dinle beni. Varını yoğunu sat, başını sokacak evin kalmasın gerekirse bir sene daha peynir ekmek ye. Her şeyini bana ver. İşinden ayrıl emekli ol emekli maaşını da bana ver. 2 yıl sonra hepsinin 2 katını sana geri vereceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emrenin babası zaten 30 yıldır peynir ekmek yiyordu. Tüm birikimini ve eline ne geçtiyse son 10 yılda kaloriferli daire taksitlerine yatırdı. Emre ilk baba dediği günden beri adam borç ödüyordu. Emre ne zaman bisiklet, bilgisayar dese evin ekonomisti anne : ‘ hele babanın borcu bi bitsin bakalım ben konuşurum ’ der isyan eden oyuncak sevdalısı halkın sesi emreyi bastırır. Annesi hele bi bitsin derdi de o borçlar hiç bitmezdi. Okulda ‘ borç yiğidin kamçısıdır’ ile ilgili bir kompozisyon yazarken emrenin aklına, gün boyu babasının dışarıda başka adamlar tarafından kırbaçlandığı aklına gelmişti. Böylece üzülüp geçici olarak bisiklet sevdasından vazgeçmişti. Ömrü hayatında halasının ısrarı ile bir kez ailece izmire denize gittiklerinde 5 yaşındaki emre büyüyünce ne olacaksın sorusuna ‘baba olacağım lan’ diye yanıt vererek babasıyla bir yerlere gitmenin kendisi için ne kadar büyük bir zevk olduğunu ilan etmişti. Bu zevk giderek alışkanlığa dönüştü ve olur olmaz yerlerde ortaya çıktı. 9 yaşında evde sular kesildi, annesi oğlunu son bir kez kadınlar hamamına götürdü. Hamamda sınıf başkanı üryan Leyla ile karşılaştığı zaman, kız cumhuriyet ilkokulu tarihinin ilk kadın sınıf başkanı edası ile emreyi baştan aşağı süzdü ve ‘ senin ne işin var burada be !’ dediğinde, emre ‘birazdan babam da gelecek, girişteki paraları toplayan kadın sordu babamı. anneme : babasını da getirseydin dedi’ diyerek şok ettiği leylanın elindeki tası düşürmeyi başarmıştı. Gerçi emreye göre babası 10 üzerinden 6 lık bir babaydı. O yaşlarında babasının elinde gördüğü fotoğraf makinesinden bir poz çekmek için izin istediğinde babası da kırarsın bi tarafını diyerek emreyi deli edince çocuk da : bir gün ben de baba olacağım ve oğluma bir fotoğraf makinesi alacağım ve ona diyeceğim ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;– eğer bunu parçalamak istiyorsan parçala ! yeter ki sen kırılma oğlum.. denemekten korkma yanılmaktan korkma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen de göreceksin babalık nasıl yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre haftalarca telefonlarda babasının bir sağından girdi bir solundan çıktı. nuh dedirtti peygamber dedirttireceği esnada emrenin suratına telefon kapandı. Gitti sinirinden -bitirdiği zaman bi işe yaramadığını anlayacağı- robert b. Cialdini’nin iknanın psikolojisi kitabını aldı.Sonunda gazete haberlerinden, babasını aynı silahla zayıf yerinden vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- senin gazetelerden haberin yok sanırım peder bey ! ben haberler doğru mu diye bugün botaş genel müdür yardımcısı ile görüştüm. Maalesef doğruymuş. Seneye bizim oralara doğal gaz geliyormuş. Anlayacağın şudur ki seneye senin o daireler bi halta yaramayacak. Tüm sobalı evler kombi alacak kat kaloliferi kuracak. Böylece senin kiralar yarı yarıya düşecek. Satsan satamayacaksın çünkü her 3 ayda 10 tane apartman temeli atılıyor. Hepsinin elinde kalacak göreceksin. O kadar nufüslü orta Anadolu ilçesi için, o kadar konut çok fazla. Aptal gibi parayı toprağa gömüyorlar. Sen taşrada yatarak, bana bir betonarme miras bıraktığında, ben de muhtemelen elinde pazar çantası ile -hiç değilse kendi evim- mutluluğunu yaşayan orta halli bir memur olurum. Bak istersen bir daha düşün. Ben burada geleceğimizi görüyorum. Göreceksin sen de, iki sene sonra kasanın anahtarını sana verdiğimde beni alnımdan öpeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve emre kendi ışıklarını kapadı – emreyi kendisini kandırmaya çalışan bir şeytan gibi gören – artık babasının ışıkları yanacaktı geceler boyu. Babasını ikna ettikten sonra yapması gereken ilk işi yaptı emre, ağustosun sonunda, nemli boğucu bir İstanbul gecesinde ellerini açtı dua etti :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- rabbim ! hayatımın riskini alıyorum üzerime. Bana altında ezileceğim yük yükleme. Benim niyetim verdiğin paradan herkesi faydalandırmak. Bu dilencilerin en az beş tanesi, dilenmek yerine çalışmak için yanıma gelecekler. Sokaklardan beş kişiyi kurtaracağım. Bir başak buğday yaratmaktan aciz kuru topraklara akıtacağım tüm birikimi. Kurduğum hayallere can verecek olan sensin. Benim yüzümü kara çıkarma. Amin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre amin dedi almanyadaki organizatör iş buldu. Amin dedi yemendeki firma ithalata başladı. Amin dedi muhabir ekonomi sayfasına geçti. Amin dedi gözünden bir damla yağmur indi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre ilk olarak bu fikrini Boğaziçi uluslararası ilişkilerden taze mezun olmuş liseden sıra arkadaşı serkana açtı.- emre akıllı ol İstanbul yuttu mu büyük yutar yazık edersin kendine- serkan sana lisede söylediklerimin aynısını burada da söylüyorum. Sakın ola ki özel sektörden iş arama kendine sen anca ders çalışmayı bildin 100 almayı bildin. Ama kafanı kitaptan kaldırıp insanları tanıyamadın bile. Seni ezerler özel sektörde. Sen git sınavlara gir prof mu olursun yoksa dışişleri bakanlığına mı girersin bilemiyorum artık ! eğer olur da boğulursam büyük denizde boğulmuş olurum. Sen de kitap okumaktan önünü göremediğin için çocuk havuzuna düşer boğulursun.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 17&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;2003 eylül ortalarında günübirlik okula gidip kayıt tazeledi istanbula geri döndü. Yapacağı işi işçilerinden ve ustasından önce kendisi öğrensin ki hem mal kaliteli çıksın hem de üretimde kimse kendisini kandıramasın diye geçici olarak iş aradı. ‘ memleketten geldim açım ilkokul mezunuyum’ dedi. bir atölyede ayda 200 milyona, paspas wc temizliği yemek masalarının silinmesi makine dairesine çuvallarla ip taşınması makinelerin yağlarının silinmesi makinelerin bakımı ip nerden girer mal nerden çıkar gibi konularda 1 ayda doktorasını tamamladı. İmalatın her basamağını geceleri ders notu gibi yazdı ajandaya. Oradan ayrıldı başka bir fabrikaya geçti. ‘ bu makineların çalışma sistemini adım gibi biliyorum ve ben size kaliteli mal yapabilmeniz için kalite kontrol elamanı olarak iş istemeye geldim. Malı sattıran ucuzluğu değil kalitesidir. Tatlı para ancak kaliteli maldan çıkar’ dedi. 2 ay gece vardiyasında çalıştı bi ara bakarım dediği envanter bilanço ders notlarına uykulu gözler yüzünden bakamadı. 3 günlüğüne fakülteye gitti. Kendisine ders anlatan arkadaşına ‘ben bunların mantığını gözlerimle gördüm sen bana sadece kağıt üzerindeki hesap cetveli çizimleri anlat. Yansıtmalarla dönem sonu işlemlerini göster yeter diyerek 2 saat ders çalıştılar.bir zamanlar hiçbir dersi kaçırmadığı envanter vizesine 4 sene üst üste kaldığı halde beşinci kez sınava girdi. Şimdiye kadar aldığı notları toplasa 70 etmeyecek sınavdan 500 kişi içinden 100 alan 7 kişiden biri emreydi. Aynısını ikinci dönem dersleri içinde yapacaktı. İstanbula döndü HSBC’de bombalar patladı. Bir tekstil okulunda haftasonları bilgisayarlı makine desen programlama ve tasarım kursuna gitti aynı anda gece vardiyasına devam etti. 39 saat uykusuzlukla kendine ait eski rekoru 34 saati kırdı. Ve babasını 30 yıllık işinden etti emekliye ayırdı. 2004 nisan başında italyadan makineleri getirtebilmek için bir türlü leasing verecek bankayı bulamadı. Hep kefil hep kefil lazımdı. Kul emrenin de Allah’tan başka kefili yoktu. Sonunda az kullanılmış makinelerini satan bir firma buldu. Kendisinden 6 yaş büyük, firma sahibi ticareti yemiş yutmuş boş vakti olsa kitabını yazacak murat bey ile işçi çocuğu emre pazarlığa oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- oğlum senin bi ticari geçmişin yok ! vade istiyorsun tanımıyorum ki ben seni neyine güveneceğim çekin yok çükün yok . adın neydi&lt;br /&gt;- emre, murat bey&lt;br /&gt;- yani Emrecim durum böyle hem 10 makineden aşağı girersen bu işe zarar edersin kurtarmaz seni . 10 makineye de aynı işci bakacak, 5 makineye de aynı elektrik yanacak, aynı kira gidecek.&lt;br /&gt;- murat bey ben sana 5 makine parası vereyim sen bana 8 makine ver. Sekiz makine 3 makineyi 10 ayda öder.&lt;br /&gt;- okulda mı öğrettiler sana bu pazarlığı, şey. Adın neydi senin&lt;br /&gt;- emre&lt;br /&gt;- Emre abi, kusura bakma yani mümkünatı yok bunun. Toplantıya girmem gerek hadi kendine dikkat et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kapı emrenin suratına kapanır. Karşısındaki kapalı kapıya bakar öylece. Sinirleri gerilir. Gidecek başka kapı kalmamıştır çünkü. Utanç içinde girebileceği babasına ait, bir kapı bile yoktur artık. emre yine cami kapısına gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tüm kapıların anahtarı senin elindedir Allah’ım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre ertesi gün memleketindeki liseyi yaptıran istanbulda yaşayan celal amcasının yanına uğrar. Kısa bir hoşbeşten sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- celal amca ben kendimi bir maceraya attım galiba. Gençliğimin heyecanına kapıldım. Bir senelik emeğim gözümün önünden boşa akıyor. Satılan evlerde cabası.&lt;br /&gt;- evladım sıkma canını Allah büyüktür bi kapı kapatırsa bi kapı açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinden dilinden bir şey gelmeyen celal amca lafını bitirir mağazanın kapısı açılır. İçeri emreyle yaşıt Mehmet girer. Şöyle bir bakışırlar bu çocuk emrenin liseden arkadaşı mehmettir. Akrabası celal amcasının yanına ziyarete gelmiştir. Hatırlar ve sarılırlar. Aynı derdi dinleyen mehmetin ağzından bir laf çıkar. O anda Allah başka kapıyı değil dünkü emrenin suratına kapanan kapıyı gerisin geri açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- emre ben murat beyin yanındayım. Küçük bir hisseyle o fabrikada kendime çalışıyorum. Sever beni yıllardır tanışırız. Yarın gidip konuşalım bi daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu an emrenin yağmura olan aşkı kadar kutsal bir andır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paraf - 18&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ticaretin zehir dillisi murat bey, yozgattaki fabrikasında çalışan işçilere servis ayarlarmak için, servis şoförünün arabasının markasını, modelini, yılını, günde kaç km gideceğini, ne kadar mazot yakacağını, elinde oyuncak gibi kullandığı hesap makinesinden hesaplayıp öldürür fiyata adamı telefondan ikna ederken, emre dünkü kapıdan içeri girip, çekini ve çükünü gösterecektir. Ki ileriki yıllarda emreyi iyice tanıyan murat bey artık bey değil emrenin murat abisi olacak emrenin en sağlam fason müşterisi olacak ve ikitelli organize sanayi bölgesinde emreyi elinden tutup ayağa kaldırdığı ilk günlerde ‘ emre bu işin piçliğini de puştluğunu da zamanla öğreneceksin ama eğer sen de benim gibi Allah’tan korkuyorsan yapma hiç bi zaman’ diyecektir.&lt;br /&gt;20 haziran 2004 te hayatının son finalinden çıkıp, yönetim muhasebesi kitabını kampus kapısının kenarındaki çöplükte tutuşturan emre, 21 haziran en uzun gündüzde kendine ait firmanın makinelerini ‘ helalinden kazandır Rabbim’ diyerek çalıştırmaya başlar. Ve laf dinlemeyen Boğaziçi mezunu serkan efendi de emre ile aynı sektördeki büyük bir firmada ayda 350 dolara ihracat departmanında çalışamayacağını anlar 1 yıl sonra - çalışanı olarak -gireceği dış ticaret müsteşarlığı sınavlarına çalışmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 yıl içinde yemendeki firma ithalat için Pazar aramaya devam eder, muhabir piyasaları kasıp kavuran çin ile ilgili haberler peşindedir. Emrenin akrabası recep askere gider. 2 katına çıkaracağım sözü için gecesi gündüzü birbirine giren emre aşkı da unutur yağmuru da renklerin kaybolduğu bir iş dünyasında yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 haziran 2006’da tüm borçlarını ödemiş, makine sayısını 12 ye çıkarmış işçi sayısı 5e, atölyeden büyük fabrikadan küçük KOBİ'sinde, alnından öpülmüş evlat babasından 10 üzerinden 10 almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihten 10 ay öncesinde arada geçen bir zaman diliminde 2005in sonbaharında bir sabahın köründe gazetesini okuyan emre ekonomi sayfasında 2005te dünya ticaret örgütünün tekstildeki kotaları kaldırmasından dolayı, enselerinde ateşten nefesini hissettikleri türk tekstilcinin belini kıran, türk ekonomisinde otomotivi lokomotif yapıp tekstili ikinci vagon yapan. çinin hesaplarına bakarken, sağ sayfada amerikanın ıraktan çini nasıl vurduğunun hesaplarını incelerken emrenin gözüne minik bir haber ilişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ yemene bile mal ihraç eden başarılı türk firması’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhtemelen almanyadaki fuarda tanıştılar diye düşünüp yola düşen emre bu firmadaki yılmaz bey ile tanışmaya gider ve damla diye bir kızla da tanışmış olur. Daha sonraları her gittiğinde gördüğü sessiz ama güzel bir kız dikkatini çeker. 2006 mayıs ortalarında bir Cuma günü geriye uzanıp tavana bakarken, aklına bu sessiz kız gelir.&lt;br /&gt;- evet işte bu kız !der ve devam eder.. bu kız ile askerden gelen recep’i tanıştırırsam evlenirler belki ben de hayırlı bir işe sebep olmuş olurum. Der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre damla’dan yardım ister. Güzel ama sessiz kız bir türlü ikna olmaz. Evlenmeyi düşünmüyordur çünkü. Emre tüm gücü ile damla’nın iradesine yüklenir. Kendi beyniymiş gibi damla’nınkini kullanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- damla, sadece öylesine bir akşam yemeği olacak, valla nikah memuru gelmeyecek söyle kıza korkmasın hala ! 4 arkadaş şimdilik böyle bundan ötesi de olmayacak belki, sadece bir tanışma ortamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 kişilik yemek için Sarıyer sırtlarındaki sarı köşkten boğaza bakarak 20 mayıs 2006 gecesinde bir araya gelirler. Masa düzeni olarak : emrenin karşısında damla, emrenin solunda recep, emrenin çaprazında recep için düşünülmüş sessiz ama güzel kız vardır. Garson siparişi sorduğu anda, 1 saniye içerisinde, emre alt dudağının iç kısmını kanatacak kadar gizlice ısırır ve çaprazındaki sessiz ama güzel kız ile gözgöze gelir. İçinden devam eder :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kahretsin anlamalıydım ben bunu, ne kadar aptalım nasıl anlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emrenin anlamalıydım dediği, bu işin olmayacağı anlamında bir anlamaydı. Garson siparişi sorduğu anda, recep damdan düşen aç tavuk gibi kızlardan önce hemen saydırmıştı&lt;br /&gt;- şehzade çorbası, bıldırcın kızartma vs vs ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre tam bu anda düşündü ki , eğer çaprazımdaki sessiz ama güzel kız, böyle bir inceliğe önem veriyorsa kimbilir bu uygunsuz çiftin dünyalarında, dünyalar kadar farklılıklar vardır belki dedi. gözlerini kız fark etti mi acaba diye çaprazındaki şahısa çevirdiğinde emre yağmur ile gözgöze gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece devam etti emre laf olsun torba dolsun diye istanbula nasıl geldiğini ve goncayı anlattı. Ertesi gün emrenin hayırlara vesile olmayı düşündüğü işin yattığının kesinleştiği gündü.emre yemekten önce damla ile akşam için msn de görüşürken konferansa gelen yağmurdan izin isteyerek mail adresini eklemiş ve geçen 2 haftadan sonraki gelen 20 gün içinde ‘ bir gün gözlerinden tanıyacağım’ dediği yağmuru sözlerinden tanımış ve ıpıslak aşık olmuştu. 2 temmuz Pazar günü 6 buçukta aşkını tüm dünyaya ilan etti. Yağmur hanım bu bağımsızlık isteyen emreoğulları beyliğini tanımadı inanmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazlıktaki terasta ılık esen rüzgara karşı, plastik sandalyeden ayağa kalkıp pervazın korkuluklarından tutunarak doğan güneşe bakan emre sessizce fısıldadı :&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- Yağmur ben senden hiç vazgeçmedim !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 19&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ve tüm hatalarının altını çizip defalarca okuduktan sonra tekrar etmemek adına hepsinin üstünü çizdi. Yazlıktan ayrıldı her gittiği yere yağmuru da götürdü. Hiç unutmayacağı yemin törenine bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 ağustos 2006 da son kez vedalaşmak için yağmurun işyerine gitti.&lt;br /&gt;- ben askere gidiyorum artık sanırım bir daha görüşemeyiz kendinize iyi bakın yağmur hanım&lt;br /&gt;- peki .. sanırım bu durumda hayırlı tezkereler dilemem gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre bir daha neden hiç görüşemeyeceklerini düşünmedi hiç. Ki yağmur eylül sonunda o işyerinden ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşı dün gece için özür diledi. Emreyi değiştiremeyeceğini anladı. Sarıldıklarında dostlukları artan sevgi ve saygıdan pekişti. Babasının ‘ izmire gitmeyi hak ettin mi ?’ lafına illa ki bir anlam vermeye çalışan emre bir gece babasının yanına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sanırım bu sefer hak ettim. Senin oğlun vatana olan borcunun bir kısmını ödemek için izmire asker olarak gidiyor. Hem de 5 ay boyunca her haftasonu dilediği kadar gezip tozabileceği yere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otobüsün cam kenarına yağmurun hayalini alan emre izmire girdi. Ağustos sıcağında her eğitimini yağmurla geçirdi. Her uykusuz gecesinde yağmur vardı. Tanıştılar, evlendiler, küstüler, barıştılar, öldüler, dirildiler, yeniden tanıştılar, çocukları oldu. Ama emre hayalinde bile bir kez bile yağmura hiç dokunmadı. Ve hep ‘neden inanamadın’ diyerek uykuya daldı.Sağa dön dediler sağa döndü yağmuru gördü, sola döndü yağmuru gördü. Sorular hep aynıydı koğuştaki silah arkadaşlarından&lt;br /&gt;- neyin var? İyi misin ? alışamadın mı ? ( cevaplar da hep aynıydı )&lt;br /&gt;- başım ağrıyor. Midem ağrıyor. Dişim ağrıyor. ( ama emrenin çektiği aşk acısından başka bir şey değildi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve 1 ay sonra yemin töreni geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tören alanında 1 aylık acemiliğini tamamlamış 200 asker ‘tören rahaatttt !’ komutu ile aynı anda ellerini bellerinin arka kısmında çapraz tutacak şekilde, kıpırdamadan beklemeye başlar. Hazır ol ! komutu gelene kadar kıpırdamak yasaktır. Bu vaziyette 15 dakika bekleyecekler ve bu 15 dakikada trübünlerdeki yüzlerce asker yakınlarından bir kısmı tören alanına inip, evlatlarının omzuna rütbelerini takacaktır. Kimsesi gelmeyen askerlere yüksek rütbeli komutanları sahip çıkacak ve babacan bir tavırla yalnız erlerin rütbesini takacaktır. Emre göz ucuyla 1 adım yanında dimdik duran ömere bakar. Gözlerinin dolduğunu fark eder. Ve sessizce mırıldanmaya başlar :&lt;br /&gt;- pıstt .. ömer ağlıyor musun lan yoksa ?&lt;br /&gt;- sanane oğlum&lt;br /&gt;- eşek kadar adam oldun, çakı gibi askersin utanmıyor musun ağlamaya ? gelmedilerse gelmediler işte. İşleri vardı gelemediler demek ki. Bak millet 30 gündür görmediği anasına babasına sevgilisine karşı nasıl dik duruyor. Askerlik budur işte oğlum. Karşında sevgilin olsa dahi dokunamayacaksın. Eğer yalnızlık koyuyorsa kapa gözlerini izleme önündeki manzarayı.&lt;br /&gt;- izlerim izlemem. Hem sen kendine bak senin kimin geldi sanki ?&lt;br /&gt;- ne demek kimin geldi ? sevgilim geldi benim oğlum. Bak orda tribünde oturuyor. Beyaz etekli olan tam karşımda.&lt;br /&gt;- saçmalama be bin tane sivilin arasında nerden görecem. Hem geldiyse niye orda oturuyor ki gelsin rütbeni taksın.&lt;br /&gt;- gelecek az sonra. Şimdi onun gözleri beni arıyor. Bu kadar asker arasında emre nerde diye.&lt;br /&gt;- manyak mısın oğlum sen ? gelen adam şimdiye kadar çoktan gelirdi 10 dakika geçti nerdeyse.&lt;br /&gt;- peki geldiği zaman görürsün sen de !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre bir an için kendi yalanına o kadar inanmak istedi ki. Neler vermezdi rütbesini yağmurun takması için. Birazdan emrenin yanına bir binbaşı gelir. Tam karşısında durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- asker senin kimsen gelmedi mi ? emre yutkunur. Asker olduğunu hatırlar. Kaşlarını çatar.&lt;br /&gt;- ha hayır komutanım !&lt;br /&gt;- tamam senin rütbeni biz takalım o zaman. &lt;strong&gt;Yağmur gel kızım. Fotoğraf makineni de getir.&lt;/strong&gt; Sen tak askerin rütbesini ben resminizi çekerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre daha &lt;strong&gt;‘binbaşı kızının adını niye yağmur koydu acaba’&lt;/strong&gt; diye düşünmeye fırsat bulamadan gözleri dolar. Resim çekilir. Kız resmin birini nizamiyedeki nöbetçi astsubaya bırakacağını ordan alabileceğini söyler ve diğer yalnız askerlerin yanına geçer. Emre de o resmi almaya hiçbir zaman gitmez.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 20&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Geride kalan 4 ayını tamamlamak için izmirin bir ilçesindeki şubeye çavuş olarak geldi. O gece emrinde olacak 6 askerin düzenine baktı. Uyuyamadı kafasında 1 milyon tane düzensiz askere yaptığı konuşmanın aynısını sabah kendi askerlerine yaptı. Ve başardı. Ama unutabilmeyi bi türlü başaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aklında yağmurun neden kendisine inanmadığını sorusuna ait cevaplar aradı.geceler boyu yağmuru aldı karşısına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yağmur bana neden inanmadın ?&lt;br /&gt;- inanmadım çünkü sana söylemiştim emre. Unutamadığım birisi var demiştim. Senin bunu bildiğin halde aşık olabilecek birisi olduğuna inanmadım. Sen benim dert ortağım olacaktın. İçimi dökecektim sana. Kendimi senin yanında nasıl rahat hissettiysem, sana her şeyimi anlatırken de rahat hissedecektim. 20 günde kimse aşık olamaz.&lt;br /&gt;- peki son soru. : ben sana, sen hayır dedikten sonra artık arkadaş olarak kalamayacağımızı söyledikten sonra yani 2 temmuzun ardından gelen günlerde neden yeniden benimle konuşmaya çalıştın ? süren başladı. İstediğin sorudan başlayabilirsin. İlk soru 20 ikinci soru 80 puan. Süre bitti. Bakayım kağıdına. Boş mu. Otur sıfır !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre bir gün şubede tutunamayanları okudu. Yağmurun en sevdiği roman. Yağmur o kadar çok severdi ki bu kitabı günde 1 sayfa yaşayarak okurdu. Emre o kadar çok sevdi ki kitabı. 4 günde 724 sayfayı bitirdiğinde ‘ belki de seninle farkımız budur yağmur’ dedi içinden. Masanın üstünde kapalı duran romana baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- muhteşem bir eser, çok güzel bir kitap, yazar kelimeleri cümleleri dans ettirmiş, kitabı çok beğendim. Ama ben bir tutunamayan değilim ! benim gerçek olan hayallerim var tutunduğum. Bu yazar kadar yeteneğim olsaydı ben – tutunanlar-ı yazardım. Gerçek bir tutunamayan varsa o da yağmurun ta kendisi. Hangi kız 1 kere görüştüğü erkeği 1 yıldır unutamaz. Böyle aşk mı var bu devirde. Saçmalık. Benim saplanıp kaldığım hiçbir hayalim yok. Gerçekleşmeyenlerin hepsini yıktım. Yenisini kurdum. Ama sen yağmur, gerçekleşmesi bir ihtimalden ibaret olan bir hayalin etrafında enkaz gezer gibi gezerek yıllarca yasını mı tutacaksın ? halbuki ben sana demiştim. Bazen çok dibe iniyorsun demiştim. Bu kadar bunalım yakışmıyor sana demiştim. Seninle yeni bir dünya kuralım her şeyin adını yeniden koyalım demiştim. Suya sen diyelim sensizlik olsun ölüm sebebi tüm çiçeklerin demiştim. Ama yağmura göre ben aşık değilmişim aşkın anlamını bilmezmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre tüm bunları söylerken bile kendisinin de giderek – yağmur için kurduğu – hayallere tutunamadığını fark etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve emre bu hikayeyi 10 gün önce bitirdi. ileri bir tarihe – 17 ocak 2007 istanbula döneceği gün – not düştü. Bir damla isimli bölümü sonradan ekledi. Ve bir zamanlar 3e ayırdığı hayatının bir parçasını kaybetmek üzere. Ya sadece hayaller ve rüyalardan ibaret yaşayacak, ya da 3 parça da elinden kayıp düşecek. Bu hikayeyi hayallerindeki gibi bitirdi. Nasıl biteceğinin hayalini kurarak bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunları bütün bu detayları neden anlattığını düşünüyor. Bu satırlar inanmayanın kollarından sarsmak için yazılmadı. Bir söz duymuştu eskiden birisinden. ‘ insan bir iyilik yaptığı zaman bunu kimseye anlatmamalı saklamalı, eğer anlatırsa dinleyen kişiler onu kendisi ile övünen birisi olarak görebilirler.’ Emre ilk önce doğru dedi sonra yanlış dedi. Bence doğrusu şöyle olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- iyilikler ve güzellikler herkes tarafından bilinmeli ki kainat gibi gözler önüne serilmeli.insanlar örnek almalı. Düşünüp imrenip daha iyisini yapmalı. Saklanan iyiliklerin ölü para gibi kimseye faydası yoktur. Kişi insan olduğu için kendi zayıflığını zamanla, övülmenin ve övünmenin bencilliğinden kurtarmak adına, kendisini hep gizli tutmalı. Hep gizli kahraman gibi olmalı. Eğer isimleri bilinirse o insan övüle övüle kör olur.ve insan bu tehlikeden korunacak kadar güçlü değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre bu fikre yaratanın bir sözünden ulaştı : ‘ ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim alemleri yarattım’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre bunu kendine göre yorumladı ve şöyle dedi&lt;br /&gt;"- ben bu sonsuz büyüklükteki hazineden sadece minicik bir altın parçasıydım. Yeryüzü diye bir çamura düştüm.kayboldum. bulunmak istedim ama bilinmek istemedim."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-3359824473241718432?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/3359824473241718432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=3359824473241718432&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/3359824473241718432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/3359824473241718432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/07/yamurdan-sonra-4-blm_30.html' title='Yağmur&apos;dan Sonra ( 4. bölüm)'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2192/2494436687_775402e0aa_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-1489133215633364808</id><published>2008-07-30T12:24:00.001-07:00</published><updated>2008-08-02T12:39:03.186-07:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 5. bölüm)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;BEŞiNCi BÖLÜM&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Son Gözyaşı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm3.static.flickr.com/2043/2659280390_638a6c8cb9.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 21&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerdeki kuru ceviz yapraklarını ezerek gelen Mustafa emreye yaklaşır :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Mustafa hoş geldin yanıma oturabilirsin&lt;br /&gt;- ne dinliyorsun çavuşum can Atilla mı&lt;br /&gt;- evet Mustafa&lt;br /&gt;- beraber gülbaharı dinleyek mi&lt;br /&gt;- olur tabi tak şunu kulağına&lt;br /&gt;- çavuşum sana bi şey anlatacaktım ama şimdi değil gece yatarken anlatırım.&lt;br /&gt;- peki sen nasıl istersen Mustafa neyle ilg..&lt;br /&gt;- çavuşum lafını balla kestim&lt;br /&gt;- önemli değil dinliyorum ben seni&lt;br /&gt;- bu haftasonu sen artık yoksun ya komutanla bi görüşsen de çarşı iznimi cumartesiye alsa.&lt;br /&gt;- tamam ben yatmadan yazarım hazır olur cumartesiye. Siz sabah buranın mıntıkasını yapmadınız mı ? şu yerdeki ne ? künye mi bileklik mi parladı az önce ?&lt;br /&gt;- yaptık çavuşum .&lt;br /&gt;- noldu niye titredin üşüdün mü ?&lt;br /&gt;- yok çavuşum ne üşümesi&lt;br /&gt;- al benim kamuflajı giy üstüne bi daha da böyle kısa kollu çıkma bahçeye&lt;br /&gt;- olmaz çavuşum rütbe var onda komutan görürse kızar&lt;br /&gt;- Mustafa burada ikimiz varız sadece. Şu anda sana en yakın komutan benim giy çabuk bu sefer emir değil Mustafa sadece sadakat.&lt;br /&gt;- tamam giyiyom çavuşum&lt;br /&gt;- Mustafa yıldızlara baksana bi sence ne olmasaydı biz yıldızları göremezdik ?&lt;br /&gt;- ay vurur onlara çavuşum&lt;br /&gt;- olur mu hiç canım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa son düğmeyi ilikler …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Mustafa doğru söyledi efe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efe yıldızlardaki gözlerini aniden yanındaki sese çevirir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sen ? Mustafa ? kimsin sen Mustafa nerde ?&lt;br /&gt;- arkana bak efe. Gidiyor Mustafa ama üşüdüğü için gitmiyor ve kamuflajın şu anda benim üstümde. Tıpkı hayallerinin duygularının aşkının benim üstümde olduğu gibi adın bile benim üstümde onları taşıyan hep bendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sen aynadaki ?&lt;br /&gt;- hayır efe. O senin içgüdün. Her nezaketinin altında bir menfaat yatan ses. Ben geldiğim zaman içindeki tüm sesler susar ve ben konuşur ve sadece seni dinlerim. Ben senin Canın'ım. Canın çok yandığında çıkarım ortaya. Yeteri kadar yaktı seni hayallerin çelişkili gündüzlerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ne demeye geldin peki ? beni kurtarabilir misin ? gücün var mı yeter mi yardım edebilir misin bana ?&lt;br /&gt;- efe ben sana gözle görülür bir yardımda bulunamam. Düşersen kaldıramam ben de düşerim. Yanlış yola girersen çeviremem ben de gelirim ardından. Sana bir yardımım dokunmaz sadece hislerini yaşarım onları taşırım kölen gibi ardın sıra. Ben sadece sana seçenekleri sunarım seçmek senin elinde. Duyguların bende iraden senin elinde. Karar senindir her zaman.&lt;br /&gt;- neyin seçeneğini sunacaksın ki ? daha fazla yollar mı daha da mı karıştırmak istiyorsun kafamı ? yoruldum anlıyor musun beni ? tüketti beni hislerim.&lt;br /&gt;- seni tüketen sabırsızlığın.&lt;br /&gt;- hayır canım. En büyük sabrım yaşamak zaten yetmez mi ?&lt;br /&gt;- efe arkana bak Mustafa gidiyor.koğuşta şu anda iki asker var. Mutfakta bir tane.mustafa az önce yanına nerde olduğuna bakmaya geldi. Sana süprizleri var içerde çocukların. Bu gece son gecen diye aralarında para toplayıp büyük bir yaşpasta aldılar. Senden öğrendiler bu inceliği. Koğuştaki iki asker kendilerince senden öğrendikleri kadarıyla Çanakkale savaşını konuşuyorlar ellerinde birbirlerine aldıkları hediye kazakları var. Mustafa her nöbette karşıdaki tepede gördüğü meryemanaya artık meyremana demiyor. Pasta alma fikri mustafandan çıktı. 4 ablasının içinde kız gibi yetişen İlker artık emret komutanım derken sesini daha gür çıkartıyor. Hüseyin mutfakta pastanın mumlarını yakmaya çalışıyor. Onları sen değiştirdin emre. Bir ordu dolusu Mustafaları değiştiremezdin buna gücün yetmezdi belki ama şimdi bu 6 askerin sımsıkı bağlı botları var. Bu çocuklar ilk geldiğin günden beri seni izliyordu. Sanki adalarına bir yabancı düşmüş gibi. Çekememezlikleri olduysa da hep senden bir şeyler kapmaya açtılar bilgiye açtılar. Hep öğrenmek için baktılar oturmana kalkmana sabahki yatağının düzenine çayını karıştırmana kaşığı ağzına götürüp getirmene anlattığın onca tarihe. Bu ülkenin okumuş adamıyla bizim aramızda ne gibi farklar var diye baktılar biz okusaydık nasıl olurduk diye baktılar. Şimdi sadece spor sayfasına bakmıyorlar gazetenin adam gibi belgesellere merak saldılar. Artık mustafanın aklına kaç harfli olursa olsun ortadoğuda bir ülke denince ilk ırak geliyor. Öksüz çocukların yerine de özlüyör kendi ailesini.Mustafa memleketine gidip geldiğinde köyünde kendisi gibi saf bir kıza aşık oldu. Bu cumartesi çarşıdan bi şeyler alıp gönderecek kıza otobüsle. Sana bu gece nasıl bir şey alayım diye soracaktı . Sen ona bu hikayeyi anlatmasaydın Mustafa hayatta söyleyemezdi kıza sevdiğini :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak Mustafa iyi dinle şimdi beni yavuz sultan selim, bir savaş dönüşü orduyu küçük bir türk köyünün yanındaki geniş ovada dinlendirir. Köy halkı gücü yettiğince askerlere ikramlarda bulunur. Köy kızlarından birisi yavuza kaptırır gönlünü ama koskoca yavuza söyleyemez derdini artık heybetinden mi korkar yoksa aşkından mı bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece yavuzun çadırına şöyle yazar :&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;seven kişi neylesin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah yazıyı gören yavuz gülümser ve ikinci mısrayı kendisi yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;Sevdiğini söylesin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız gece yine gelir okur yavuzun mısrasını bir daha yazar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;Korkuyorsa neylesin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son mısra sabah yavuzdan gelir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;Korkmasın söylesin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efe birden ayağa fırlar ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-evet işte bu canım işte buuu .yavuz gibi ömründe sadece 8 yıllık hükümdarlığında 8 yıl boyunca tahtta değil at eğerinde oturan adam. En büyük toprakları alan adam sadece 8 yılda. Kısa zamanda büyük hızıyla. Bence bir ismi daha olmalıydı onun. Yıldırım yavuz sultan selim. Kendine inan, hedefini bil, gücüne inan, harekete geç, bekleme hızlan. Büyük iskenderi de büyük yapan ordularını çok hızlı bir şekilde hareket ettirebilmesiydi.kendisinden 5 kat büyük güçteki dariusu nasıl yendi sanıyorsun mısır çöllerinde.o hızla asyaya kadar gitti. İnsanlar hala neyi bekler ki çok mu uzun yaşayacaklarını sanırlar. Sevdiğini söyleyemeyen her insan zavallıdır korkaktır .&lt;br /&gt;- bence de senin en büyük sabrın yaşamak efe. Otursana yerine savaşa gitmiyoruz. İnanman gereken sadece hız ve güç değil. Sabır ve karşıdakinin de sana bir gün inanması.&lt;br /&gt;- canım anlamıyorsun beni. Artık yazamıyorum bile her şey su gibi akıyor zihnimden. Bir cümleyi yazarken peşpeşe geliyorlar hemen. Yazmasam unutuyorum unutunca yine karşıma çıkıyorlar. O askerleri ben değiştirmedim. Beni değiştiren değiştirdi. Bana inanmayana o kadar inandım ki kısa zamanda o kadar tanıdım ki yağmuru yokluğunda yaşattığım hayali öğretti bana her şeyi. O olsa ne yapardı ne derdi ne düşünürdü nasıl bakardı nasıl görürdü bunlarla öğrendim ben öğrettiklerimi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf - 22&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Onu gerçek anlamda tanımadan önce nerdeyse 7-8 aydır görüyordum. Çalıştığı firmaya uğradığım zamanlarda. açıkça diyebilirim ki kendi hayatımda canlı canlı karşımda gördüğüm kızların en güzeliydi.ama henüz tanımadığımdan mıdır nedir hiçbir çekiciliği yoktu bana karşı.kendi halinde çalışır varlığını yokluğunu bi kendi bilirdi.irademiz kadere ne denli etki eder hiç düşünmedim ama şimdi o kadar çok düşünüyorum ki neden çok saçma olmayacak bir iş bizim tanışmamıza vesile oldu.başkasının iyiliğini düşünürken ben ne hallere düştüm. Her neyse . o kısır iş bittikten sonra tanıdık birbirimizi. İlk önceleri sadece günaydınlar falanlar filanlarla geçti. Sonra karşımdakinin öyle havadan sudan şeyler konuşmayan birisi olduğunu anladım. Bana onlarca enstrümantal gönderiyordu mail olarak. Ne yalan söyleyim bi çoğunu hiç dinlemeden sildim.çok saçma geliyordu sözleri olmayan bir şeyleri dinlemek. Benim için hayat evden işe işten eve ayda bir iki ya bakırköye ya taksime.o kadar renksizdi ki boyama kitabım. Gün geçtikçe içindeki çiçeklere renk gelmeye başladı. Boyalar onun elindeydi çünkü. İstanbulu kim ne kadar bilebilir sence ? eski istanbulluların bile bilmediği yerleri biliyordu. Sessiz boş sokaklar hamamdan restore bir cafe. Sanki bu dar yollardan eski bir İstanbul kadını gibi geçiyordu Yağmur. bir asilzadenin narin adımlarını takip ediyordum. Yo yo abarttığımı söyleme aşık olduğum için demiyorum bunu sen görsen sen de öyle derdin. Tereciye bir bağ tere hediye ederek mutlu edebilir misin adamı ? o yapardı işte bunu. çektiği fotoların kötü çıktığını düşünüp beğenmeyince onları siyah-beyaza çevirir iki negatiften bir pozitif çıkartırdı..Neyse Bu sözsüz müzikleri dinlemeye başladım bana söylediği her söz vardı içindeki çalgılarda.hiç tadını bilmediğin mükemmel bir yemeğin kokusu burnuna gelse ne düşünürsün ? yemeğin ne olduğundan daha çok ahçının çok yetenekli olduğunu düşünürsün. İşte Yağmur benim tadını bilmediğim hayatı sunuyordu ellerinde. Şarkıları sevdim, istanbulun eski yerlerini sevdim, hayatın tadını sevdim çok güzeldi. Sonra bir bakmışım hızımı alamayıp yağmuru sevmişim. Şimdi onun sevdiği her şeyi seviyorum. Buradan çıkınca hayatın pençesine düşecek dünyadan habersiz içerdeki çocukları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son 6 ayda benimle tanışıp, tanıştığına çok memnun olanlar varsa bu yazdıklarımı okuyup gözleri yaşaran varsa, çayını unutan varsa, çıktısını alıp saklayan varsa, ve tüm dört bölümü okuyup hayatı değişen sevmeyi seven, aşkı özleyen, askerliği seven, vatanını bilen okumayı seven, yazmayı daha çok seven, burnunu silmekten aciz insanlardan iğrenmektense onlara yardım elini uzatan birileri oldularsa, okuduktan sonra herkes anlasın ki bana bu yazma gücünü veren karşılıksız aşkın müellifi yağmur a sunsunlar şükranlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerdeki askerlerin değiştiğini ben de biliyorum. Bu şubenin kapısından ilk girdiğim gün kafamda sadece buradan çıkıp gideceğim gün vardı. Buradaki adamlara bi şeyler öğretmeyi üstüme vazife olmayan bir iş gibi görüyordum. Ertesi sabah onları toplayıp konuşurken anladım yağmuru da peşimde getirdiğimi. Onlara "arkadaşınız değilim" dedim şimdi her şeyleri oldum. Derdinizi komutana anlatın dedim, yağmuru bile düşünürken, kendi memleketinin adını, bana soran mustafanın sorularından hiç bıkmadım. Evet ilk günlerde her şeyi unutabilmem için yeni bir mekana gelmiş olmam yeterli olur sanmıştım ama sonra o bitmeyen gecelerin hayali başladı. Yazdığım bu yazıda ikinci bölüm hariç diğer bölümleri bilinçli bir şekilde yazmadım.hatta işin bu noktaya varacağını bile kestiremedim ta ki 15 gün önce bana adanadan bi telefon gelene kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversitede okurken tanıştığımız son 4 yıldır sadece telefonda görüştüğümüz arkadaşım –ruh ikizim- yazdığım birinci bölümün çıktısını almış okumuş bana bi gece telefon açtı. Şebekeden kaynaklandığını sandığım kesik kesik sesi gelirken bi kaç saniye sonra aralıksız ağladığını anladım.o bile beni suçluyordu. Her şey senin elindeydi üstüne düşmedin diyordu. Ona anlatamadım başkaları anlar beni belki diye yazmaya başladım son bölümleri. bütününe bakınca sanki geçen 4 ayın günlüğü gibi. Anlaşılmamanın verdiği rahatsızlık yüzünden 6 günün gecelerinde yazdım sadece ve yine bu rahatsızlık yüzünden bilinçsizce sondan başa doğru yazdım. Üçüncü bölümün başını yazmaya başladığımda final sahnesi çoktan yazılı kağıtların en altında kalmıştı. Dedim ya bilinçsizce diye. Her şeyi yazıp bitirdikten sonra bazı satırların arasındaki anlam ve zaman kopukluğunu düzelteyim derken bi baktım 1 sayfa yazmışım daha sonra 1 sayfa daha derken iyice kopmuş. En iyi görsel efekt dalında Oscar ( böyle bir daldan emin değilim ) ödülü almış filmin sahneleri gibi kelimeleri zamanı mekanı insanları elinizde oyuncak gibi esnetip eğip bükebiliyorsunuz kağıt üstünde.Bu psikolojideki insanın hayal gücü dipsiz uzay gibi genişliyor.bu tür yazıların baştan sona yazılamayacağını anladım. Konuyu bir dağıtıyorsunuz genişleyen hayal gücünüzle toplamak yine size kalıyor.tüm bunları yapabilecek gücü sizde izi kalan bir olay yer zaman ya da insandan ( yağmur gibi ) alıyorsunuz.mustafanın bir ilimiz adana demesi bile yetiyor 200 yıllık geçmişi yazabilmek için.ya da botların sıkı bağlanmasındaki hassasiyetiniz gelecek yılları yazabilmenize sebep teşkil ediyor. Artık nerde hassas olduğunuz size kalmış. Sonra başlıyorsunuz dağıtmaya. Şu anda yaptığım gibi dağılıyor her şey.her şeyi düşünebiliyorsunuz her ihtimali ince ayrıntısına kadar hesap edeyim derken içinden çıkılmaz hesapların içinde kalıyorsunuz. Kendinizi kaptırmışken bir nefes almak için başınızı kaldırdığınız da bunları ben mi düşünmüşüm ben mi yazmışım diyebilirsiniz. İmpalanın dediği gibi güzel yazılar yazabilmek için bunun kaygısını çekmek gerek. Yani yazının güzel olup olmayacağının kaygısını değil. Çektiğiniz bir acı ise acının tadını harflerle anlatmak yetmiyor, istiyorsunuz ki kelimelerin cümlesi koklansın okuyanın beynine kadar ulaşsın bahsettiğim kaygı bu eğip bükebilme gücü yetiyor bu kaygıyı aşabilmek için. zaten yeterince sindiriyorsunuz kelimelerle oynayarak. Alışkanlıklar ya da bir şeye alışmak diğer insanlarda iki boyutlu bir durumda seyir ederken sizde dönüp dolaştığınız aynı yere çıktığınız paradokslar labirentine dönüşüyor. Diğerleri bir şeyin varlığına alışmak isterlerse eninde sonunda alışırlar. Yokluğuna alışmak isterlerse ona da alışırlar. Ama sizde böyle olmuyor. Onun yokluğuna alışmaya çalışıyorsunuz bi bakmışınız hayalinizdeki varlığa alışmışsınız. Sonra bu varlığa alışmayı denerken yüzünüze tokat gibi yokluğu çarpılmış.tam bir paradoks. Üstelik bu grift çembere bir de ümit dolu hayal gücünü eklerseniz yazıyı gönderdikten sonra yazının altına cevap olarak (birkaç gün hafta ay her hangi bir zaman dilimiyse geçmişse artık) yağmur ile toprak evleniyorlar tüm okurlar davetlidir yazabilmeyi bile hayal edersiniz. Yazmanın verdiği rahatlık susuzluktan sonra bir bardak su içmek gibi. Hiçbir zaman yırtmak fayda etmez. Çünkü tekrar yazma krizine kapılırsınız. Bende mesela hep birden aklıma geliyordu. Banyo yapayım diye girdim tertemiz banyoya elimde ıslak kağıtlarla kuru kuru çıktım.impala kaç gündür benden yazıyı bekliyor önsöz yazmak için ben hala gecenin üçünde bile biten yazıya son bi kontrol edeyim derken bir şeyler daha ekliyorum. Hala yazılacak o kadar çok şey var ki yüzlerce sayfa yazarım bu şeyle . Şey işte her neyse .3 aralıkta yazı bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paraf - 23&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Benim gibi birisi bu kadar değiştiyse, herkes daha kolay değişir.Şimdi uçtuğumu söyleme sakın bir gün olur da pisliğe batmış bu dünya temizlenirse yağmur gibi yağan yağmurlar sayesinde, yağmur kadar temiz insanların eliyle kurtuluruz. Ondan öğrendiğim en büyük şey öğrenmenin kendisi oldu.yazmayı bilmeyen ben sırf adını yağmur koydum amacım sadece aynı üyesi olduğumuz sitedeki gerçek ismini yani nickini gizlemekti. Sonra gördüm ki bi çoğunun doğa olayı dediği yağmurda bile neler neler gizli. Bir yağmur ile toprak arasındaki ilişkiyi yazsak bitiremeyiz belki. Tesadüf sandığımız o kadar çok olay var ki insanın hayatını değiştiren. Bir insan için en büyük değişiklik insanların değişebileceğine ilk önce kendisini inandırmasıdır bunun için de kendisinin değişmesi gerektiğinin farkına varabilmesidir. Evet tabelada yağmur gelinlik evi yazıyordu elinde telefonla oynayan kızın gerçek adı yağmur değildi o kızın gerçek adı yağmurun gerçek adıydı.kimse bana söylemedi soldakine sorma diye. Elinde telefonla oynayan kıza sor diye bi ses duymadım ben. Ama kızın telefonu çaldı işte. Her şey algılama meselesine dönüştü o kalabalık sokakta. Binbaşının kızının adı da yağmurun gerçek adıydı.Yağmur gerçekten rahmetti. Sıkıcı hayatlar için . Para içinde yüzen mutsuz insanlara inat cebinde pardon çantasında 5 kuruş parası bile olmasa yağmurun ucuz hayatı nasıl şamda kayısıya ya da bulunmaz hint kumaşına çevirdiğini görebilirdiniz. Okumaktan nefret eden ben onun sevdiği yazıları okuya okuya yazmasını öğrendim. Çok değil 5 ay önce koluna bıçak dayayan bir aptala, bana birisi bu satırları gösterse bunları sen yazdın dese bile okumayacak kadar sevmezdim okumayı. yağmurdan sonra çok kitap okudum, binlerce sayfa çevirdim.hayatımda şimdiye kadar okuduğum,(bir kısmı yaşadığım, bir kısmı yaşamak istediğim, bir kısmı yaşamaktan korktuğum, bir kısmı yaşayacağım bir kısmı hiçbir zaman yaşayamayacağım) en güzel yazıya ait satırları kendim yazdım. Bunun bana yaşattığı duygu eşsiz bir güven duygusudur. Mantığım ağır basınca bencillik gibi geliyor bana. Bu yüzden bir kez daha yazmaya korkuyorum. Bu ilk ve son ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona aşık olduğum andan itibaren o kadar çok korktum ki. Karşılığı olup olmamasından değil çok değerli bi şeyi kaybetmekten ya da eski hayatıma dönmekten de değil, sadece onun hayatına kendi siyah beyazlığımı bulaştırmaktan korktum.&lt;br /&gt;Ona karşı bütün hislerim onu gerçek anlamda tanımaya başladığım günü takip eden 20 gün içerisinde gelişti. Şimdi bana söyler misin ? gerçekten çok mu hızlıydım gerçekten sabırsız mıydım. Gerçekten tanıyamamış mıydım onu. Yanılan ben miydim inanmakla ? insanları eşyaya benzeterek örnek vermek ayıptır bunu da ondan öğrendim. Affına sığınarak soruyorum ( ilk önce onun affına sonra senin affına canım ) Sana dünyanın en değerli pırlantasını verseler 20 gün düşünür müsün almak için ? ve ben bu içimdeki seslerle boğuşup aklımdan şüphe etmek yerine hala onu sevmeye devam ediyorum. Şu an kafama dank eden bir şey varsa o da yağmur kadar kutsal aşka aşık olduğumun farkına varmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğimi söylediğimde ‘dün bir bugün iki dedi daha birbirimizi ne kadar tanıyoruz ki’ dedi.hiç yanılmadım onu tanımakla. Ama şimdi olmuyor bazen çok dalıp gidiyorum. Kırmızı da geçiyorum ter içinde uyanıyorum. Hayatımı ikiye bölemiyorum geceleri hayallerle gündüzleri gerçeklerle olmuyor. Bu dengeyi kuramıyorum. Allak bullak oldu. Hepsi birbirine girdi kelimelerin. Elimde bir iş var ama ne yaptığımı bilmiyorum. Önceki günlerin alışkanlığı ile yapıyorum. Ne saydığımı kaçta olduğumu bilmiyorum. Baştan bir daha sayıyorum. Hep aynı yerdesin diyorlarmış duyamıyorum. Neyin var neden durgunsun sorularına muhatap olmak ne demek bilir misin ? gördüğüm duyduğum şeyler sence de bir tesadüf mü ?&lt;br /&gt;- efe onlar hep varolacak. Sen onları nasıl algılamak istersen öyle bulacaksın.&lt;br /&gt;- geçen bir rüya gördüm. Askerliğim bitmiş otobüsle istanbula dönüyorum. Yolda mola verdik tarlanın ortasında. Rüya işte. Otobüsten indim yağmur yağıyor ama tarla kuru tarlaya bir damla düşmüyor. Tarlanın ortasında bir ihtiyar köylü üzerinde siyah, eskimiş, yırtılmış bir elbise. Ben sormadan ‘zaman yıprattı’ dedi ‘çok bekledim’ dedi.sırılsıklam ıslak ellerindeki kan toprağa akıp temizleniyor elleri yeniden. Önünde boğazı kesilmiş siyah bir köpek vardı.Amca ıslanıyorsun dedim. ‘Yağmur rahmettir evlat’ dedi. Sonra temizlenmiş eliyle tarlayı gösterdi. ‘Yağmur gelmezse Toprağın hali nice olur.’ Arkamdan kahkaha atan iki kız geçti dedikodu yapar gibiydiler ‘ ne demiş ne demiş ? benimle evlenir misin demiş hahaahaa’ galiba otobüsten inmişlerdi. Neyse birden kendimi lavaboda buldum.aynaya bakıyordum. Aynada gözlerim maviydi ama aynanın dışındaki ben kahve gözlüydüm . bi ses bundan sonra hep böyle göreceksin dedi. Gündüzleri mavi gözlü olacaksın geceleri gerçek rengine dönecek gözlerin dedi. Sonra otobüse dönmek için çıktım ordan. Dışarıda beni bir uçak bekliyordu. İstanbula uçakla gidiyormuşum meğer. Falan filan.. anlatabiliyor muyum benim artık bi karar vermem gerek. Bir sevgilisi olduğu mutlu olduklarını duyup inanmalıyım.böylesi daha kolay olurdu.&lt;br /&gt;- sana bahsettiğim tercihler var efe. İki kapı var&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;paraf - 24&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;canım sözünü tamamladığında mekan yavaşça değişmeye başladı.ceviz ağacı kayboldu.bank kaldı sadece ve yükselen duvarlar içinde bulundukları upuzun gri bir koridoru oluşturdu.şimdi bir bank ve efe, solunda oturan canım, canımın da sol tarafında 10 metre uzakta kare şeklinde küçük bir hol, ve yan yana duran soldaki siyah sağdaki beyaz olan iki kapı belird&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iefe sordu&lt;br /&gt;- burası neresi ?&lt;br /&gt;- burası senin hayatın çelişkilerle dolu gri koridor&lt;br /&gt;- kapılar ?&lt;br /&gt;- onlar vereceğin karara açılacak olan kapılar.içinden geçtiğin kapı, yarın sabah çıkıp gideceğin kapı olacak. Renklerine bakıp yorum yapma. İkisi de farklı bir hayat tarzı. Siyah kötü beyaz iyi demek değil. Dediğim gibi sadece yaşam biçimi bunlar hayat felsefesinin ta kendisi. Siyah kapı içe doğru açılır ve eşiği gerçeklere dayanır. Yapılması mecburi olmayan incelikleri göremezsin siyah kapının siyah koridorlarında. Beyaz kapı dışa doğru açılır.hayal dünyası. duymak isteyip duyamadıkların, görmek isteyip göremediklerin, yaşamak istediğin ama gücün yetmediği için hayal gücünde yaşattığın olaylar, belkiler, keşkeler, ümit dolu yarınlar, gerçekleşeceği kesin olmayan ihtimaller. Az önce sorduğun tesadüf mü ler. Her iki kapının da ortak özelliği dönüşleri yoktur.siyah kapı sakinleri gerçeklerle yaşadıkları dünyalarında hayal kurmaya zaman bulamadıkları için dönemezler. Beyaz kapı sakinleri ise bir gün hayallerinin gerçekleşeceği günü bekledikleri için çıkamazlar ordan. Her ikisinde de yaşayanlar çelişkiye düşmezler. İnançları kuvvetlidir inandıkları şeylere sarılırlar.&lt;br /&gt;- peki aşk sevgi hangisinde ?&lt;br /&gt;- ikisinde de var. Beyaz kapı sakinleri sevdikleri için inanırlar. Siyah kapıdakilerin sevebilmeleri için ilk önce inanmaları şarttır.ve mantıkla severler.herkesin kendine göre bir mantığı iyisi kötüsü doğrusu yanlışı vardır orda. Bunları kendileri belirler. Yalnız ..&lt;br /&gt;- yalnız ne ?&lt;br /&gt;- beyaz kapıda yaşamak sabır ister. İhtimallerin gerçekleşebilmesi için. Siyah kapıda olağanüstü bir sabır gerekmez. Seçenekleri çoktur.biri olmazsa biri olur. Bir olaya ya da kişiye bağlanıp kalmazlar.onlara göre kazandıkları şeyleri kazanmalarını sağlayan hırstır. Hırsın aşkı bile getireceğine inanırlar.birine bir incelik yapmaları gerekirse mutlaka bunun mantıklı bir sebebi olmalı veya ufak da olsa bir karşılığı olmalıdır. Karşıdaki kırılmasın incinmesin diye kendilerini incitmezler. Onlara göre gerçek her daim gerçektir katıksız hayallerden arındırılmış hayatı yaşarlar. Rüyalarını bile tam olarak hatırlamazlar.&lt;br /&gt;- anlıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efe uzun uzun düşündü. Geçen son 6 ayını ondan önceki 6 ay ile kıyasladı ömrünün son bir yılındaki yaşadığı her şeyi düşündü ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;paraf - 25&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ayağa kalktı. Sol tarafında kare şeklindeki yaklaşık on adımlık hole baktı gözlerini kapılarda gezdirdi. Orta boy ve yavaş atılan adımlarla ilerlemeye başladı. Canım ayağa kalktı. Efenin ardında kıpırdamadan merakla yankılanan tok ayak seslerini dinlemeye başladı. Efe her iki kapının ortasında bulunan bir metrelik boş duvarın tam karşısında ikisine de eşit mesafede durdu.yalnızdı artık. bir çok kuruntudan çelişkiden çağrışımdan kurtulmuş öylece bekliyordu. Yanında bankın önünde ayakta duran canımın gölgesi vardı. Arkasında onun varlığını bilip onaylar gibi başını öne eğdi. Yere bakarken sağ tarafından uzanıp beyaz kapının eşiğine kadar değen canımın gölgesini fark etti. Canım da efenin bunu fark ettiğini fark etti ve dikkatini dağıtıp kararını etkilememek için iki adım sola kaydı.şimdi canımın gölgesinin baş kısmı efenin ayaklarının altındaydı. Efe ayağının altında neyin ezildiğini fark etmeden gözlerini kapılarda dolaştırdı. Biri somut biri soyut iki beden bir soluk ses vardı sadece. Efe alıp verdiği nefesin sesinden bile irkiliyor her şeyin birkaç saniyeliğine durmasını istiyordu.başını yukarı kaldırdı.gözlerini tavana dikti. Böylece çenesini kaldırınca daha rahat nefes alıp verebileceğini düşündü. Olmadı. Nabzı gittikçe hızlandı. Peşinden nefesi hızlandı. Aldığı her nefesin içinde bir miktar az önceki verdiği nefesten vardı. Dudaklarını araladı dişleri sıkılı olduğu halde derin bir nefes çekip tuttu. O gün kendisine inanmayan yağmura dediklerini tekrarladı zihninden. : heves olsan çoktan geçmiştin nefessin tuttuğum hala içimdesin hala içimde .. aynadaki sesi hatırladı : "yıllar geçse de aynı yerde kalacaksın emre ! " .. başını doğrulttu gözlerini karşıya çevirdi.hiç kıpırdamadan beyaz kapıya baktı bir an.ilk adımını attı. Sol ayağını sağ ayağının yanına çekip ikinci adımı tamamladığında siyah kapının önündeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık düşünmek bile istemiyordu. Şimdiye kadar hayatında siyah denince aklına neler geldiğini siyahın kendisinde neler çağrıştırdığını bütün bu zırvalardan kurtulup düşencesizce hissetmek istiyordu sadece. Sağ elini yavaşca kapının metal koluna uzattı. Soğukluğu kesti parmaklarını. Kolunun ağırlığını öne itip kapıyı açacağı esnada, geride duran canım yumuşak bir şekilde yutkundu. Efe bu sesi duydu. Bir an için bekledi. Ama arkasını dönüp canımın yüzüne bakmadı. Arkasını dönse canımın mahçup edasını göreceğini biliyordu. Onunla gözgöze gelmenin bu pişmanlığını ikiye katlayacağını da biliyordu. Bu yüzden dönüp bakmadı. Belki de yaptığı son incelik buydu. Başını sağ omzuna çevirdi. Elini metal koldan geri çekti. Sol eli ile sağ elini avuçladı. Aradaki sıcaklık farkı sağ elinin sanki başka bir insana ait olduğunu hissettirirken gözleri bir an beyaz kapıda asılı kaldı. Biraz gülümsedi. Belli belirsiz bir tebessüm doğdu yüzünde. Sadece çok dikkatli bakınca belli olan ya da efeyi yıllardır tanıyan kişilerin anlayabileceği bir yüz ifadesi. Aynı şekilde canım da gülümsedi. Efe beyaz kapıya doğru ilerlerken ‘ vefa’ diye fısıldadı. Canım "öde" dedi. Ve efenin bilmediği bir dilde "vazgeçme sakın" dedi. Beyaz kapının kolundan yakaladı kendine çekti ardına kadar araladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Paraf - 26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;sanki bir ışık barajının kapakları açılmıştı. Bembeyaz bir ışık boşaldı üstüne. Efe gözlerini kıstı. Işık hızla duvarları kapladı ordan yere döküldü. Süratle ilerledi canımın gölgesini ardına düşürdü bankı parlattı. O kadar güçlüydü ki siyah kapıyı bile yuttu gerçekleri aydınlatır gibi siyahı kirli beyaza çevirdi. Siyahın siyah olduğu ancak üstündeki beyazın kirinden anlaşılıyordu. Neden sonra efenin gözleri ışığa alışınca koridordaki beyazkapı sakinlerini gördü. Tanıdığı tanımadığı bir çok insan vardı içerde. İlk mustafayı gördü. Damla da ordaydı. Bir şekilde yağmur ile tanışmalarına vesile olmuş, 2 temmuz altıbuçukta her şeyin noktalandığı saatin batmakta olan güneşi kovalayan gecenin ardından 3 temmuza bağlanan gecede hiçbir şeyden haberi olmadığı halde efeyi rüyasında ağlarken gören damla. Hiç tanımadığı bayan bir avukatın – ismi Perihan olan – damlanın rüyasına girip ‘efe bu gece çok ağladı’ dediği damla. Sabah efeye anlattığında rüyasını efenin evet çok ağladım demektense senin kalbin çok temiz damla diyerek olayı örtbas ettiği, perihanı da ilerde kendisine zıkkımın kökünü pişirecek olan kadın olarak yorduğu rüyanın sahibi damla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz koridorda herkes bir damlaydı. Efe gözlerini tek tek bütün yüzlerde gezdiriyordu. Canım ise yanılmaya devam ediyor efenin yağmurun yüzünü aradığını sanıyordu. Bu imrenerek bakan gözler yağmurun yüzünü arayan gözler değildi. Sayısızca damlanın içinde yağmuru aramak aptallıktı. Yağmur tüm damlaların bütünü onların hepsiydi. Yağmuru görebilmek için bu kadar temiz kalpli damlanın bir araya gelmesi gerekiyordu. Bir zamanlar efeye dediği söz aklına geldi kapıdan içeri bakarken : gerçekleri gözler göremez onlar kalbin içindir.&lt;br /&gt;Minik birkaç adımı ile kapıya uzun beyaz saçlı, bukleli, ışık gibi parlayan bir kız çocuğu yaklaştı. Elinde geniş yapraklı beyaz papatya demeti vardı. Efe yarım adım ile kapının eşiğinde durdu. Başını yukarı kaldırıp gözlerine bakan kız çocuğu ile gözlerini aynı hizaya getirmek için diz çöktü. Küçük kız efenin bu inceliğine teşekkür ederim der gibi bakıp gülümsedi. Çınar ağacının büyüklüğüne bakıp ‘insanlar neden bu kadar büyük olamaz baba’ diyen kıza benziyordu. Efe düşüncelere dalıp gitmişken karşısındaki küçük kız süt dişlerini göstererek gülümsedi. Hoş geldin dedi. Elindeki papatya demetini efeye verdi. Sonra bir hızla sımsıkı boynuna sarıldı. Heyecandan bileğinden kopup efenin arkasına düşen bilekliğinin yokluğunu hissedemedi bile. Efe küçük kıza sarıldı. Küçük kızın açık kumrala dönüşen bukleleri efenin yüzünü kaplayıp su gibi dalgalanmaya başladı.Küçük kızın ipek saçlarında sakladı gözlerini efe. Gözlerini kapadığında mis kokusuna karıştı bir damla gözyaşı. küçük kız yanağını efenin omzuna yasladı .ikisi de birbirini hiç bırakmadan düşünmeye başladılar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paraf – 27&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlk efe düşündü :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- saçların çok güzel kokuyor ama hissedemiyorum onları parmaklarımın arasından kayıyorlar ama görmesem dokunduğumu anlayamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küçük kız büyüklere şakalar yapan çocuk edasıyla düşündü :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ben henüz yaşamıyorum ki henüz gelmedim senin dünyana ben bir ışığım sadece. Senin hayallerinden ihtimallerinden biriyim. Ama sen çok hızlı düşündüğün için şu anda altı yaşındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efe düşünerek devam etti :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- peki bundan sonraki ilk doğum gününde hoop yediye girdiğinde babanın kucağında evinizin bahçesine çıktığınızda henüz yağmur yağmamışken babanın ellerine bakıp kolundaki çizgiyi görünce ne olduğunu soracak mısın ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kız başını geri çekti. Kaşlarını kaldırdı başını iki yana salladı gözleri ıslandı düşünmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yoo hayır yanlış düşünüyorsun ben o kız değilim bi kere çünkü benim fotoğraf makinem var annem aldı üstelik hem insanların neden çınar ağaçları kadar büyük olamayacaklarını biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( biraz durdu ) hem biliyor musun ben gelirsem dünyaya ( efe -gelseydin eğer- diye düzeltmek istedi ) hayır hayır gelirsem dünyaya kolundaki izi sormazdım çünkü senden önce annem anlatmış olurdu çoktan. Hem ben annemle aynı adı taşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efe bu küçük kızın kim olduğunu elinde papatyalarla kendisine doğru geldiği andan itibaren biliyordu. Onun ışıktan saçlarında biraz daha dinlenmek için biraz daha aydınlanmak için yıllar kadar hızlı geçen saniyelerden biraz daha kazanabilmek için düşüncelerini uzatmıştı.Yüzünü toparladı kendine gelmeye çalıştı. Sonra ‘oyun bitti artık küçük kız’ diye düşündü. Sol kolunu gösterdi. "Bak hiçbir iz yok" dedi. Küçük bir ışık parçası gibi titreyen kız dudağını büktü daha fazla gözyaşı aktı&lt;br /&gt;- hayır sen yalan söylüyorsun. Az önce duydum bütün düşüncelerini. Ne kadar da çok olmasını istedin bir an için. Hepsini duydum düşüncelerinin. Hayır hayır biliyorum hala daha istiyorsun. Neden açtın bu kapıyı o zaman.neden geldin peki bu eve. Son gözyaşlarını bize verip vefa mı ödemek istedin ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geriye doğru bastığı her adımda düşünmeye devam eden küçük kız efenin gözünde uzaklaştıkça gitgide büyüyor büyüklerin cümlelerini kullanıyordu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ne düşünürsen düşün . aldığın kararın hesabını veremezsin. Sen daha kaybetmenin ne demek olduğunu bile bilmiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son cümlesini tamamladığında kız 25 yaşına basmıştı bile. Annesi ile aynı yaşa.efe ayağa kalktı. Tekrar gözgöze geldiler.düşünmekten korkuyordu artık.dudakları kıpırdadı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- senin de dediğin gibi yağmur. Sen sadece bir ihtimaldin. Her ne kadar bana ait bir ihtimal olsan da senin gerçek olamama kararını ben vermedim. Bir bedende can bulamayacak olmanın sorumlusu ben değilim. Evet olmasını çok isterdim ama olsun diye de onun hür iradesi ile aldığı kararı ezip ısrar ile bunaltıp gerçekleşmeni istemezdim, istemedim hiçbir zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızın sesi olgunlaştı. Hiç olmayacak annesi gibi konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sen onun bir an önce senin kadar hızlı bir şekilde seni sevmesini istedin.acele edip sana yetişmesini istedin&lt;br /&gt;- ona ‘sana istediğin kadar zaman verebilirim yeter ki sen de bu zamanın sonunda bir karar ver’ dediğim de sen de orda mıydın ?&lt;br /&gt;- o psikolojideki hiçbir insan tamam bana zaman ver diyemez. Zaman ver bana demek verdiğin zamanın değerinin minneti altında ezilmek demektir. O sana arkadaş kalalım dediğinde sen bunu sıradan kızların erkekleri oyuncak etmek için kullandıkları bir laf olarak algıladın. Oysa o seni kaybetmek istemiyordu. Açıkca söyleyemediği tek şey bir zamana ihtiyacı olduğu idi. Sana hayır dediğinde aynı dozda sen de ona ‘ ben senle arkadaş kalamam’ dediğinde bütün bunların yaşandığı 2 temmuzun 6 buçuğundan sonra gelen günlerde bile o hala seni kaybetmek istemiyordu. Hayatından çıkıp gitmeni istemiyordu. Seni arkadaş olarak tutabilmek istiyorsa bir gün gelip seni sevebilmeyi de istiyordu. Anlamıyor musun hala o cesareti inancı ve güveni olduğu zaman sevebilirdi seni ancak. Bu yüzden çekinerek 2 temmuzdan sonra bile seni tutmaya çalıştı. Küs çocuğun gönlünü alır gibi dinlediğin bir şarkı hakkında bir şeyler söylemedi mi sana ? seni yıkan bir ‘hayır’ın ardından acına anlayış ve saygı gösterip yine de her şeye rağmen "arkadaş olarak kalmak istemiyorum" demene rağmen tekrar konuşmaya çalıştı seninle. Ama sen onları sıradan basit diyaloglar sandın. Sana yaptığı her inceliklere rağmen sen kalktın ona – &lt;strong&gt;sanane bu yangının sardığı adamdan geleceksen adam gibi gel yok hala gitmekte isen dönüp dönüp de ardına bakma git&lt;/strong&gt; – dedin. Onun da bir gururu vardı seninki kadar değerli. Bir kez aldı ayağının altına arkadaşlığını istememene rağmen tekrar seninle konuşmak isteyerek. İkinci kez ezdirir mi bir insan gururunu. Ve gitti. Bi daha dönmemek üzere gitti. Hatanı burada bile anlayabilmiş değilsin. Sen bir an önce her şey olsun bitsin istedin. Ve her şey oldu bitti ama istediğin gibi değil !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efe dudaklarını dişlerinin arasında kıstırdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bazen sana hak veresim geliyor yağmur. Bazen de hiç gerçekleri yansıtmıyor sözlerin. Ben bu çelişkilerle yaşayamıyorum. Dediğin gibi arkadaş kalabilirdik. Ve ben hep onun yanında olurdum. İyi gününde kötü gününde hatta en mutlu gününde bile değil mi ? unutamadığı adamla tanıştırdığı günde bile değil mi ? sence içimdeki acıyı taşıyabilir miydim o ana kadar.bu acının yükünü bir incelik yapıp da kendini benim yerime koyarak düşünebildin mi hiç ? sen bu yükü taşıyamazsın. Bedenin yok çünkü senin. Söylediğin her şey çelişkilerle dolu ihtimaller dahilindeki hayallerden ibaret. İsterdim ki kısacık zaman sandığı 20 günde çok sevebileceğime şaşırmasaydı. Yine her nasıl istiyorsa öyle olsundu ama keşke gerçekten sevdiğime inanıp bir "hayır" deseydi yine de. O zaman bu hayır bütün bu yanan hayallerin sönmesine yeterdi bile. Senin ondan tek farkın inanman. Ortak özelliğiniz ise anlayamaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efe başını yukarı kaldırdı son cümlesini kurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- beni hayatından kaybetmek istemediğini anlayamayacak kadar çok inanmıştım ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur umursamaz bir tavırla gülümsedi. Yavaşça yok olmaya başladığında hala sesi duyuluyordu&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;6 yaşımdayken omzuna döktüğüm gözyaşları karışıp gittiğin karanlıklarda gecede veya gündüzde mevsimsiz bir şekilde ansızın zamanlarda tekrar ıslatacak seni yürüdüğün her yolda. Anla ki o zaman senin doğa olayı diyeceğin damlalar benim gözümden düşen tanelerdir.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Duyuyor musun baba ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efe annesinden çok babasına benzeyen bu kızdan baba kelimesini duyunca sendeledi. Duyduğu tiz bir uğultuydu. Papatyalar elinden kayıp düştü. Sol elini karnına götürdü. Yumruk yemiş gibiydi. Sağ eli ile kapının eşiğinden tutunmasa çoktan hissetmediği bacaklarını üstüne düşecekti. Baba .. baba .. bir film gibi koptu bütün hayalleri.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Alo canım duyuyor musun beni hamileyim dedim …. Ne nee dedin aşkım .. beyefendi gözünüz aydın bir kızınız oldu … iki milupa bir prima bir de ıslak mendil ne kadar borcum … yoo hayır canım o okul olmaz çok uzak … ve cin ali topu tuttu .. sayın seyirciler .. olley şampiyon cimbom di mi kızım … annen gibi fenerli misin yoksa.. hayır baba fener değil bi kere Fenerbahçe .. anlaşıldı efendim .. biz annemle özel bir şey konuşucaz baba lütfen çıkar mısın odamdan .. kızınızın sayısalı çok kuvvetli dilbilgisine ağırlık verirse seneye iyi bir üniversiteye rahatlıkla girer .. aldığım burs yetiyor babacım annemi ve seni çok özledim londradan sevgilerle … senin kızın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur hiç durmadan devam etti. Efe tükenmiş gözlerini kaldırdı ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Biliyor musun baba ? birkaç saniye önce benim doğum günümdü ve sen bunu unuttun .. şu anda anneler günü ve ben anneler gününde arkadaşı kendi şiirini tahtada okurken en arka sırada herkesten habersiz gözyaşlarını sırasına dizip defterinin yapraklarına yanağını koyup boş satırları ıslatarak anne diyen çocukların acısını yaşıyorum .. birkaç saniye sonra babalar günü o elinden düşürdüğün papatyaları baba kelimesine aklım ilk erdiği yaşta işten eve geldiğinde kapıyı sana açıp ben vermiştim ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman bir o yana bir bu yana gidip geliyor yağmur gittikçe hızlanıyordu. ışığı kaybolan yağmurun son sesi duyuldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hatırlıyor musun baba ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bomboş beyaz koridorda sadece sık yağan bir yağmur vardı. Ayak bileklerine kadar yükselen suyu bile hissetmeyen efe sadece yitip giden kızının ‘ hatırlıyor musun’ sorusunu duyuyordu. Sağ eli yavaşca eşiğin kenarından kayıp diz kapaklarının üstüne düşene kadar geçen saniyelerde hatırlamaya başladı .. yere düşen her damlada gerçek hayal birbirine girdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamamda ilk gözyaşları mp3 .. . İlerde bir gün bu elma kokteyline benzer bir şeyler içersem bugünleri hatırlamaktan korkuyorum … ben bu sözü bi yerden hatırlıyorum .. ben de içgüdüm .. o zaman zorla ağzımı kapatmıştın sus artık yağmur geliyor bak demiştin … anlamı ne …. Yeryüzüne en yakın … sen meteroloji mi okudun … yok işletme … konusu neymiş … felix ve lola … sen ne kadar sosyalsin kızım yaaa ..bunun markası olympus … istanbulda ilk gezinti.mp3 … burada iniyoruz sanırım … eminönünde tarihi bir hamam …sen en çok hangi çiçekleri seversin .. gülbahar.mp3 … ne tür müzikler dinlersin … ben çilekli sevmiyorum bize iki tane kahveli verir misin … hoşlanıyorum .. söyleyecek misin … gerçi söylemişti unutamadığım biri var demişti … söyle bak acele et hızlı ol sen kazanırsın … bunu ona yapmaya hakkım yok … şişt geliyor tamam suus .. evet alalım ifadenizi beyefendi .. dur oğlum sakin ol şimdi gözlerinin içine bak seni seviyorum de …. Anlıyorum ama söylemiştim unutamadığım biri var demiştim .. bunu dinlesene bi …çok güzel kim söylüyor .. nada karşı pencere film müzikleri … ama söyledim söyleyip de rahatlamak için söylemedim&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım, bankın karşısında sırtını dayadığı duvardan yavaş yavaş kayıp, başını dizlerinin arasına alırken efenin parmakları beyazlıktan ayrıldı. Son gördüğü upuzun beyaz bir koridor ve hissettiği son şey saçlarından akan yağmur damlalarıydı. Kolları iki yana ip gibi sarktı. Kendisini dik tutan bilinci yavaşca onu öne doğru bıraktı .. rüzgardan yorgun bir tül yavaşlığında düşmeye başladı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Seni kolundan tutup çekmiyorum sadece hoşlandığımı söylüyorum .. sana iyi geceler dileyecektim çok yorgunum hoşça kal .. Mustafa öldür beni .. bil mukabil … kendine gel manyak herif .. emre bi sen misin kaybeden …. bırak onu elinden … hayatı zehir ettin .. onu botlarını bağlamaya üşendiğin gün düşünecektin .. korkmasın söylesin …. Meleke … zararın kendine senin inceldiğin yerden kopacaksın bir gün .. merminin birini kendine sakla .. haberler başlıyor .. saat altı buçuk .. iyi günler haftalar aylar yıllar … kutsal mabedine girdin .. 6 yı bitiriyorum hoop 7 ye giriyorum .. (bu nedenle kalp kasının bu özelliği) … bu nedenle yağmur …(hep ya da hiç kanunu) … ben seninle arkadaş .. (olarak bilinir) .. olarak kalamam .. yağmur rahmettir evlat …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Beyaz kapının eşiğinde yağmur damlaları tertemiz bir ağacı yıkıyordu ! yüzüstü&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Baba bu ağacın ismi ne … emre o sümüklü kızın adını sorma… toprak kaya 25 yaşında bu sabah getirildi .. bir gün toprak olacağım diyerek yaşanmaz emre .. hangisi sensin bunlardan .. yağmur gelinlik evinin ilerisinde …. ne demiş ne demiş benimle evlenir misin demiş .. insanlar niye bu kadar büyük olamaz … hangi milletin askeri olduğunuzu unutmayın ..bu nedenle yağmur … bu nedenle .. neden belirtme .. bu nedenle .. neden .. neden .. neden … çünkü bizi böyle yaratmış Allah .. şimdi kime sığınıp kimden yardım isteyeceksin … aferin iyi yaptın mutlu musun şimdi …mutluyum lan mutluyum .. ha hahaa sinirlenince pek bi şeker yalan söylüyorsun .. sus lütfen sus artık … niye yağmur mu geliyor … burnum kanıyor … yağmur gelmezse toprağın hali nice olur evlat .. ellerindeki kanı yağmur temizliyordu tarlası kuruydu ama … istanbula giden ilk uçakla ..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efe düştü&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Kızım kıpırdamadan yatıyor öyle yüzüstü kalk diyorum kalkmıyor herif … çok kan kaybediyor .. bilinci kapalı Mehmet bey .. niye yağmur mu geliyor .. nabız yok nabız yok gidiyor .. geleceksen adam gibi gel .. yok hala gidiyorsan dönüp dönüp ardına bakma .. pişman mısın … evet alalım ifadenizi beyefendi … canım yanıyor .. hastayı kaybediyoruz .. niye yağmur mu geliyor .. gel .. ardına bakma … nefessin tuttuğum hala içimdesin .. yıllar geçse de aynı yerde kalacaksın emre … hala içimdesin .. nefes .. solunum durdu .. kalp durdu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman durdu beyaz koridorda. Koridorun en uzağındaki parlak noktadan bir ışık koptu.canım korkuyordu. Başını dizlerinin arasından kaldırıp efeyi o halde görmekten korkuyordu. Bir gürültü koptu koridorun derinliklerinden. Canım sandı ki duvarlar yıkılıyor. Peşpeşe gök gürültüsü duyuldu. Az önce kopup gelen ışığa aitti bu ses. Zemindeki bir karış su sesten titredi. Işığın koptuğu noktadan gelen seyrek ve cılız dalgalar efenin yarısı suyun içindeki saçlarını okşadı. Yeni ışık o kadar güçlüydü ki eski beyazın üstüne değince kör edecek kadar bir beyazlık oluşturuyordu.zaman duvara çivili eski bir saat gibi durmuştu.ışık adım adım havadaki damlaları yakalıyordu.damlalar havada o halde asılı kaldı.yağmur o halde durdu.&lt;em&gt;çünkü efenin git dediği yağmur geliyordu bu kez. Efenin adam gibi gel dediği yağmur geliyordu&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;tüm damlaların en güzel yağmuru eski dar sokaklardan yürür gibi geliyordu. Suyun üstünde yüzdürdüğü ışıktan beyaz eteğinin uçları yağmur suyunda süt gibi yayılıyordu.yalınayak attığı her adımda, kumsalı köpürten sakin gece dalgalarının sesi vardı. Karanlık gözbebekleri, ışığı yutup tekrar teninden dışarı veriyordu. Işık yağmurla birlikte efeye doğru yürüyordu. Zaman durmasa saniyede üçyüzbin kilometre hızla gidecek olan ışık maddeyi yutuyor ışıktan kopan bütün foton zerrecikleri damlaların içine giriyor, onları yerçekiminin çekemediği tek şey olan ışık taneciklerine çeviriyordu.bütün taneler bembeyaz bir uzay boşluğundaki yıldızlar gibi parlıyordu.yağmur bu yıldızların arasından geçerken hepsi birer gezegen gibi, yağmurun güzelliğinin ışığında daha çok aydınlanıyorlardı. Ve Efendisine amade bir bedenin sessizliği ile donuyorlardı.yağmur efeye geldi başucunda yavaşça oturdu. Sol elini zemine yasladı. Sağ elini efenin yarısı suyun üstünde kalan saçlarında gezdirdi. Toprak kokusunun, çiçek kokularını bastırdığı, güneşin bulutları yolcu ettiği, bir bahar ikindisinde, bir ağacın altında sevgilisinin saçlarını okşayan bir sevgili sessizliği ile durdu biraz. Teninden yumuşak sesi yayıldı havaya&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- toprak beni duyabiliyor musun ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bembeyaz eteği efenin saçlarını aydınlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- toprak sesimi duyabiliyor musun ? ben geldim senin yağmurun .. toprak lütfen uyan ..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur'un gözleri doldu ..&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- ben seni hiç kaybetmek istemedim.ben hiç gitmiyordum dönüp dönüp ardıma bakmadım hiç. hep yanında kalmak istedim git dediğinde bile. Az bir zamanda bu kadar çok sevmen korkuttu beni. Basit sıradan bir insan olmaktan korkuyordum.o şarkıları hep senin gibi birisinin dünyasını tanıyabilmek için göndermiştim. Seninle sohbet etmek hoşuma gidiyordu. Temmuzun sonunda bile, çok sevindirdin beni doğum günümü kutlayarak .. gitmeden önce vedalaşmak için geldiğin günü hatırlıyor musun ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur efe'ye doğru eğildi&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- hatırlıyor musun son vedanı ‘ben artık askere gidiyorum sanırım bir daha görüşemeyiz’ dediğinde bile çok korktum. Ben mi seni yarı yolda bırakıp gittim sen mi beni toprak ? sana hayırlı tezkereler demekten çok daha fazlasını söylemek isterdim. Söyleyemediğim her şeyi söylemek istiyorum lütfen kalk.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camdan kayan bir tane gibi bir damla süzüldü yanağından. Hemen peşinden bir tane daha süzüldü. Gökyüzünde süzülerek birbirine eşlik eden, iki beyaz güvercin gibi süzüldüler yanağından. Tüm damlalar havada durmuş beklerken, gökyüzüne bakan hiçbir gözün göremeyeceği kadar nadir, ışıktan damla kadar narin, iki yıldız kaydı teninden. Uçurumdan düşer gibi boşluğa bıraktılar kendilerini .. bütün yıldızlar döküldü .. bütün damlalar düştü.. yağmur yeniden başladı .. zaman yeniden başladı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- toprak lütfen kalk .. yeniden en baştan başlayalım&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;vf/vt devam ediyor efendim .. acele edin QRS volümü ayarlayın 200 jul başlıyoruz .. lead selecti paddle a getir hadi hadi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- toprak ..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;0,9 ml adrenalin + 300 jul tekrar… tekrar&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- duymuyor musun yoksa artık beni&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;nabız yok Allah kahretsin.. bi kez daha.. hadi oğlum hadi aslanım.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmurun gözyaşları efenin alnından süzüldü gözlerine ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Son kez 360 julden giriyoruz .. jelle şunları çabuk .. anne kalk diyorum kalkmıyor&lt;/em&gt;!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- TOPRAK, SENi SEViYORUM !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nabız geldi .. döndü ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;paraf – 28&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini araladı tekrar.&lt;br /&gt;başını yavaşça kaldırdı.&lt;br /&gt;Gözlerinin karşısındaki gözlere baktı.&lt;br /&gt;Küçük kızın sütdişleri her gülüşünde daha çok parlıyordu.&lt;br /&gt;kızın gözlerinden kurtarmaya çalıştı kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- saçların çok güzel kokuyor gözlerin de çok güzel.&lt;br /&gt;- teşekkür ederim&lt;br /&gt;- adın ne senin ?&lt;br /&gt;- benim adım konmadı henüz . senin ismin ne peki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülümseyerek kızın kulağına yaklaştırdı dudaklarını. Kokusunu son kez çekti içine.yavaşça fısıldadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- benim adım emre&lt;br /&gt;- anlamını biliyo musun peki ?&lt;br /&gt;- hım . aşkla ilgiliydi sanırım&lt;br /&gt;- çok güzel bi adın varmış&lt;br /&gt;- teşekkür ederim küçük kız .. benim gitmem gerek&lt;br /&gt;- yine gelcek misin peki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre sustu hiçbir şey söylemedi. Ayağa kalktı. Bir adım geri çıktı kapıdan.tüm beyazkapı sakinlerine baktı. Çokluğuna aldırmadan damlaların geneline söyledi içten gelen son sözünü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- üzgünüm ! sizinle birlikte yaşayabilme yetisine sahip değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canımın varlığını hissetti tekrar. Ve canının son kez yandığını. Elinden kayıp giden papatyalar bilekliğin üstüne düştü.sağ eli ile kapıyı tuttu. Yavaşça kapadı kapıyı.ışık hızla çekildi. Her şey griye döndü. Emre hala arkasına dönüp canımın yüzüne bakmıyordu. Yüzündeki sadakati görebilirdi. Üstelik bu ona güven de verirdi. Ama korktuğu canım ile gözgöze gelmekti. Onun gözlerine bakınca içinden geçen bütün yanlış yapıyorsun cümlelerini duyabilirdi. Keskin bir bakışla yüzünü siyah kapıya çevirdi.canıma sanki çok uzaktaymış gibi bağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ayağa kalk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canım yeniden doğruldu dimdik ayakta beklemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- söylesene canım kaybetmek ne demek ?&lt;br /&gt;- kaybetmek beklemek değildir, vazgeçmektir kaybetmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört adımı siyah kapıya doğru hızla atarken bile bağırıyordu.bilmeceli şiir gibi bağrışmaya başladılar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- kaybedecek bir şeyi olmayanın neyi vardır canım&lt;br /&gt;- korkusuz cesareti&lt;br /&gt;- peki korkusuz cesareti olana ne lazımdır&lt;br /&gt;- sadece şans emre&lt;br /&gt;- bilemedin canım sadece hırs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah kapının tam karşısında durdu. Biraz bekledi sözlerine devam etti :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insan en sonunda aklını kaybettiği için deli olabilir.sana kaybedilemeyecek tek şeyi söylüyorum canım. İnanmak . insanın kendi varlığına inanması gerçeklere attığı ilk adımı gösterir. İnançsızlar bile inanmamaya inanırlar. İnsan neye inanırsa onunla yaşar. Aşkla ilgili hayallere inanmak aldanmaktır, sabırsızlık değil. Delilerin bile inandığı bir şey vardır bizim bilemediğimiz. Demek ki kaybetmek bu hayallere inanmakla başlıyormuş. Ben artık neye inanıyorum biliyor musun ? varlığına inanıp kaybettiğim bütün duyguların hepsi, hırs kadar güçlü değildir. Bir insanın bunlardan başka kaybedecek neyi olabilir ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canım &lt;strong&gt;‘canın’&lt;/strong&gt; diye mırıldandı ama emre duyamadı bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece hırs dedi ve olanca gücüyle bir tekme ile kapıyı ardındaki duvara çarptırıp sektirecek kadar açtı. İçerdeki dipsiz karanlıktan bir çığlık koptu ‘ eyvah bu akşam mesai varmış’ gürültüler rüzgar gibi çarptı suratına.her yeri siyah kapladı.kapıdaki boşluk tüm ışığı içeri çekiyordu. Canımın gölgesi tekrar emrenin ayaklarının dibine düştü. Gittikçe titreyen gölge canımdan koparak karanlığa savruldu. Emre kendi omzuna çevirdi başını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- karar kimin&lt;br /&gt;- karar senin&lt;br /&gt;- sen kimsin&lt;br /&gt;- ben senim sen de sen.&lt;br /&gt;- karanlık olmasaydı yıldızları göremezdik&lt;br /&gt;- sana ışık verecek olan güneşim ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre gözlerini karanlığa alıştırmaya çalıştı. Canım yanındayım her daim dedi ve birkaç adımla emreden 2 adım geride refakatçi gibi dikildi. Emre ilk adımını kapıdan içeri atıp bekledi. Konuşmadan anlatamayan insanların bağrışmaları yankılanıyordu içerde. Sesleri anlamaya çalıştı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;paraf – 29&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;borsanın ikinci seansının başladığı, dolar euro paritesindeki düşüşler, bankalarda sıranın geldiğini bildiren numaratörlerin dijital sesleri, telefon sesleri ,insan kaynakları müdürlerinin biz sizi ararız nameleri , benim sipariş hazır mı usta cumartesi yükleriz pazartesi mal sende abi lafları,manav amca bu akşam misafirimiz var babam selam söyledi iyisinden karpuz verecekmişsin diyen ufaklığa kelek yapan manavın kahkahası,bir poz da ben çekebilir miyim babacım diyen kızına kurcalama evladım kıracaksın makinenin bi tarafını şimdi diyen babanın kırdığı minik kalbin sesi, mantık evliliklerindeki nikah şahitlerinin alkış sesleri, akşam haberlerde banka hortumcularına nasıl hortumladınız devleti vicdansız herifler diye küfredip ertesi sabah e-5 te bir araçtan çorba parası adı altında rüşvet alan polisin höpürdeterek içtiği çorbadan çıkan kaşık sesleri, çığ gibi kapıdan dışarı akıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre içeri doğru bir adım daha atınca karşısına biri bayan, biri kel mavi gözlü, biri fodul kahve gözlü iki erkek belirdi. Erkeklerden fodul olanı azarlar gibi emreye bakarak çok geç kaldığını 10 dk sonra toplantının başlayacağını söyledi. Kel olanda elindeki siyah takım elbiseyi giymesi için emreye uzattı. Gözlüklü ve küt saçlı kadın elindeki raporları incelerken emre bu keskin koku ne diye sordu ? fodul yanıtladı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- burada kimse boş durmaz çok koştururuz boş işlerle uğraşmayız çok çalışırız lüzumsuz işlere vaktimiz yoktur haliyle koştur koştur terliyoruz işte. E malumunuz biz çelişmeyiz sadece çalışırız gerçekler adına çalışırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pantolonunu giyip kemerini takmakta olan emre adamı tersledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hayır onu biliyorum zaten. bu biraz yemek kokusuna benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küt saçlı kadın başını raporlardan hiç kaldırmadan cevapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o koku sizin evden geliyor. Karın evlilik yıldönümünüzü unutacağın için akşam yemeğinde sana zıkkımın kökünü pişiriyor. Evet işte buldum geçen sene de bu vakit aynı yemeği yemişsin ondan önceki sene de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre "anladım" dedi saatini takarken.bir yandan beyaz gömleğini giyiniyor bir yandan da ‘galiba burada beyazı sadece siyahı göstersin diye kullanıyorlar’ diye düşünüyordu. Kravatını taktı. Giymesi için kendisine ceketi tutan mavi gözlü kele arkasını döndüğünde banktan kalktığından beri yüzünü görmediği canım ile gözgöze geldi.siyah ayakkabılarını giyip bir iki adım yaklaştı kapının dışında bekleyen canıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- üzgünüm ben..&lt;br /&gt;- evet anlıy..&lt;br /&gt;- ben bir şey söylerken lafımı kesme sakın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sigara yaktı. Kravatını düzeltti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- neye üzgün olduğumu bile bilmiyosun. ( saatine baktı) üzgünüm benimle gelmiyorsun. Buradan bi adım içeri atarsan yanarsın. Sen yanarsan canım yanar. Ve hayatımda alacağım ciddi kararlara duygusallık bulaştıracağın için benim menfaatlerime zarar verirsin. Senin üzerinde taşıdığın hisleri taşıyacak gücümü daha mantıklı işlerde kullanmam gerek.beni arama ya toplantıda olurum ya firma dışında ya da iş gezisinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canımın gözleri doldu. Ama taşmasın diye hiç kırpmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- her ne kadar yanında acını seninle birlikte yaşamış olsam da sen zamanla çok önemli işlerin yüzünden hepsini unutacaksın. Senin için önemli olan mantık, elindeki şemsiye gibi ıslanmaktan koruyacak seni ve sen yağmurların ıslattığını unutacaksın. Hiç unutmayacağını bilsem o kadar çok isterdim ki gerçek adının anlamını unutmamanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- beyefendi kusura bakmayın ama söylediklerinizden bir şey anlamıyorum. Ayrıca benim bir an önce uçağa yetişmem gerek. İzmirdeki işlerimi çoktan bitirdim.&lt;br /&gt;- yolun açık olsun emre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emre arkasını döndü hızlı adımlarla karanlığa karışmaya başladı. Canımın emreye ait gördüğü son ışık ceketinin üzerinden taşan gömleğinin beyazlığı oldu. Bir yıldız gibi söndü. Siyah kapı büyük bir gürültü ile kapandı. Canım bu gürültüden refleks olarak gözlerini kırpınca toprağa bir damlası düştü. Yavaşça banka oturdu. Duvarlar eridi yanında ceviz ağacı bitti. Sessizlik çöktü her yeri kapladı her şeyin üstünü örttü uzaklaşmakta olan mustafanın ayak seslerini bile yuttu. Canım yerdeki parlayan bilekliği fark etti. Eline aldı üzerindeki ismi okudu. Yıldızlara baktı .&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;- yağmur ben senden hiç vazgeçmedim !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedi. Bir yıldız söndü. "Yıldızları görmemizi sağlayan karanlık değil onların ışığıdır" dedi.&lt;br /&gt;Kuzeyden gelen yağmur bulutları gökyüzünde toplandı. Yere ulaşan ilk damlalar toprağa değdiğinde karanlık simsiyah perde gibi her yeri kapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah doğan güneşin ışıkları, gerçeklerden başka bir şey göremeyenlerin hiçbir zaman göremeyeceği, ceviz ağacının kuru dallarında asılı canım'ın cansız bedenini aydınlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Paraf – 30&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senin de hayallerinin, bir gün gerçek olması dileği ile ..&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SON&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-1489133215633364808?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/1489133215633364808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=1489133215633364808&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1489133215633364808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/1489133215633364808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/07/yamurdan-sonra-5-blm_30.html' title='Yağmur&apos;dan Sonra ( 5. bölüm)'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2043/2659280390_638a6c8cb9_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-7996925690890199006</id><published>2008-07-30T12:23:00.002-07:00</published><updated>2008-07-31T01:55:46.059-07:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 6. bölüm)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SON&lt;/strong&gt;’un başlangıcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimden: Toprak&lt;br /&gt;Gönderilme Tarihi: 30 aralık 2006 01:11:08&lt;br /&gt;Kime: Yağmur&lt;br /&gt;Konu: ’’’’’’’’’’’’’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi günler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;size ait bir fotoyu flickr'ımızda kaynak göstererek kullandık. eğer intihal yapmak suretiyle eserinizi gasp ettiğimizi düşünür iseniz durumu bize bildiriniz fotoğrafı yayından kaldıracağız..yok mesele bu değil aslında.bir mesele veya konu bile yok zaten.şu (Konu:) yazan satıra 15 kez baktım.mail için başlık yazmam gerek galiba diyeve o başlık da mailin içeriğinin ana-teması olacaktıama gördüğün gibi ya da göremediğin gibi yok işte.bir 'özür' bir 'af' bir ' gel ' demek de değil bunlarhepsi yapmacık kalıyor çünkü-özür- değil çünkü: kabahat özürden büyük. kontrolsüz gücümle girdim hayatına. flicker'ini mahfettim sanırım .. bu özür değil sana yeni adresten pro sunu alayım da değil .. -af- değil çünkü: söylemesen de bir gün affedeceğini biliyorum.. daha neler yaşayacaksın ki hayatta bu benimkisi anca -bir çocuğun yaramazlığından ibaret- olacak senin için .. bir tebessüm olacak hatırladığında ya da orta büyüklükte bir gülümseme olacak senin için.. kin duymayacağın gibi özlem de duymayacaksın .. bunlar yaşanıp bitirilen şeylerden.. ki benimkisi biraz uzun sürdü desem de inanma.. ne kadar süreceğini bilmiyorum çünkü.. her sabah 'madem ki yeni bir gün' diyorum daha cümlenin devamını getirmeden yeniden başlıyor her şey .. en baştan .. güneş yükseliyor burda, hislerim de yükseliyor.. gün bitiyor gün batıyor .. ben de ne bir şeyler bitiyor ne dünyalar batıyor.. hep dilde kalıyor konsantre mottoları.. 'bugünden itibaren sigaraya son kırmızı et yok düşük kolestrol' diyen iradesiz diyetçilerin sahte rejim listelerine dönüyor planlarım .. bitsin isteyemiyorum .. bitecek diyorum.. bitirmek için başlayamıyorum bile .. çünkü başlamak istemiyorum .. diri diri toprağa gömülmüyor işte böylesi .. bu bir gel demek de değil .. bildirgeçteki yazıyı sonuna kadar okuduğunu düşünerekten konuşuyorum eğer okumadıysan buranın üstünden atla geç .. gel demiyorum .. 75 sayfa gel anlamına gelen bir yazı yazdım çünkü .. bunun anlamını da ben yoruyorum .. her şey üstüme geliyor bi sen yoksun diyor muyum .. evet diyorum .. çünkü zeki olduğunu biliyorum .. alçaktan konuşmayacağım bu kez .. mütevazilik de yok .. ben aptalım sen benden daha az aptalsın demek yok .. ben zekiyim sen benden daha zekisin .. dua isteyenler şunum olsun bunum olsun derken sen hep akıl istiyordun hatırladın mı ? .. erkek olsan yine aynı denli hayran olurdum sözlerine tek farkı aşk olmazdı o kadar .. bunlar 'gel artık dayanamıyorum' demek değil .. itiraf mı .. belki .. evet haklıydın .. ben gerçekten aşkı bilmiyordum .. çünkü sadece senden hoşlanıyordum ve son sürat sevmeye başlıyordum .. ama henüz seni deli gibi sevmiyordum .. evet 20 günde deli gibi aşık olamazdım .. deli gibi sevemezdim .. çünkü o zaman kelimeleri biliyordum ama anlamlarını bilmiyordum .. çünkü anlamlarıyla yaşamıyordum kelimeleri .. o zamanlar birden bire içimdeki seslere '' lütfen susun artık nolursunuz '' diye seslice hitap etmiyordum .. sonra etrafıma bakıp kimseyi göremeyince sevinmiyordum .. evet çok şükür kimse duymadı bunu .. çok şükür yalnızdım .. kendi kendime yardımcı olarak yaşıyorum artık .. kimsenin dermanı bana göre değil .. biri düşmüş ayağını kırmış güya ben ona üzülüyormuşum .. günler geçmiyormuş askerlik bitmiyormuş meğer bu yüzden durgun muşum .. en iyisi böyle zaten kestirip atmak .. eskiden yok bişeyim diyordum inanıyorlardı .. ama şimdi yutmuyorlar artık .. tam bir saat önce böyle bi yazı yazıp sana mail olarak atmak bile yoktu kafamda .. gmaili açtım .. 6 aydır göremediğim bi şeyi gördüm .. gmail gtalkdaki konuşmaları saklıyormuş .. onları okudum .. ilk başlangıcı şöyleydi : ( msn deki iletiler düzgün gitmediği için gtalka geçmiştik ) .....bunları okuduktan sonra bilgisayarı kapadım .. dışarı çıktım .. yasak olduğu halde gecenin birinde gidip sigara aldım .. çıkmadan rebel moves satisfied'i i-pod'a indirmiştim .. yarım saat sonra geldim .. yatmaya gidiyordum ki yazmaya karar verdim .. bu geçmiş konuşmalarden cesaret aldım .. çünkü seninle nasıl konuşabildiğimi unutmuştum .. senin ağzından ben konuşuyordum sadece .. her şeyi kendime göre yoruyordum işte.. yorum yorum yoruldu kelimeler .. ben yorulmadım henüz .. başım ağrıyo dedim öğlen biraz uyudum .. tahtadan bir ev varmış .. 4 tane kalın kerestenin üzerinde duran 4 penceresi doğuya bakıp güneşin sarı sarı vurduğu bir ev .. içinde sen varmışsın ama göremedim seni .. her bir pencerede bir minik saksı her bir saksıda da birer tane mor bi çiçek .. aslında o çiçeklerin gerçek hayattaki rengi turuncu .. hani parklarda olur ya borç batağında yüzen belediyelerin ucuzca diktiği çiçeklerden böyle mandalina gibi yarım top şeklinde başı olur o çiçeklerin .. her neyse bunlar mordu ama .. seninmiş çünkü çiçekler .. en baştaki pencerenin üzerine not bırakmışsın bana bu flickerdaki add note ye benziyodu kağıt .. '' sen de benim yüzümü kızartmıştın '' yazıyordu kağıtta .. ilk defa bi şeyi düzdün okuyabildim bu sefer rüyamda .. bu yazıyı okuduktan sonra her penceredeki çiçekler tek tek solmaya başladı .. 4 pencerenin 4 mevsimi evin bir ömrü temsil ettiğini yorsam da .. rüyalarla hüküm verilmez dedim geçtim işte .. senin hislerine dair hiç bir fikrim yok .. keşke tahminlerimin olduğu miktar kadar fikirlerim olsaydı .. gerçi demiştin ya zan etmeyiniz diye .. sen her şeyi dedin her şey de çıktı işte .. bu yara da kapanır tabi ki .. yok izi de kalmaz estetik var .. sakat bırakır mı .. neden olmasın .. böylece bi daha yanlış yerde ve yanlış zamanda doğruları söylemem ben de .. .. yazı bittiğinde kafamda sadece son gece vardı .. burdan çıkıp gideceğim son gece .. her şey yazıldı planlandı senaryo gereği canlandırılıp kurguya riayet edilecekti .. yönetmen motor dedi .. ve çekimler başladı .. mustafaya hiç bi zaman yavuzun seferinden bahsetmedim - mustafa izne gitti geçen gün .. bi gece nöbette üşümesin diye yanına gittim sohbet etmeye. durduk yere ben sormadan bana köydeki bi kızdan bahsetti .. izne gittiğimde ne yapayım diye .. ben yazıyı bitirdikten 10 gün sonra anlattım mustafaya .. bugün yemek masasında komutanın ufak oğlu dünya atlasını unutmuş .. ben kendimi askerlere iki saat boyunca bir şeyler anlatırken buldum.. bunun gibi bi kaç olay daha var detaya girmek istemiyorum .. bi kaç şey gerçekleşiyor .. ya da istemimdışında gerçek oluyor .. ama güzel şeyler oluyor sadece .. son gece neler olacak bilmiyorum .. ne sihirdir ne keramet diye devamını hatırlayamadığım bir kalıbı koyup bunları anlatmanın yersiz olduğundan bahsedebilirdim .. bunlar insanlara özel gizli midir sırlı mıdır her neyse onlardan sanırım .. aslında her daim var olan bakıp da göremediğimiz detaylar diyelim de bilimsel olsun son gece senaryoya bağlı kalmadan doğaçlama mı yapmam gerek .. hayır .. çünkü hislerini bilmediğimden hissiz bir şekilde oynayamam artık .. işin aslı şu ki .. son gece ilk gece değil mesele .. bu son sigaram da değil .. ben sadece bunun insan iradesi ile bitirilebilecek bir şey olmadığını bilip bundan emin oluyorum .. hayatı hayattan öğrenmek ne kadar zevkli .. onlarca kitap okusam kaderin ne demek olduğunu bu denli anlayamazdım sanırım .. ya da neo nun uyanmasına bakıp hz alinin 'insan öldüğü zaman uyanır' kelamını algılamak, matrix gibi dünyanın sanal yalan olduğunu kavramak gibi hayata bakmak .. hep o kötü birilerinin hayatı matrix’e çevirmek istediklerini görmek .. başını kaldırıp uyanmak isteyenlerin başını koparıyorlar. Neo gerçek hayatta kim bilmiyorum ama ben ne o’yum ne de buyum. Kendimce çıngırak gibi sallıyorum satıları. Uyuyan millet uyansın diye.kendimle birlikte yazıyı da toparlamam gerekirse ; bazı şeyler var. gecenin karanlığında daha etkileyici oluyor .. yatağından kapının arkasında asılı duran montu insan gibi sanıp korkmak, gündüz korkusuzca alıp giymek gibi .. uyunulmayan karanlıklarda selim ışık olmak.. sabah güneş ışığında özbenliğine dönüp servise yetişme telaşına kapılmak gibi .. gündüzleri yatağa uzanmak yatmak geceleri ise yatağa yıkılmak gibi .. nereye gittiğini unutup tramvayın el askısından tutunmak gibi .. tutunmasan yıkılacağına inanmak gibi .. fida film arasında 15 dakikada ana karakteri canlandırmak 1 haftaya kalmaz her şeyi unutup mutfakta salata yapmak gibi .. benim hislerim gündüzleri de devam ediyor .. film gösterimde kalksa bile ana karakter rol ile birlikte üstüme yapıştı .. bi de sit-com mu denesem diyorum gülümsemek için .. kendi kendime gülüyorum usulca .. kendime göre yazmanın tadını çıkarıyorum .. kendime göre çok güzel yazıyorum .. kendime göre benden zekisi yok burda .. burada her sorulanı bildiğim için 4 aydır dünyanın en zeki insanıymış gibi yaşıyorum .. ben kendime göre seni yaşıyorum sadece .. yaşadığımı yazmak değil yaşayamadıklarımı yazmak daha heves dolu oluyor .. konuşmaktan korkuyorum artık .. aslında çok gevezeyim dinlemesini bilmeyenler için .. çok da güzel konuşurum onlara göre .. ama dinlemesini bilenler karşısında iki kelimeyi bir arada bir derede bırakıyorum .. yüzüme baksan konuşamam karşında .. bu asker mektubu değil .. asker adam bekleyenine mektup yazar .. bu beyazlık senin kapının beyazlığı .. kapıyı açsan 3 cümlede tıkanırdım .. Allah'tan evde yoksun da not bırakıyorum şu anda.. geldiğinde okursun..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8639910536540408294-7996925690890199006?l=deyimyerindedegilse.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/feeds/7996925690890199006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8639910536540408294&amp;postID=7996925690890199006&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/7996925690890199006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8639910536540408294/posts/default/7996925690890199006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://deyimyerindedegilse.blogspot.com/2008/07/yamurdan-sonra-6-blm_30.html' title='Yağmur&apos;dan Sonra ( 6. bölüm)'/><author><name>e fe</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00479707536191005137</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_ANozYWeK-no/STA18IsRgXI/AAAAAAAAADo/k3fwIYax7aU/S220/efe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8639910536540408294.post-8236498551730171711</id><published>2008-07-30T12:23:00.001-07:00</published><updated>2008-08-03T12:50:05.693-07:00</updated><title type='text'>Yağmur'dan Sonra ( 7. bölüm)</title><content type='html'>Paraf 30'un açıklaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle avunmak nedir ondan bahsedelim. Avunmak üzüntüsünü hafifletmek adına kişinin kendisini boş ! ( neye göre boş kime göre boş? ) şeylerle oyalaması vakit geçirmesidir. Oto teselli dediğimiz avuntu sistemi bireysel olarak aklın kendini toparlamaya çalışması ve ümidini yüksek tutmasına da denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'oto teselli : teselliye neden teşkil eden, kişiyle çözüme ulaşılamayınca başvurulması zorunlu olan metod 'doğru kullanıldığı taktirde&lt;br /&gt;oto sevgi : (kendi kendini sevmek, kendinle barışık olmak )&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;oto saygı : (bilinç dışı kendiliğinden yapılan manuel olmayan saygı çeşidi)ile sonuçlanır. algı - algılama - algıda seçicilik - selective perception...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı size sırf algılardan ibaret gösteren bir film oldu mu ? rüyalarınızın hepsi gündüz gözüyle göremediğiniz seçmeceler mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gazali'nin bahsettiği inanma türlerinin 3ü de tamamen algıyla ilgiliydi. görünmeyeni görebilmek. daha doğrusu neyi görmek istiyorsanız onu görebilmeniz; isteğinizin şiddeti ile doğru orantılı.yardımcı malzemelerin en başta geleni : yalnızlık (inziva)çünkü yalnızlık tamamen gündelik telaşlardan arındırılmış bir zaman dilimi. her şeyinizle her halinizle yalnız kalmak. düşüncelerinizi görmek istediğinize yoğunlaştırmak. yalnızlık sadece tek yaşamak değil. kalabalıklar içinde yalnız kalmak deyimi ile sizin görmek istediğinizi etrafınızda yaşayanlar aynı şiddetle görmek istemiyorsa yine yalnız sayılırsınız.2 kız 2 erkek 4  kişilik bir yaz gecesinde algılarınız size görmek istediğinizi, tam da görmek istediğiniz bir anda gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hirA dağındaki inziva.&lt;br /&gt;A : alfabenin&lt;br /&gt;ilk harfi ( elif)&lt;br /&gt;-ikra'daki ilk harf,&lt;br /&gt;yaratan Rabbi'nin adıyla oku&lt;br /&gt;Yaratan Allah'ın ilk harfi&lt;br /&gt;o Allah ki :&lt;br /&gt;Ikra' bismi rabbikelleziy halak&lt;br /&gt;Halekal'insane min 'alak&lt;br /&gt;Ikre' ve rabbükel'ekrem&lt;br /&gt;Elleziy 'alleme bilkalem&lt;br /&gt;Allemel'insane ma lem ya'lem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Oku O yaratan Rabbinin adıyla!&lt;br /&gt;2. İnsanı bir kan pıhtısından yarattı!&lt;br /&gt;3. Oku, O, cömertliğinin sonu olmayan Rabbindir!&lt;br /&gt;4. Kalem ile (yazmayı) öğreten de.&lt;br /&gt;5. O, insana bilmediği şeyleri öğretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;" hira "&lt;/strong&gt;da, A yı başa alınca  &lt;strong&gt;" ahir " &lt;/strong&gt; zaman peygamberinin, elçilik ile görevlendirildiği gece. her dilde Allah'ın elçisi. tüm dünyanın yükünü aklını kaybetmeden aklını ezdirmeden yaşayabilecek, bedeninde değil ruhunda taşıyabilecek en güçlü insanın(s.a.v.) görevlendirildiği gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'ikra' oku demek bi çoğu için. ikra görmek isteyenler için 'gör' demek. hira'dan koşaradım inerken gökyüzünde meleklerin en büyüğünü yine gören insan.evine vardığında titreyerek yatağına uzandığı zaman, eşi hatice'nin üzerini örtüp kendisini görebildiği gece. ertesi gün hatice'nin yeni peygamberi, yaşlı ve kör Varaka'nın yanına götürüp olan biteni anlatınca, kör adamın ' sen ahir zaman peygamberisin' diyerek gerçeği gözlerin görmediğini gösteren kör adam Varaka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte görmek istediğini görebilmek normal insanlarda sınırları belli olan seviyenin,( algı seviyesinin) en alt ve en üst eşiği dışında kalan kısımlara bakabilmek. bunları algılayabilmek. nasıl ki göz kendisi için sınır sayılan ışınlar aralığında herkesin görebildiğini görüyor ve kulak da belli desibel aralığındaki sesleri duyabiliyorsa, bu iki algı elemanının gerçek efendisi beyin onların sınırlarını değiştirebiliyor. işte kalbin beyine hükmetmesi dedikleri olay bana göre bu demek. beyin kalbe yapması farz olan görevleri yaptırırken kalp ise beyini takva sahibi yapacak ya da mertebesini yükseltecek işlere sevk ediyor.algılarımız refleks dışı çalışan bir kalp gibi, beyin tarafından sürekli uyarılır. Beden sol tarafa ( kalbin üzerine ) yatıp devrilmek üzereyken kaptan beyin olanca gücüyle sağ lobun şalterlerine asılır ve kondansatörleri devreye sokar.elinde sözlük olduğu halde, okuması yazması olduğu halde, gözleri gördüğü halde, hayat kelimesinin anlamını başkalarına soranlar hakkında ne düşünürsünüz ? böyle insanlarla karşılaşınca hislerinizden hangisi ağır basar. Ne derdiniz ? Zavallı gariban mı? Gerizekalı aptal mı ? her karşıdan karşıya geçmesinde onu kör haliyle bir tırın altında mı bırakırdınız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatı okuyarak öğrenmek isteyenler için, bulunmaz hayat kaynağı, en popüler arama motorundan daha motor, ihtiyacınıza göre daha fazlasını verebilen, limonun sadece latincesini kökenini değil dilinizle okuduğunuz tadını damağınıza yapıştıran,ekşi sözlük’te kullanılan tanımlar ile ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algı:tam anlamiyla idrak anlamina gelen, algida farkliliklar, algida secicilik gibi genelde baska bir kelime esliginde kullanilan kelime.(encre, 01.07.2000 14:38)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algı ne ise gerçek odur. önemli olan olaylar değil onları nasıl algıladığımızdır. örnek için (bkz: matrix) ve (bkz: there is no spoon).algıyı etkileyen faktörler uyarıcının konumu, rengi, sesi, ortam koşulları, ışık, sıcaklık, hareket olabileceği gibi kişinin içinde bulunduğu ruh hali, geçmiş deneyimleri, öğrendiği sosyal normlar ve beklentileri de olabilir.(nepal, 15.01.2002 18:12)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;duyu verilerinin organize olarak yorumladiklari cevremizdeki nesne ve diger herseye bir anlam verme surecidir(alice in wonderland, 20.01.2002 15:16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algı göreceliligin kalesidir.dış dünya bizim gördüğümüz gibi değildir.beyin dış uyaranlara karşı bir filtreleme mekanizmasına sahiptir.bütünleştirme ve basitleştirme temelinde bir işlem uygular.ard arda yanan lambaların hareket ediyor gibi görülmesi (kara şimşek'in tamponundaki gibi) bunun basit kanıtlarındandır.şizofreni hastalarında ve halüsinojen kullananlarda bu filtre mekanizmasının zayıfladığı görülür.aslında şizofreni hastaları sanrı görmüyor biz onların gördüklerine vakıf olamıyoruz düşüncesi insanı ürpertir kimbilir daha neler göremiyoruz diye düşündürür...(supbilili luma, 17.04.2003 02:42)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece görme ile ilgili olmayıp aynı zamanda diğer duyu organlarımız için de bahsedebileceğimiz olgudur. biz dikkat etmesek de sürekli sesler duyup, bir yerlere dokunuyoruz. her duyduğumuz sese anlam vermeye çalışmıyoruz. moleküler düzeyde o titreşimler ya da uyarımlar sonucu sinir iletimleri durmadan gerçekleşiyor aslında. zaten nereden bilsin iç kulaktaki sinirler senin o duyduğun şeyi seçip seçmeyeceğini. o zavallılar sürekli işini yapıyor. gerisi beyine kalıyor.(someka, 28.12.2005 13:55)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;selective perception...&lt;br /&gt;Algıda seçicilik kısacası : aynı şeylere bakıp farklı şeyler görebilmektir. (horseraser, 05.10.1999)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin gözü denilen olay ile karıştırılmaması gerekir. Onun için daha büyük ölümsüz bir aşkın ateşi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Algıda seçicilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algida secicilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi birincisini anlamamız gerektiği gibi anlarken ikincisini bir dondurma markası olarak da algılayabiliriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;murphy yasalari ; aslında var olmayan yasalardır.murphy yasaları, "aradığınız şeyi en son baktığınız yerde bulursunuz" der. ancak günlük hayatta birçok şeyi arıyor, çoğunu da buluyoruz. ne zaman buluyoruz derseniz bazen ilk baktığımız yerde, bazen son baktığımız yerde bazen ikisinin de ortasında.. ama insan, en kötü tecrübeyi hafızaya daha derin kazıyor. on kere farklı şeyler arayan birisi, iki keresinde son baktığı yerde bulduysa bunları hatırlıyor geri kalanı siliyor. mesela kütüphanede kitap arıyorsunuz. aramaya başladıktan hemen sonra bulduysanız, anında bir sonraki hedefe kilitlenip (araştırılacak konuyu okumak, ödünç almak için sıraya yönelmek gibi..) bu çabuk bulunma hadisesindeki lütfu unutuyorsunuz, ama eğer en son bakılan yerde bulunduysa küfürler eşliğinde bu acı tecrübe bir yere yazılıyor. ikinci sefer de vuku bulunca "işte tamam bu böyledir" oluyor.aynı mantık diğer murphy yasalarında da gayet güzel uygulanır. murphy diyor ki, "yandaki sıra herzaman daha çabuk ilerler".kendi sıramız daha çabuk ilerleyince bunu kayda değer bile bulmuyoruz çünkü. aynı bizim sıramız yavaş ilerlerken diğer sıradaki insanların kendilerini şanslı ya da murphy yasalarından muaf hissetmedikleri gibi.ekmeğin yağlı kısmının yere düşmesi ise murphy yasasından çok fizik yasasıdır.(tduirlaan, 29.12.2006 19:48) insan duymak istedigini duyar, gormek istedigini gorur, bilmek istedigini bilir demenin kisa yolu, yada bilimsel yolu yada sadece yol(cadi, 29.07.2001 01:04)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuran-ı kerim’in şifresini çözdüğünü iddia edenlerin tezine benzer.ya da sırlar dünyası programları ..Ya da ‘vazo’ mu yoksa ‘iki insan yüzü’ mü ? olayına benzer.ormanlik alanda mantar toplayan koyluye, az ileride kamp yapan gencler de katilir;...&lt;br /&gt;- peki bunlarin zehirli olmadiklarini nerden biliyorsun ?&lt;br /&gt;- mantar zehirli olmaz yigenim&lt;br /&gt;- !! aman yapma, cok pis zehirler adami, anlamadan gidersin valla&lt;br /&gt;- olmaz, mantar zehirli olmaz&lt;br /&gt;- peki bak, su kirmizi ustune beyaz benekli olan zehirli mi degil mi ? soyle hadi&lt;br /&gt;- o mantar degil ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kişi elindeki oyun hamurunu, yıldız şeklindeki kalıba bastırdığında elindeki "yıldız şekilinde bir oyun hamuru" değildir, o her şekle girebilen bir oyun hamurudur ve o an -bir kısmı- yıldız şeklindedir, algıda seçicilik de böyledir. algı, kişinin kendisinin oluşturduğu ve içinde bulunduğu ve içinde bulunduğu topluluğun, grubun, toplumun kullandığı kalıplarla yapılır. söylenilenler/gösterilenler kalıptaki boşluklara denk geliyorsa bu noktadaki algı yüksek olur ama oturmadığı için reddedilebilir ve beğenilmez (bkz: yarası olan gocunur). yukarıdaki tanım algıda seçiciliğin alıngan tanımıdır. aslında seçim şu şekilde işler: az önce bahsedilen kalıplara dönelim. bu kalıplar derin veya sığ, esnek veya sert olabilir, buna “kişiselleştirme” veya örf, adet denir. kişi söylenileni/gösterileni bu kalıplara oturtabiliyorsa algılayabiliyor demektir, yoksa bunlar garip/saçma/anlaşılmaz olurlar. kalıbın içinde olan ile olmayanı ayırdıktan sonra hangisini algıladığımıza keyfimize göre karar veririz. genelde (ki “bütün genellemeler yanlıştır”) insan işine geleni seçtiğinden kalıbın içindekileri beğenir, dışındakileri beğenmez. o halde buradan kalıpların esnekliği ile açık fikirli olma arasında doğru bir orantı* olduğunu söyleyebiliriz. kalıpların varlığı inkâr edilemez ama esnek kalıplar için algı çeşitlendirme/genişletme imkânı vardır. bu konuda daha fazla bilgi için (bkz: algının kapıları).(orqan, 09.10.2004 10:56)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algının kapıları :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=mbI4f1WvN9w"&gt;www.youtube.com/watch?v=mbI4f1WvN9w&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=the+doors+of+perception"&gt;sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=the+doors+of+perception&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;aldous huxleyn'&lt;/strong&gt;in en kaydadeğer eserlerinden biridir algı kapıları. ingiltere ve abdde yayınlandığı dönem bolca eleştirilmiş, saygın bir yazarın nasıl saçmaladığı konusunda ortak bir fikir birliğine varılmıştı. o yıllarda kitabı en çok beğenen isimlerden bazılarının şunlar olması ise ilginçtir: bowles, burroughs, ginsberg... türkiyede yayınlandığı zamanlar ilk önce burun kıvrılan, sonra ise alt kültür nezdinde kabul görüp kült mertebesine ulaşan kitaptır. böle olunca da dar bir camiaya yönelik, az baskı yapmıştır. bugün eğer algının kapıları adlı kitabı aramayaı düşünüyorsanız doğruca sahaflara bakın. huxleynin drug olgusuyla etraflı bir geçmişi olmadığını göze alırsak hastanede yuttuğu bir miktar uyuşturucunun ona bu konuda kitap yazdıracak kadar etkili olmuş olması iyi bir tesadüftür diyebiliriz. sadece keyif vericiler tarihi üzerine bir güzelleme değil belki biraz da insanın oluşturduğu kitle ve keyif vericiler iktidarı üzerine kaleme alınmış bir araştırma. ilginçtir ki hastanelerde geçen süre özellikle sanatçının iç dünyasını dinlemesine yardımcı olabiliyor; zorunlu bir inzivadan sonra ortaya ilginç malzemeler çıkabiliyor. ingmar bergmanın da personanın taslağını hastanedeyken oluşturması bu bakımdan benzeşmektedir huxleynin durumuna. camille saint saens de danse macabreın iskeletini hastanedeyken tasarlamıştı. örnekler çoğaltılabilir, konumuzu saptırmayalım.the doorstakiler severler bu kitabı. isimlerini buradan aşıracak kadar çok okumuşlardır. jim morrisonın ergenlik dönemindeki başucu kitabı olarak bilinirdi. bunun dışında 1960ların psychedelic takılan gençliği ve beat generation yazarlarının da beğenisini çoklukla toplamıştı.(electric warrior, 03.09.2001 21:24 ~ 16.01.2005 14:50)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;huxley, 6 mayıs 1953 günü saat 11 sularında kanadalı genç psikiyatrist dr. humpry osmond'un gözetimi altında laboratuar koşullarında 400 mg. meskalin sülfat'ı oral yolla konsüme eder. sonrasında "adem'in yaratılışı esnasında hissettiklerini yaşadığını" söyleyecek kadar güçlü bir trip geçirir ve bu trip esnasında bahsi geçen kitabı için çeşitli notlar alır. doors of perception bir insanın psikoaktif uyuşturucu etkisi altındaki sayıklamaları değil; üzerinde yıllarca çalışılmış muhteşem bir eserdir gözümde. (superjesus, 19.01.2003 15:37 ~ 23.05.2006 12:13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aldous huxley adlı yüce şahsın yazdığı bir kitap. kitaptan öte notlar demek daha doğru olur. huxley'nin deney amacıyla güney amerika yerlilerinin peyote adını verdiği bir uyuşturucunun özü olan (ki bu madde sanıyorum vücutta salgılanan adrenalinin değişmiş hali gibi bişey) meskalin adlı uyuşturucu maddeyi alma deneyimini ve bundan çıkardığı sonuçları topladığı kitap.kitabın başında ve kitap boyunca sürekli, kendisinin hayal gücünün çok kısıtlı düzeyde olduğunu ve bu yüzden rüyalar ve hayaller yerine gerçek dünya üzerinden halüsinasyonlar gördüğünü belirtirkitabın özü ve isminin kaynağı şudur: bizim şu andaki dünya algımız yaşamımızı sürdürebilmek üzere koşullandırılmıştır (bkz: darwinizm). ve algı kapılarımız algılanabilecek başka şeyleri süzer. meskalin sayesinde beyne glikoz gitmesini engelleyerek beynin bu gardiyanlık görevini sekteye uğratabiliriz ve böylece şimdiye kadar algılayamadığımız şeyleri de algılayabiliriz.kitapta kumaşın kırışılıklarının ne kadar mucizevi geldiğinden ya da renkleri ne kadar parlak algıladığından bahseder. ve bir yerden sonra tasavvuf edebiyatı yapmaya başlamış gibi gelmeye başlamıştı bana. çünkü sonuç olarak şöyle bir yere varır: "meskalin almış insan algılamaktan o kadar zevk alır ki, algıladığını anlamaya çalışmaz." tasavvuf da zaten varlıkların içindeki tanrıdan dolayı varlıkların insana huşu vermesi felsefesi değil midir?kitap insanda uyuşturucu alma isteğini(özlemini) aşırı derecede kışkırtır. ve fakat transa geçmenin başka yolları da mevcuttur (bkz: trance). son söz: daha önce transı yaşamamış veya rasyonaliteden kurtulamamış olanlar için kitabın daha az şey ifade edeceği kanısındayım. vice versa. (memin, 20.06.2004 00:43 ~ 00:44)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;algisal yanilsamanin izometrik tersinir izdusumu algıları aslında birer screenshot olarak kabul edersek, bazı psişik süreçler (halüsinasyon gibi) sonrasında bireylerde ortaya çıkan bu durum, mevzu bahis görüntünün zihne projekte edilirken ortaya çıkan izdüşümün eş ölçülerde fakat aksi yönlerde yansıtılması nedeniyle algısal yanılmaya dönüşmesi olarak ifade edilebilir.(spinapubica, 21.10.2002 00:18)algida tamamlama birşeyin ne olduğunu anlamak için bütününe gerek duymamakkendi yazınızdaki imla hatalarını bulamamanın sebebi(darley, 16.02.2002 18:23)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ' yağmur'dan sonra ' ile ilgili detaylara geçelim .. emre bi yazı yazdı. Bir çoğu gerçek pek azı hayal olan yazıyı bitirdi ve isim olarak ‘yağmurdan sonra’ dedi. ‘bir damla’nın her damlası gerçekti. Sonradan eklediği gerçeklere dayalı dördüncü bölüm. Lakin ‘son gözyaşı’ bölümünde yaşanılması hayal edilmiş olaylar vardı.yazıyı bitirip bildirgec.org'de yayınladıktan sonra birkaç arkadaşı ile görüştü. çok iyi tanımadığı ama hiç yanılmadığı ve hep gerçek anlamda sevdiği, grafik tasarımcı Ahmet bey, yazının kitap olarak yayınlanması için bazı yayınevlerindeki –tanıdığı- editörler ile görüşeceğini anlattı, istanbula döndüğünde geriye sadece ince detayları konuşacaklardı. onun Ahmet abisi ki , gençliğinde ‘ 
